Yazdır
Gösterim: 5116

GENEL UYARILAR

Sen duyarsız topluma, o kentin ashabını örnek ver. Hani oraya elçiler gelmişti.

Hani Biz onlara iki elçi göndermiştik de onlar ikisini de yalanlamışlardı. Biz de üçüncü ile güçlendirmiştik de onlar: “Şüphesiz ki biz size elçileriz” dediler.

Onlar da: “Siz ancak bizim gibi bir beşersiniz. Rahman [yarattığı bütün canlılara dünyada çokça merhamet eden Allah], hiçbir şey indirmedi de. Siz sadece yalan söylüyorsunuz” dediler.

Elçiler dediler ki: “Rabbimiz biliyor ki biz gerçekten size gönderilmiş elçileriz. Bize düşen de sadece apaçık tebliğdir.”

O kentin halkı dedi ki: “Şüphesiz biz sizin yüzünüzden uğursuzluğa uğradık. Eğer vazgeçmezseniz, ant olsun ki sizi taşlayarak öldürürüz ve kesinlikle bizden size çok acıklı bir azap dokunur.”

Elçiler: “Sizin uğursuzluğunuz sizinle beraberdir. Size öğüt verildi diye mi? Aslında siz sınır tanımayan bir toplumsunuz” dediler.

O sırada o kentin en uzak yerinden bir adam koşarak geldi. Dedi ki: “Ey toplumum! Uyun elçilere! Uyun sizden hiçbir ücret istemeyen o kişilere ki, onlar “kılavuzlanan doğru yol”u bulmuşlardır. Bana ne oluyor da kulluk etmeyecekmişim O beni yaratana? Siz de sadece O’na döndürüleceksiniz. Ben, hiç O’nun astlarından ilâhlar edinir miyim? Eğer Rahman [yarattığı bütün canlılara dünyada çokça merhamet eden], Kendisinden bana bir zarar dileyecek olsa, ilâhların yardımı, torpili benden yana hiçbir yarar sağlamaz ve o ilâhlar beni kurtaramazlar. Şüphesiz ki ben, ilâhlar edindiğim takdirde apaçık bir sapıklık içindeyim. Şüphesiz ki ben, Rabbinize iman ettim. Haydi, kulak verin bana!”

Denildi ki: “Haydi gir cennete!” O da dedi ki: “Ne olurdu! Toplumum, Rabbimin beni bağışladığını ve beni onurlandırılanlardan yaptığını bir biseydi.”

Ve Biz arkasından onun toplumunun üzerine hiçbir ordu indirmedik, indirecek de değildik. Sadece bir çığlık! Bir de bakmışsın ki, onlar hemen sönüvermişlerdir.

Sûr’a üflenir; bir nevi kalk borusu çalar; alarm vurur, herkes kabirlerinden Rablerine doğru akın eder.

İnsanlar: “Eyvah başımıza gelenlere! Yatıp uyuduğumuz yerden bizi kim kaldırdı/uyandırdı? Anlaşıldı bu, Allah’ın vaat ettiği şeydir. Gönderilen elçiler de doğru söylemişler” derler.

Bugün bir ölüm değil birçok ölüm isteyin!–

Allah, sınırları aşanları ve Rabbinin ayetlerine inanmayanları böyle cezalandırır. Ve ahiretin azabı kesinlikle daha şiddetli ve daha süreklidir.

 “Vallahi biz, gerçekten apaçık bir sapıklık içinde idik. Çünkü biz sizi, âlemlerin Rabbi ile bir seviyede tutuyorduk. Ve bizi yalnızca o günahkârlar saptırdı. Artık bizim için yardım edecek, torpil yapacak hiçbir kimse ve candan bir yardımcı, yol gösterici, koruyucu yakın yoktur. Ah keşke bizim için bir geri dönüş olsaydı da biz de müminlerden olsaydık!”

İkram olarak cennetteki sayısız nimet mi daha hayırlı yahut cehennemdeki, dikenli, pis kokulu, zehirli kaktüs ağacı mı? Cehennemlikler ondan yiyecekler de karınlarını bundan dolduracaklardır. Sonra onlar için, bunun üzerine kaynar su karışımı bir içecek vardır. Sonra da dönecekleri yer, kesinlikle cehennemdir.

Tam tersi o, hak ile geldi ve bütün peygamberleri doğruladı.

kişinin, “Allah’ın yanında, yaptığım ölçüsüzlüklerden dolayı yazık bana! Doğrusu ben alay edenlerdendim” demesinden,

yahut “Allah bana doğru yolu gösterseydi, her hâlde ben Allah’ın koruması altına girmiş kimselerden olurdum” demesinden,

veya azabı gördüğü zaman, “Bana bir geri dönüş olsaydı da ben de o iyilik-güzellik üretenlerden olsaydım” demesinden önce Kur’an’ı izlemelidir.

Dağlara bakmalılar; onlar nasıl dikilmiş?

Yeryüzüne bakmalılar; o nasıl yayılmış?

bilemeyecekleri bir yerden azabın gelmeyeceğinden,

onlar dolaşıp dururlarken Allah’ın, kendilerini yakalayıvermesinden,

kendilerini azar azar/korku içinde yakalamasından kesinlikle emin değildirler.

