Yazdır
Gösterim: 4895

KONU BAŞLIKLARI

 

KUR’AN

Rasülüllah; MUHAMMED As.

Elçilerin görevi

Kıyamet bilgileri

ÖLÜM SONRASI DİRİLMEK

Bakara 260. ayet, Allah’ın ölüleri diriltebileceğinin bilfiil ispatı durumundadır. Bu ayette, İbrahim peygamberin kuşları kendine ısındırırken kendisi ile kuşlar arasında oluşacak bağa işaret edilmiş ve bu bağ Allah’ın ölüleri nasıl dirilteceği ile ilişkilendirilmiştir. Buna göre; İbrahim peygamber ile kuşlar arasında oluşan bağ nasıl kuşların İbrahim peygamberin kontrolüne girip ona dönmelerini sağlıyorsa, Allah ile canlı ve cansız varlıklar arasında oluşturulmuş bağlar da her şeyin Allah’a dönmesini sağlamakta, bunun için Allah’ın “ol!” demesi yeterli olmaktadır.

MAHŞER SAHNELERİ

Büyüklük taslayan kimseler, zayıf düşürülen kimselere: “Size kılavuz geldikten sonra, sizi ondan biz mi çevirdik? Tam tersi, siz kendiniz suçlular oldunuz” diyeceklerdir.

Bunlar azabı gördükleri zaman pişmanlıklarını gizleyeceklerdir. Allah da Kendisinin ilâhlığını ve rabliğini örtmüş olan o kimselerin boyunlarına demir halkalar geçirecektir.

Onlar da: “Bize vaadini doğru çıkaran ve bizi bu arza vâris yapan ve cennette bizi istediğimiz yerde konup göçürten o Allah’a sonsuz övgüler olsun” diyecekler. –İşte, çalışanların ödülü ne güzeldir!–

Allah:

-   “Siz mi saptırdınız şu kullarımı, yoksa kendileri mi o yolu kaybettiler?”.

O sahte ilâhlar:

Tüm noksanlıklardan arındırırız Seni. Senin astlarından yardım eden, yol, gösteren ve koruyan yakınlar edinmek bize yaraşmaz. Ama Sen onları ve atalarına öylesine nimetler verdin ki, öğüdü/ kitabı, terk ettiler ve değişime/ yıkıma, uğramaya giden bir topluluk oldular.”

Böylece putlar, kendilerine bilinçsizce tapanları yalanlayacaklar. Geri dönüş de yok artık.  Kim şirk koşarak yanlış iş yaparsa, Allah ona büyük bir azabı tattıracak.

Ve o gün, şirk koşmak suretiyle yanlış yapan o kimse ellerini ısırarak; “Eyvah, keşke elçi ile beraber bir yol tutsaydım! Eyvah, keşke falancayı iz bırakan bir önder edinmeseydim. Hiç şüphesiz bana geldikten sonra, beni öğütten/ kitaptan o saptırdı. Ve şeytan insan için bir rezil edenmiş!” diyecek.

Elçi de: “Ey Rabbim! Hiç şüphesiz benim toplumum şu Kur’an’ı mehcur/ terk edilmiş bir şey edindiler” diyecek.

 “Vallahi biz, gerçekten apaçık bir sapıklık içinde idik. Çünkü biz sizi, âlemlerin Rabbi ile bir seviyede tutuyorduk. Ve bizi yalnızca o günahkârlar saptırdı. Artık bizim için yardım edecek, torpil yapacak hiçbir kimse ve candan bir yardımcı, yol gösterici, koruyucu yakın yoktur. Ah keşke bizim için bir geri dönüş olsaydı da biz de müminlerden olsaydık!”

Allah’ın azabı kendilerine ansızın veya açıkça gelirse, şirk koşarak yanlış davrananların toplumundan başkası mı değişime/yıkıma uğratılmış olur!

Onlara: “Siz, “bir ve tek” olarak Allah’a davet edildiğiniz zaman inanmadınız. O’na ortak koşulunca da inandınız. Artık hüküm, o çok yüce ve çok büyük Allah’ındır.” diye cevap verilecektir.

Bekçiler de: “Size elçileriniz açık kanıtları getirmediler miydi?” diye soracaklar. Onlar: “Evet, getirmişlerdi” diyecekler.