Allah’ın ma‘mur evi; Ka‘be’yi, Fil ashâbı’na yıktırmayışı,

Âd ve Semûd toplumlarının değişime/ yıkıma uğratılışları,

Nûh toplumunun suya boğdurulması, Firavun ve yakınlarının suda boğulması, Sebe halkının sel felaketiyle cezalandırılması,

Semûd ülkesi gibi nice memleketlerin kuraklıkla, göllerinin, nehirlerinin kurutulup her yanının çölleşmesi ile cezalandırılması göz önüne alınınca Rabbimiz Allah’ın azabı, kesinlikle vuku bulacaktır, ona engel olacak birileri de yoktur.

Kimine amel defteri sağından verilecek, ameli defterini gören bu imanlı kişi:

 “Alın, okuyun kitabımı. Şüphesiz ben, hesabıma kavuşacağıma inanıyordum/ kesinlikle biliyordum” diyecektir. Artık o, meyveleri sarkmış yüksek bir cennette hoşnut bir yaşamdadır.  Bunlara Allah: Geçmiş günlerde yaptığınız işlerden ötürü afiyetle yiyin, için!buyuracak ve onları böylece onurlandıracaktır.

evrendeki çekim kuvvetini, evrendeki itme kuvvetini,

yıldızları; galaksileri; Güneş, Ay ve bunların kendi eksenlerinde ve bağlı olduğu yıldız çevresindeki yörüngelerde yüzmesini, bu sayede gece, gündüz ve diğer yaşam koşullarının, med-cezirin, gece-gündüzün, mevsimlerin oluşmasını,

tüm canlı türlerinin ve bitkilerin yaşam koşullarının ayarlanmasını dikkate almalı ve “o gün kişi, iki gücünün/mal ve çevresinin ne takdim ettiğine bakıp/yaptıklarıyla yüz yüze gelmeli; Allah’ın ilâhlığını ve rabliğini örten kişi, ‘Ah ne olaydı, ben bir toprak olsaydım’ diyerek pişman olmamalıdır.

Allah’ın ilâhlığını ve rabliğini örtenler için sürekli sıkıntı, bunalım ve vicdan azabı vesilesi olan,

mü’minlere hem kolay, hem de kolaylaştıran, onlara müjdeler veren, onların mutlu olmalarını sağlayan,

elden ele, dilden dile, gönülden gönüle dolaşıp duran, hep öne geçen, önemseten ve kişisel ve sosyal tüm işleri ayarlayan, her işe ait emirleri, yasakları olan; ilkeler koyan Kur’ân âyetlerini dikkate almalı ve “o gün kişi, iki gücünün/mal ve çevresinin ne takdim ettiğine bakıp/yaptıklarıyla yüz yüze gelmeli;  Allah’ın ilâhlığını ve rabliğini örten kişi, ‘Ah ne olaydı, ben bir toprak olsaydım’ diyerek pişman olmamalıdır.

İblis, insanlara vaatte bulunur ve onlara kuruntu verir. Oysa şeytan onlara aldatmadan başka bir şey vaat etmez. İşte bunlar, varacakları yer cehennem olanlardır. Onlar oradan kaçacak bir yer de bulamazlar.

Ey Kitap Ehli! Dininizde aşırılığa gitmeyin. Ve Allah hakkında gerçek dışı bir şey söylemeyin. Meryem oğlu İsa Mesih, sadece Allah’ın elçisi ve Meryem’e ilka ettiği/ulaştırdığı kelimesi ve Kendisinden bir ruhtur, vahiy aracılığı ile doğmuş biridir. Artık Allah’a ve elçilerine inanın. Ve “Üçtür” demeyin. Son verin, sizin için daha iyi olur. Allah, ancak bir tek ilâhtır. O, Kendisi için bir çocuk olmasından arınmıştır. Göklerde olan şeyler ve yeryüzünde olan şeyler yalnızca O’nundur. “Tüm varlıkları belirli bir programa göre ayarlayan ve bu programı koruyarak, destekleyerek uygulayan” olarak Allah yeter.

Artık her kim zerre miktarı bir hayır işlerse onu görecek, her kim de zerre miktarı bir şer işlerse onu görecektir.

-Eğer Allah dileseydi elbette onları cezalandırıp adaleti sağlardı. Fakat böyle olması, insanları birbiriyle denemek içindir.

*Allah yolunda öldürülen/öldüren; savaşan kimselerin amellerini Allah asla boşa çıkarmaz. Allah onları kılavuzlayacak, durumlarını düzeltecek ve onları, kendilerine tanıttığı cennete girdirecektir.

* Müminler Allah’a yardım ederse, O da kendilerine yardım eder ve ayaklarını sabit tutar. İnkâr eden kişilere ise, yıkım vardır. Allah, onların işlerini saptırtmıştır. Bu, şüphesiz onların, Allah’ın indirdiklerini beğenmediklerinden dolayıdır. Artık Allah da onların amellerini boşa çıkarmıştır.

* Mü’minlerin başarısı; Allah’ın yardımı ile dinde sabırla hareket etmelerindendir. İnkârcıların amellerinin boşa gitmesinin sebebi ise onların Allah’ın indirdiğini inkâr etmeleri yüzündendir.

* Tüm insanlar yeryüzünde yolculuk etmeli, eski medeniyetleri araştırmalı böylece kendilerinden öncekilerin akıbeti nasıl olmuş bir görmelidirler. Allah, onları yerle bir etti. Bu Allah’ın ilâhlığını ve rabliğini örtenlere de onların benzerleri vardır.

* Görevli güçler onların yüzlerine ve arkalarına vurarak onlara geçmişte yaptıklarını ve yapması gerekirken yapmadıklarını bir bir hatırlattırırken hallerinin perişanlığı zor anlatılır. Bu, onların Allah’ı gazaplandıran şeylere uymaları ve O’nun rızasını beğenmemelerinden dolayıdır. Artık Allah, onların amellerini boşa çıkarmıştır.

* Kalplerinde hastalık olan kimseler, Allah’ın, kendilerinin kinlerini asla ortaya çıkarmayacağını sanmamalıdır.

* Eğer Allah dileseydi, kesinlikle onları deşifre ederdi. Sonra da herkes onları nişanlarından tanırdı. Yine de herkes, onları sözlerinin üslubundan kesinlikle tanır. Allah ise işlerinizi bilir.

* Aklını iyi kullanmayanlar Allah’a ortaklar edindiler. Ortak koşanlar, bu konuda iyi araştırma yapıp ondan sonra kanaat sahibi olmalıdır.

* Kimse  Allah’a yeryüzünde bilmediği bir şey, ya da sözden açık olanı haber veremez. Aslında Allah’ın ilâhlığını ve rabliğini işine gelmediği için kabul etmemiş kişilere plânları güzel gösterildi de yoldan saptırıldılar. Allah kimi saptırırsa, artık onun için yol gösteren kimse yoktur.

* Onlar için şu basit dünya hayatında bir azap vardır. Ahret azabı ise kesinlikle daha ezicidir. Onları Allah’tan koruyacak biri de yoktur.

* Kim bu gerçek bilgiden sonra onların boş-iğreti arzularına uyarsan Allah’tan kendisine “bir yardımcı, yol gösterici yakın ve bir koruyucu” bulamaz.

* Onlardan önceki kimseler de hileler yapmışlardı. Fakat bütün hileleri bozup cezalandırmak Allah’a aittir. O, her kişinin ne kazandığını bilir. Bu yurdun akıbetinin kim için olduğunu, Allah’ın ilâhlığını ve rabliğini örtenler de yakında bilecekler.

* Kim Allah’a ve O’nun elçisine karşı gelir ve O’nun sınırlarını aşarsa, Allah onu, içinde sürekli kalmak üzere cehenneme girdirir. Ve alçaltıcı azap onun içindir.

* Yahudi ve Hıristiyanlar Allah, birtakım yüzleri silip de enselerine çevirmeden yahut Sebt halkını dışlayıp gözden çıkardığı gibi kendilerini dışlamadan önce yanlarında bulunanı doğrulamak üzere indirilmiş olan kitaba inanmak durumundadırlar. Ve Allah’ın emri yerine gelecektir.

* Allah, Kendisine ortak kabul edilmesini asla bağışlamaz. Bunun altındaki günahları dilediği kimseler için bağışlar. Kim Allah’a ortak tanırsa, şüphesiz pek büyük bir günah işlemiş olur.

* Görevli güçlerin, kendilerine haksızlık ederlerken, ölen kimselerin durumu; görevli güçler, “Ne işte idiniz?” derler. Onlar: “Biz yeryüzünde güçsüzleştirilmiş kimselerdik” derler. Görevli güçler: “Allah’ın yeryüzü geniş değil miydi, siz orada hicret etseydiniz ya?” derler. Artık, –erkeklerden, kadınlardan ve çocuklardan göçe güç yetiremeyen, kılavuzlandıkları doğru yolu bulamayan kimseler hariç– işte bunların varacakları yer cehennemdir. Ve o ne kötü gidiş yeridir!

* Bazıları, insanlardan gizlemek isterler de Allah’tan gizlemek istemezler. Hâlbuki Allah, söz olarak/ karar olarak Kendisinin razı olmadığı şeyleri onlar gece plânlarlarken kendileriyle beraberdir; onları görür, duyar.. Ve Allah, onların yaptıklarını kuşatıcıdır. Allah’a hiçbir şey gizli kalmaz.

* Müminler basit dünya yaşamında onları savunsa da; kıyamet gününde Allah’a karşı onları kimse savunamaz, onlara kimse vekil olmaz.

* Şüphesiz doğru yol kendilerine açıkça belli olduktan sonra gerisin geri Allah’ın ilâhlığını ve rabliğini inkara dönen kimseler, şeytan onlara hoş göstermiş ve onları uzun emellere düşürmüştür. Bu onların, Allah’ın indirdiğini beğenmeyen kimselere: “Bazı işlerde biz size itaat edeceğiz” demeleri sebebiyledir. Oysa Allah onların gizlediklerini biliyor.

* Rablerine uyanlar için “en güzel”; cennet vardır. O’na uymayanlar ise, yeryüzünde bulunan ne varsa hepsi ve onunla birlikte bir misli daha kendilerinin olsa, onu kurtuluş fidyesi olarak verirlerdi. İşte onlar, hesabın kötüsü kendileri için olanlardır. Varacakları yer de cehennemdir. Orası da ne fena yataktır!