 Bekçiler: “Öyle ise kendiniz yakarın” diyecekler. Allah’ın ilâhlığını ve rabliğini kabullenmeyenlerin yakarması boşu boşunadır.

Onlar kendi derilerine, “Niye aleyhimize şâhitlik ettiniz?” diyecekler. Onlar da  “Her şeyi konuşturan Allah, bizi konuşturdu ve sizi ilk defa O yarattı ve O’na döndürülmektesiniz. Siz, işitme, görme duyularınız ve derileriniz aleyhinize şâhitlik etmez diye gizlenmiyordunuz. Üstelik yapmakta olduklarınızdan birçoğunu Allah’ın bilmeyeceğine inandınız. İşte sizin bu inancınız; Rabbiniz hakkında beslediğiniz inancınız, sizi bir yıkıma uğrattı, böylelikle zarara, kayba uğrayıp acı çekenlerden oldunuz.” diye karşılık verecekler.

–“Tutun şunu da çılgınca yanan ateşin ortasına sürükleyin. Sonra onun başının üstüne kaynar su azabından dökün.”–

–“Tat bakalım! Şüphesiz sen, çok güçlü ve çok üstün biri idin! Şüphesiz işte bu, sizin kendisine kuşku duyup durduğunuz şeydir.”–

Ve iş bitince şeytan [İblis/düşünce yetisi] onlara, “Şüphesiz ki Allah size gerçek vaadi vaat etti, ben de size vaat ettim, hemen de caydım. Zaten benim size karşı zorlayıcı bir gücüm yoktu. Ancak ben sizi çağırdım siz de bana karşılık verdiniz. O nedenle beni kınamayın, kendi kendinizi kınayın! Ben sizi kurtaramam, siz de benim kurtarıcım değilsiniz! Şüphesiz ben, önceden beni Allah’a ortak koşmanızı da kabul etmemiştim” diyecek.

Artık Sûr’a üflendiği zaman, aralarında soy-sop ilişkisi yoktur, kimse kimseden bir şey isteyemez de. Böylece kimlerin tartıları ağır basarsa, işte onlar asıl kurtuluşa erenlerdir. Kimlerin de tartıları hafif gelirse, artık bunlar da kendilerine yazık etmişlerdir; cehennemde sürekli kalıcıdırlar.

Orada onlar, dişleri sırıtır hâlde iken ateş yüzlerini yalar.

Allah onlara “Benim âyetlerim size okunmadı mı? Siz de onları yalanlıyor muydunuz?” diyecek. Onlar da  “Rabbimiz! Azgınlığımız bizi yendi ve biz, bir sapıklar topluluğu olduk. Rabbimiz! Bizi buradan çıkar. Eğer bir daha aynısını yaparsak işte o zaman gerçekten biz yanlış yapanlarız.” diye karşılık verecekler. Bunun üzerine Allah, “Sinin oraya! Bana konuşmayın da. Şüphesiz Benim kullarımdan bir grup: “Rabbimiz! Biz iman ettik; artık bizi bağışla, bize merhamet et, Sen merhametlilerin en iyisisin” diyorlardı. İşte siz onları alaya aldınız; sonunda da onlar, size Benim anılmamı, öğüdümü unutturdu/terk ettirdi. Ve siz onlara gülüyordunuz. Şüphesiz ki bugün Ben, sabretmelerine karşılık, onları ödüllendirdim; onlar, kazançlı çıkanların ta kendileridir.” diyecek.

Yine Allah onlara: “Yeryüzünde yıl sayısı olarak kaç yıl kaldınız?” diyecek.

Onlar: “Bir gün veya günün bir kısmı kadar kaldık. Haydi, sayanlara sor” diyecekler. Allah da onlara: “Siz sadece pek az bir süre kaldınız; keşke siz bilmiş olsaydınız!” diyecek.

O gün münafık erkekler ve münafık kadınlar, iman eden kimselere: “Bize bakın da sizin ışığınızdan alalım?” diyecekler. Onlara: “Arkanıza dönün de ışık arayın!”  diye cevap verilecek. Sonra da aralarına içinde rahmet, dışında da kendi yönünden azap olan kapılı bir sur çekilir.