* Allah’a yeminle ‘kesin söz’ verdikten sonra bozan ve Allah’ın birleştirilmesini emrettiği şeyleri; iman ve ameli kesen/ birbirinden ayıran ve yeryüzünde kargaşa çıkaran kimseler, dışlanacak, rahmetten mahrum bırakılacaklardır. Yurdun kötüsü; cehennem de onlar içindir.

* Kıyamet günü, bildik-bilmedik, gelmiş-gelecek hiç kimse, bir başkasının günahından sorumlu tutulmaz. Bunu inkâr mümkün mü?

* Suçlular nişanlarından tanınır da alınlarından ve ayaklarından tutuluverirler. İşte bu, suçluların yalanladığı cehennemdir. Onlar, onunla kaynar su arasında dolaşır dururlar. Bunu inkâr mümkün mü?

* Elçisi Muhammed’e “Sen elçi değilsin” diyenler, çarçabuk geçen dünyayı seviyorlar ve ağır bir günü arkalarına atıyorlar.

* Kentlerden niceleri var ki Rablerinin ve O’nun elçilerinin emrine başkaldırdı da Allah onları çetin bir hesaba çekti ve onları görülmemiş, duyulmamış bir azapla azap etti. Böylece onlar işlerinin vebalini tattılar. İşlerinin sonucu da tam bir zarara/ kayba uğrayarak acı çekmek olmuştur.

* Kitap verilen kişiler, ancak kendilerine açık kanıt geldikten sonra ayrılığa düştüler. Oysaki onlara sadece, dini yalnız Allah için arındıran kişiler hâlinde sadece Allah’a kulluk etmeleri, salâtı ikame etmeleri [mali yönden ve zihinsel açıdan destek olma kurumları oluşturmaları, ayakta tutmaları], zekâtı/vergiyi vermeleri emredilmişti. Ve işte bu, doğru/eksiksiz/aşınmaz dindir.

* Peygamber ve ordusunun hurma ağaçlarından herhangi bir şey kesmeleri veya onları kökleri üzerinde bırakmaları hep Allah’ın izniyle/ bilgisiyle ve O’nun, hak yoldan çıkan kimseleri rezil-rüsva etmesi için yapılmıştır.

* Kesinlikle Müminler, onların kalplerinde korku yönünden, Allah’tan daha çetindir. Onların, Allah’tan çok müminlerden korkmaları, şüphesiz bunların iyi anlamayan bir toplum olmasındandır.

* Onlar, toplu olarak müminlerle savaşamazlar, ancak, müstahkem şehirlerde yahut duvarların ardından savaşırlar. Kendi aralarındaki çekişmeleri, kendilerinden az önce, işlerinin günahını tatmış olan, ahrette de kendileri için acı bir azap bulunan kimselerin durumu gibi pek çetindir. Görenler onları toplu sanır, oysa onların kalpleri, tıpkı, hani insana “Allah’ın ilâhlığını ve rabliğini ört” deyip de Allah’ın ilâhlığını ve rabliğini örtünce de “Kesinlikle ben senden uzağım; şüphesiz ben, âlemlerin Rabbi olan Allah’tan korkarım” diyen o şeytanın örneğinde olduğu gibi darmadağınıktır. Böyledir, çünkü onlar aklını kullanmayan bir topluluktur.

* Sonunda ikisinin de akıbeti, ikisinin de, içinde sürekli olarak ateşin içinde olmaktır. Ve işte bu, şirk koşarak, küfrederek yanlış yapanların cezasıdır.

* Eğer Allah, bu Kur’ân’ı bir dağa/çok iri cüsseli bir yükümlü varlığa indirseydi, Allah’a olan saygıyla, sevgiyle ve bilgiyle ürpertiden o, samimiyetle saygı duyar, baş eğer ve parça parça olurdu. Allah bu örnekleri iyiden iyiye düşünürler diye insanlara vermiştir.

* İftiracılar ve destekçileri için çok büyük bir azap olacaktır.

* Birileri, “Allah’a ve elçiye inandık ve itaat ettik” diyorlar. Sonra da onlardan bir grup, arkasından geri duruyorlar ve bunlar, böyleleri mümin değildir.

* Bazıları aralarında hükmetmesi için Allah’a ve elçisine çağrıldıkları zaman, bundan kaçınmakta ve oradan uzaklaşmaktadır. Ama eğer hak kendi lehlerine ise, ona, gönülden bağlı kimseler olarak gelirler. Bunlar, kalplerinde hastalık olan kimselerdir. Bunlar, Allah ve elçisinin kendilerine haksızlık edeceğinden korkarlar. Bunlar, yanlış davrananların ta kendileridir!

* Sakın, Allah’ın ilâhlığını ve rabliğini işine gelmediği için inkâr etmiş kimselerin, yeryüzünde aciz bırakacakları sanılmasın. Onların da varacağı yer ateştir. Kesinlikle de o, ne kötü bir varış yeridir!

* Saklanarak sıvışıp gidenleri Allah kesinlikle bilmektedir. Bu sebeple, O’nun emrine aykırı davrananlar, kendilerine bir sosyal yangının isabet etmesinden veya kendilerine çok acıklı bir azabın isabet etmesinden sakınsınlar.