Onlara: “Biz sizinle beraber değil miydik?” diye seslenecekler. Müminler de: “Evet ama, siz kendi canlarınızı ateşe attınız, gözlediniz, kuşkuya düştünüz ve kuruntular sizi aldattı. Sonunda Allah’ın emri gelip çattı. O çok aldatan da sizi, Allah ile aldattı. Bugün artık sizden kurtulmalık alınmaz, Allah’ın ilâhlığını ve rabliğini örtenlerden de. Sizin varacağınız yer ateştir. O, size yaraşandır. O, ne kötü bir dönüş yeridir!” diyecekler.

Bu konuyu Allah, İsa peygamberin tanıklığı üzerinde şöyle somutlaştırmıştır:

Hani Allah demişti ki: “Ey Meryem oğlu İsa! Senin üzerinde ve annenin üzerinde olan nimetimi hatırla! Hani Ben seni Allah’ın vahyi ile güçlendirmiştim. Yüksek mevkide olan biri olarak ve yetişkin biri olarak insanlara konuşuyordun. Hani sana kitabı, haksızlık, bozgunculuk ve kargaşayı engellemek için konulmuş kanun, düstur ve ilkeleri, Tevrat’ı ve İncil’i öğretmiştim.

Hani Benim iznimle/ bilgimle çamurdan; kilden (seramikten) kuş şekli gibi bir şey (buhurdan) yapıyordun. Sonra da onun içine üflüyordun, onlar da (hastalık yayan; aşılayan haşereler) Benim iznimle kuş oluveriyordu/çabucak gidiyorlardı. Anadan doğma kör olanı ve alaca hastalığına yakalanmış kimseyi iznimle/ bilgimle iyileştiriyordun. Yine Benim iznimle/ bilgimle sosyal ölüleri çıkarıyordun/ canlandırıyordun. Ve hani İsrailoğullarına apaçık kanıtlarla gelip de onlardan Allah’ın ilâhlığına ve rabliğine inanmayanların: “Bu ancak apaçık bir sihirdir” dedikleri zaman seni onlardan korumuştum.

Ve hani havarilere: “Bana ve elçime inanın” diye vahyetmiştim. Onlar, “İnandık!” ve “Bizim gerçekten Müslümanlar olduğumuza tanık ol” demişlerdi.

Ve hani Allah demişti ki: “Ey Meryem oğlu İsa! Sen mi insanlara: ‘Beni ve annemi, Allah’ın astlarından iki tanrı edinin’ dedin?” İsa: “Sen arınıksın, benim için gerçek olmayan bir şeyi söylemem bana yakışmaz. Eğer ben onu demiş olsam, Sen bunu kesinlikle bilmiştin. Sen benim içimde/özümde olanı bilirsin, ben ise Senin zatında olanı bilmem. Şüphesiz Sen; görülmeyeni, duyulmayanı, sezilmeyeni, geçmişi, geleceği en iyi bilenin ta kendisisin! Ben onlara sadece, Senin bana emrettiklerini; ‘Benim ve sizin Rabbiniz olan Allah’a kulluk edin’ dedim. Ve ben içlerinde olduğum müddetçe onlar üzerine tanıktım. Ne zaman ki Sen beni vefat ettirdin; geçmişte yaptıklarımı ve yapmam gerekirken yapmadıklarımı bir bir hatırlattırdın/ beni öldürdün, Sen onları gözetleyenin ta kendisi oldun. Ve şüphesiz Sen, her şeye en iyi tanık olansın. Eğer onlara azap edersen, şüphesiz onlar senin kullarındır ve eğer onları bağışlarsan, şüphesiz Sen, en üstün, en güçlü, en şerefli, mağlûp edilmesi mümkün olmayan/ mutlak galip olanın, en iyi yasa koyan, bozulmayı iyi engelleyen/sağlam yapanın ta kendisisin” dedi.

Allah dedi ki: “Bu, doğru kimselere doğruluklarının yarar sağladığı gündür. Onlar için, içinde sonsuz kalıcılar olarak altlarından ırmaklar akan cennetler vardır.” Allah, onlardan razı olmuş, onlar da O’ndan razı olmuşlardır. İşte bu, en büyük kurtuluştur.