* İnsanlardan bazıları Allah hakkında bilgisizce tartışır ve her azılı şeytanı izler.

* Azılı şeytan hakkında: “Şüphesiz kim şeytanı yol gösterici, gözetici bir yakın yaparsa artık o, kesinlikle şeytanı kendine velileştireni saptırır ve onu cehennemin azabına kılavuzlar” diye yazıldı.

* İnsanların ilâhı, bir tek ilâhtır. O nedenle, yalnız O’nun için Müslüman olunmalıdır.

* Hayvanların etleri ve kanları kesinlikle Allah’a ulaşmayacaktır. Ancak, O’na, kullardan “Allah’ın koruması altına girme” ulaşır.

* Mekke müşriklerinin Rasülüllah’ı yalanladıkları gibi onlardan önce Nuh’un toplumu, Ad, Semud, İbrahim’in toplumu, Lutrun toplumu, Medyen ashabı da yalanlamışlardı. Musa da yalanlandı da Allah, Allah’ın ilâhlığını ve rabliğini örten  kimselere bir süre verdi. Sonra da onları yakalayıverdi. Peki, Allah’ı tanımamak nasılmış!

* İnsanlar yeryüzünde dolaşmalılar ki kendilerinin, akıl edecekleri kalpleri ve işitecekleri kulakları olsun, bilinçlensinler. İşte, şüphe yok ki, gözler kör olmaz, fakat göğüslerin içindeki kalpler kör olur.

* İnkârcılar Resul’den azabı çabuklaştırmasını istediler. Hâlbuki Allah sözünden asla caymayacaktır. Ve şüphesiz Rabbimiz Allah’ın katında bir gün, insanların sayacaklarından bin sene gibidir.

* Acizleştirme yarışı yaparak Allah’ın ayetleri hakkında ileri geri konuşan kimseler, cehennemin yaranıdır.

* Allah’ın ayetleriyle mücadele eden, elçisinin davasında mücadelesini zayıflatmaya çalışanlar başarısızlığa uğrarlar. Ahirette de cehenneme girerler.

* Allah’ın ilâhlığını ve rabliğini işine gelmediği için inkâr eden ve Allah’ın ayetlerini yalanlayan kimseler için alçaltıcı azap olacaktır.

* Allah’ın, gökten su indirip de yeryüzünün yemyeşil oluvermesi iyi gözlemlenmeli, düşünülmelidir. Allah, çok armağan verendir, en iyi haberi olandır. Göklerde ve yeryüzünde olan şeyler yalnızca Allah’ındır. Ve şüphesiz Allah, muhtaç olmayandır, övülmeye en çok layık olandır.

* Allah’ın yeryüzündekileri insanlara boyun eğdirdiği [hep sizin yararlanacağınız ölçülerde yarattığı] ve Kendisinin emriyle denizlerde akıp giden gemiler iyi gözlemlenmeli, iyi düşünülmelidir. Göğü de Kendi izni/ bilgisi olmaksızın yere düşmekten O tutuyor. Şüphesiz Allah insanlara çok şefkatlidir, çok merhametlidir.

* Allah, insanlara hayat vermiş olan, sonra öldürecek olan, sonra da diriltecek olandır. Şüphesiz insan, kesinlikle çok nankördür.

* Gökte ve yeryüzünde olan şeyleri Allah’ın kesinlikle bildiği iyi bilinmelidir. Şüphesiz bu, bir kitaptadır. Şüphesiz bu, Allah’a çok kolaydır.

Kendilerine Allah’ın ayetleri apaçık olarak okunduğu zaman, Allah’ın ilâhlığını ve rabliğini işine gelmediği için inkar etmiş olan kimselerin yüzlerinde, vahiy ve ortak kabul ile kötülüğü, çirkinliği kabul edilen şeyleri tanınır. Neredeyse, kendilerine Allah’ın ayetlerini okuyan kimselere saldıracaklar.

* Bunlara şöyle denilmelidir: “Peki, size ondan daha kötü olanını haber vereyim mi? Ateş! Allah, ateşi Kendisinin ilâhlığını ve rabliğini işine gelmediği için inkâr etmiş olan kimselere vaat etti. O, ne kötü bir dönüş yeridir!”

* İnsanlara Allah bir örnek vermektedir, şimdi ona kulak verilmelidir: Sizin Allah’ın astlarından şu yakardıklarınız bir araya gelseler bile, bir sineği asla yaratamazlar. Ve sinek onlardan bir şey kapsa onu kurtaramazlar. İsteyen ve istenen güçsüzdür.

* İnsanlar Allah’ı gereği gibi değerlendirip bilemediler. Şüphesiz ki Allah çok kuvvetlidir, her şeye üstündür.

* Allah, kendi süresinin sonu gelmiş bulunan hiçbir kimseyi asla ertelemez. Allah, yapılan her şeyden haberdardır.

* Allah’a ve elçisine sınırı aşmaya kalkan kimseler, kendilerinden öncekilerin alçaltıldığı gibi alçaltılacaklardır. Hâlbuki kesinlikle Allah, apaçık ayetler indirmiştir. Ve Allah’ın ilâhlığını ve rabliğini örten kimseler için küçük düşürücü bir azap vardır.

* Allah, onların hepsini dirilteceği gün yaptıkları şeyleri kendilerine haber verecektir. Allah onların yaptıkları şeyleri bir bir saymıştır, onlar ise unutmuşlardır. Allah, her şeye en iyi şahittir.

* Göklerde olan şeyleri ve yeryüzünde olan şeyleri Allah bilir.  Üç kişinin gizli konuştuğu yerde O, kesinlikle dördüncüleridir. Beşte de O, kesinlikle altıncılarıdır. Bunlardan az veya çok olsunlar ve nerede bulunurlarsa bulunsunlar O, kesinlikle onlarla beraberdir. Sonra kıyamet günü onlara yaptıkları şeyleri haber verecektir. Allah, her şeyi en iyi bilendir.

* Fısıldaşmaktan (kulis yapmaktan) yasaklandıktan sonra yine o yasaklananı yapmaya kalkışanlar ve günah, düşmanlık ve elçiye karşı gelmek hususunda fısıldaşanlar bulunmaktadır. Onlar Rasülüllah’a geldikleri zaman onu, Allah’ın selâmlamadığı ile selâmlıyorlar. Kendi içlerinden de: “Bu söylediklerimiz yüzünden Allah’ın bize azap etmesi gerekmez miydi?” derler. Cehennem onlara yeter. Oraya yaslanacaklardır. Ne kötü dönüş yeridir!

* Allah’ın kendilerine gazap ettiği bir topluluğu yardımcı, koruyucu; yönetici yapanları görmek, düşünmek gerek. Onlar ne müminlerdendir, ne de onlardan. Ve onlar bilerek yalan yere yemin ediyorlar. Allah onlara çok çetin bir azap hazırlamıştır. Şüphesiz onlar, yapmış oldukları çok kötü olanlardır!

* Yeminlerini kalkan edinerek Allah’ın yolundan çevirmektedirler. Artık onlar için küçük düşürücü bir azap vardır.  Onların malları ve evlatları, kendilerine, Allah’a karşı hiçbir şekilde asla yararı olmaz. Onlar, ateşin ashabıdırlar. Onlar, orada sürekli kalanlardır.

* Allah, onların hepsini tekrar dirilttiği gün, müminlere yemin ettikleri gibi O’na da yemin edecekler ve kendilerinin bir şey üzerinde bulunduklarını sanacaklardır. Gözünüzü açın! Şüphesiz onlar, yalancıların ta kendileridir.

* Şeytan onları istilâ etmişti de onlara Allah’ı anmayı terk ettirmişti. Onlar, şeytanın grubudur. Gözünüzü açın! Şeytanın grubu kesinlikle kaybedenlerin ta kendisidir.

* Allah’a ve elçisine karşı sınırı aşmaya uğraşanlar, en aşağılık kişiler ara* sındadırlar.

* Bir zamanlar, Bedevi Araplar, “İnandık!” dediler. Onlara: “Siz İnanmadınız, ama ‘Eslemna [sağlamlaştırdık/kendimizi sağlama aldık]!’ deyin; iman henüz kalplerinize girmedi. Ve eğer Allah’a ve elçisine itaat ederseniz, O, yaptıklarınızdan hiçbir şeyi size eksiltmez.” denilmiştir.  Gerçekten Allah, çok bağışlayıcıdır, çok merhametlidir!

* Önceden Allah’ın ilâhlığını ve rabliğini işine gelmediği için reddeden kimselerin haberi insanlara gelmiştir. İşte onlar, işlerinin vebalini tattılar. Onlar için acı bir azap da vardır. Bu cezalandırma, kendilerine elçileri açık deliller ile geldiğinde: “Bir beşer mi bize yol gösterecek?” deyip de Allah’ın ilâhlığını ve rabliğini inkâra çalışmaları ve sırt çevirmeleri nedeniyle olmuştur. Allah muhtaç olmadığını gösterdi. Allah zengindir, övülmeye en iyi lâyık olandır.

* Toplanma günü için insanları toplayacağı gün; –işte o gün, karşılıklı aldatma/aldanma günü; kimin kimi aldattığının ortaya çıktığı gündür– kim Allah’a inanır ve salihi işlerse Allah, onun kötülüklerini örter ve onu, içinde sonsuza dek kalıcılar olarak altlarından ırmaklar akan cennetlere sokar. İşte bu, büyük kurtuluştur.

De ki: “Ey Kitap Ehli! Tevrat’ı, İncil’i ve Rabbinizden size indirilen kuralları hayata geçirmedikçe hiçbir şey üzerinde değilsiniz.” Şüphesiz ki Rabbinden sana indirilenler, onların çoğunda azgınlığı ve Allah’ın ilâhlığını ve rabliğini örtmeyi artırıyor. Öyleyse Allah’ın ilâhlığını ve rabliğini örtenler toplumu için üzülme! “

 “Allah’ın astlarından sizin için zarar vermeye ve yarar sağlamaya gücü yetmeyen şeylere mi kulluk ediyorsunuz? Oysa Allah, çok iyi işitendir, çok iyi bilendir.”

 “Ey Kitap Ehli! Dininizde hakkın dışında aşırılığa gitmeyin. Daha evvel sapmış, birçoklarını saptırmış ve hak yolun ortasından sapmış bir toplumun tutkularına da uymayın.”

Onlardan birçoğunun, Allah’ın ilâhlığını ve rabliğini örten kişilerin; kollayıcı, gözetici, yönetici yaptıklarını görülür. Benliklerinin kendilerinin önüne getirdiği şey; Allah’ın kendilerine gazap etmesi ne kadar kötüdür! Onlar, azap içinde de sürekli kalıcıdırlar.

Ve eğer onlar, Allah’a, peygambere ve ona indirilene inanmış olsalardı, onları koruyucu, yol gösterici yakınlar edinmezlerdi. Velâkin onlardan birçoğu yoldan çıkmış kimselerdir.

Eğer babalarınız, oğullarınız, kardeşleriniz, eşleriniz, akrabalarınız, kabileniz, elde ettiğiniz mallar, durgunluğa uğramasından ürperdiğiniz ticaret, hoşlandığınız meskenler, size Allah’tan, O’nun elçisinden ve O’nun yolunda cihattan daha sevimli ise, artık Allah emrini getirinceye kadar bekleyiniz. Ve Allah hak yoldan çıkmışlar toplumuna kılavuzluk etmez.

Ey iman etmiş kişiler! Ne oldu ki size, Allah yolunda savaşa çıkın denildiği zaman yere ağırlaşıp kaldınız/çakılıp kaldınız. Ahretten cayıp basit dünya hayatına mı razı oldunuz? Ama ahrettekine göre, bu basit dünya hayatının kazanımı pek azdır.

Eğer savaşa çıkmazsanız, Allah sizi acıklı bir azap ile azaplandırır ve yerinize başka bir toplumu getirir ve siz O’na zarar diye bir şey veremezsiniz. Ve Allah, her şeye en iyi güç yetirendir.

Eğer siz elçiye yardım etmezseniz, bilin ki Allah ona kesinlikle yardım etmiştir. Hani o Allah’ın ilâhlığını ve rabliğini örtmüş kişiler, onu ikinin ikincisi olarak çıkarmışlardı. Hani ikisi mağarada idiler. Hani o, arkadaşına “Üzülme, şüphesiz Allah bizimle beraberdir” diyordu. Bunun üzerine Allah, onun üzerine kalbi teskin eden güven ve yatışma duygularını/morallerini içlerine koymuş, onu sizin görmediğiniz askerlerle güçlendirmiş ve Allah’ın ilâhlığını ve rabliğini örten kişilerin sözünü en alçak yapmıştı. Allah’ın kelimesi de en yücenin ta kendisidir. Ve Allah, en üstün, en güçlü, en şerefli, mağlûp edilmesi mümkün olmayan/mutlak galip olandır, en iyi yasa koyan, bozulmayı iyi engelleyen/sağlam yapandır.

Hafif teçhizatla ve ağırlıklı olarak savaşa çıkın ve mallarınızla, canlarınızla Allah yolunda gayret gösterin. Eğer bilirseniz bu sizin için daha hayırlıdır.

Eğer sefer, yakın bir kazanç ve sıradan bir sefer olsaydı, onlar kesinlikle seni izlerlerdi. Fakat o yapılması zor olan iş kendilerine uzak geldi. Bununla beraber, “Bizim de gücümüz yetseydi, kesinlikle sizinle beraber elbette çıkardık” diye Allah’a yemin edecekler –kendilerini yıkıma uğratıyorlar– ve Allah biliyor ki onlar, kesinlikle yalancı kimselerdir.

Allah seni affetti. Doğru kimseler, sana iyice belli oluncaya ve sen yalancıları bilinceye kadar, niçin onlara izin verdin?

Allah’a ve ahret gününe inanan kimseler, mallarıyla ve canlarıyla cihat etmeye senden izin istemezler. Ve Allah, o Kendi koruması altına girmiş kimseleri en iyi bilendir.

Senden izin isteyenler, sadece Allah’a ve ahret gününe inanmayan ve kalpleri şüpheye düşüp de şüphelerinin içinde bocalayıp duran kişilerdir.

Ve eğer çıkışı isteselerdi, kesinlikle çıkış için birtakım hazırlık yaparlardı. Fakat Allah, onların gönderilmelerini hoş görmedi de onları yoldan alıkoydu. –Ve “Oturun oturanlarla beraber!” denildi.–

Eğer sizin içinizde çıkmış olsalardı, sadece bozgunculuğu artıracaklardı ve kesinlikle aranıza sosyal yangın sokmak için koşacaklardı. İçinizde onlara kulak verecekler de vardı. Ve Allah, o yanlış davrananları çok iyi bilendir.

Andolsun ki onlar, bundan önce de insanları dinden çıkarmak istediler ve sana türlü işler çevirdiler. Sonunda hak geldi ve onlar istemedikleri hâlde Allah’ın emri açığa çıktı.

Onlardan bazı kimseler, “Bana izin ver, beni sosyal yangına düşürme/başımı belaya sokma!” derler. Gözünüzü açın! Onlar sosyal yangının içine düştüler. Cehennem de Allah’ın ilâhlığını ve rabliğini örten o kimseleri çepeçevre kuşatıcıdır.

Eğer sana bir iyilik dokunursa fenalarına gider. Eğer sana bir musibet dokunursa, “Biz kesinlikle tedbirimizi önceden almıştık” derler. Ve onlar sevinenler olarak yan çizip giderler.

De ki: “Hiçbir zaman bize Allah’ın bizim için yazdığından başkası dokunmaz. O, bizim mevlamızdır. Onun için müminler yalnızca Allah’a işin sonucunu havale etsinler.”

De ki: “Siz, bize iki güzelliğin birinden başkasını mı gözetirsiniz? Biz ise size, Allah’ın Kendi katından veya bizim elimizle bir azap indirmesini gözetiyoruz. Haydi, siz gözetedurun, şüphesiz biz de sizinle beraber gözetenleriz.”

De ki: “İsteyerek veya istemeyerek Allah yolunda harcama yapın; sizden hiçbir zaman kabul edilmeyecektir. Şüphesiz siz hak yoldan çıkanların toplumu oldunuz.”

Ve onların yaptıkları harcamaların kendilerinden kabul olunmasına, sadece, onların Allah’ın ilâhlığını ve rabliğini örtmeleri, O’nun elçisinin gerçek elçi oluşunu örtmeleri ve salâta [mali yönden ve zihinsel açıdan destek olmaya] a sadece tembel tembel gitmeleri, Allah yolunda harcamalarını da ancak istemeyerek yapmaları engel oldu.

Öyleyse onların malları ve evlatları seni imrendirmesin. Ancak Allah, bunlarla, onları basit dünya yaşamında cezalandırmak, onlar Allah’ın ilâhlığını ve rabliğini örten birileri iken canlarını çıkarmak istiyor.

Sizden olmadıkları hâlde, şüphesiz kendilerinin kesinlikle sizden olduğuna dair Allah’a yemin de ederler. Velâkin onlar, korkup duran bir topluluktur.

Eğer onlar, sığınacak bir yer veya barınacak mağaralar veyahut girilecek bir delik bulsalardı, kesinlikle başlarını dikerek o tarafa doğru yönelirlerdi.

Onlardan bazıları da, sadakalar hakkında sana dil uzatan kimselerdir. Ki, o sadakalardan kendilerine verilmişse hoşnut olurlar, verilmemişse hemen öfkeleniverirler.

Ve keşke onlar, Allah ve elçisinin kendilerine verdiğine razı olsalardı. Ve “Bize Allah yeter. Allah, yakında bize armağanlar verecektir, Elçisi de. Şüphesiz biz, sadece Allah’a rağbet edenleriz” deselerdi.

Allah ve elçisiyle boy ölçüşmeye kalkarsa, şüphesiz onun için içinde sonsuza dek kalanlar olarak cehennem ateşi olduğunu bilmelidir. İşte bu, en büyük rüsvalıktır.

Bu mesaj bu günün müminler için de geçerlidir.

Sonra, ne zaman ki Allah, onlara armağanlarından verir, onda cimrilik ederler ve yüz çevirerek geri dururlar.

Şüphesiz onlar; müminlerden, sadakalardan kendi gönülleriyle bağışta bulunanlara ve güçlerinin yettiğinden fazlasını bulamayanlara dil uzatan, sonra da onlarla alay eden kimseler, Allah’ın, onların sırlarını ve fısıltılarını bilip durduğunu ve şüphesiz Allah’ın bütün bilinmeyenlerin çok iyi bilicisi olduğunu bilmediler mi? Allah, onları maskaraya çevirmiştir. Ve onlar için çok acıklı bir azap vardır.

Bunlara şöyle mesaj gönderildi: “Cehennem ateşi daha sıcaktır.” Keşke iyice kavrayıp anlayabilselerdi. Artık kazandıkları günahın cezası olarak, çok az gülsünler, çok çok ağlasınlar.

Vebal, ancak zengin oldukları hâlde senden izin isteyen o kimselerin aleyhinedir. Bunlar geride kalanlarla birlikte olmaya razı oldular. Allah da onların kalpleri üzerine damga/mühür bastı. Bundan dolayı onlar bilmezler.

Kendilerine döndüğünüz zaman size özür beyan edecekler. De ki: “Özür beyan etmeyin. Size kesinlikle inanmayız. Allah bize, sizin haberlerinizden önemli haberler verdi.” Bundan sonra da Allah ve elçisi işinizi görecektir. Daha sonra da görünmeyeni ve görüneni bilen Allah’a döndürüleceksiniz. Sonra da O, size yapmış olduklarınızı haber verecektir.

Kendilerine döndüğünüz zaman, onlardan uzak durmanız için, size Allah’a yemin edecekler. Siz de onlardan hemen uzak durun. Şüphesiz onlar kirlidir, pislenmiştir. Kazandıklarının cezası olarak varacakları yer de cehennemdir.

Kendilerinden razı olasınız diye size yemin ederler. Artık eğer siz onlardan razı olursanız da, bilin ki Allah şüphesiz hak yoldan çıkmış o kimseler toplumundan razı olmaz.

ayak bastıkları her yer ve düşmana karşı elde ettikleri her başarı karşılığında kendilerine kesinlikle salih bir amel yazılmış olması,

yaptıkları küçük ve büyük her harcama ve geçtikleri her vadi karşılığında, kesinlikle kendileri için, yaptıkları işin daha güzeliyle Allah’ın kendilerini ödüllendirmesi yazılmış olması sebebiyledir. Şüphesiz Allah iyilik-güzellik üretenlerin ödülünü kaybetmez.