Yazdır
Gösterim: 11213
   MECELLE

KUR’AN IŞIĞINDA YAŞAM İLKELERİ

KONU BAŞLIKLARI

SUNUŞ

Bu âciz ve fakir kuluna bu hizmeti lütfeden âlemlerin yüce Rabbi Allah’a sonsuz övgüler olsun!

Rabbimiz, Allah’ın dinini yaymaya çalışırlarken Elçisi Muhammed’e ve yakınlarına, sağlıklarında verdiği destek gibi, bugün dinine hizmet eden ensâr ve evliyasına da destek versin, yardım etsin.

Değerli okurlar!

Rabbimiz,  Rahman ve Rahîm olmasının bir gereği olarak rızık vermeyi kendi üzerine borç kıldığı gibi (Hûd/6) rahmeti; elçi göndermeyi, kitap indirmeyi; doğru yolu göstermeyi de Kendi üzerine borç yazmıştır (En’âm/12, 54, Leyl/12, Nahl/9). Bu nedenle insanlığı zulüm ve kargaşa bataklığından kurtarıp adaleti, dengeyi, güvenliği ve mutluluğu sağlamak için kitap indirmiş ve elçi göndermiştir.

Rahman olan Allah, kullar nankörlük ve saygısızlık ediyorlar, akıllarını başlarına almıyorlar, haddi aşan davranışlarda bulunuyorlar diye onlara öğüt vermekten vazgeçmemiş, onlara uyarı mesajları göndermiştir. Böyle bir ısrar insanlar arasındaki ilişkide olsa, “Bırakın ne hâlleri varsa görsünler!” denilir, uğraşmaktan vazgeçilirdi. Ne var ki, Rabbimiz böyle yapmamış, haddi aşan kullarını uyarmayı bıkmadan sürdürmüştür. Rabbimiz, rahmeti gereği kullarını ihmal etmediğini birçok ayette  (Nahl/9, Nisâ/163-165, Mâide/19, Fâtır/42-43, En‘âm/155-157, Enfâl/42, İsrâ/15, Yûnus/47, Zuhruf/5, Beyyine/1) bildirmiştir.

Bu uygulamada insanlara “Siz, başıboş; istediğinizle başbaşa bırakılacağınızı mı sanıyorsunuz? Hayır, hayır! Sizi başıboş bırakmıyoruz. İnanmanız ve yapmanız gerekenleri ısrarla önünüzekoyacağız. Sonra da bunların hesabını sizden soracağız.” mesajı verilmiştir.

Din

Din, “toplum nizamı, yaşam kurallarının bütünü, yani şeriat” demektir. Bu sözcük ile kastedilen düzen, sadece Allah’ın koyduğu ilkeleri kapsayan Hakk Düzen’den ibaret olmayıp insanlar tarafından kurulan beşerî düzenleri de kapsar. Bu anlamda din, “ister Hakk ister bâtıl olsun, ister Allah ister insanlar tarafından kurulmuş olsun, her türlü toplum nizamı, yaşam kurallarının bütünü” demektir.

Hakk Din ile diğer beşerî dinler, yasama ve yürütme açısından birbirlerinden farklıdırlar, birbirinden ayrıdırlar; birleşemezler, kesişemezler, bir sentez oluşturamazlar.

Hakk din olan İslam dini, Kur’an’ın delaletiyle “Yüce Allah’ın kullarını hakka ulaştırmak üzere peygamberleri aracılığı ile akıl sahibi insanlara tebliğ ettiği, onları dünya ve ahiret mutluluğuna kavuşturan sistem, Allah’ın koyduğu hükümlerdir” diye tanımlanır. Gönderilen kitabın içinde yer alan ilke ve yasalara Rabbimizin Kur’an’daki ifadesiyle “Hikmet” denilmektedir. Hikmet de “zulüm ve fesadı engellemek; adaleti sağlamak, dünya ve ahirette mutluluk sağlamak için konulmuş kanun, düstur ve ilkeler” demektir. Bu hikmetler dinin temelidir, Kitap’ın anasıdır. Biz,  bu ilkelere “Hakk Din” diyoruz.

Rabbimiz dinin halis (saf; kullar tarafından yozlaştırılmamış, Allah’tan geldiği gibi korunan ve yaşanan, ana sütü gibi katkısız) olmasını istemektedir (Zümer/1, 11, 15, Mü’min/13, 14, 6,A’raf/29, Beyyine/4, 5).

 “İslâm” ne demektir?

الإسلام[islâm] sözcüğü,  س ل م[silm] kökünden türemiş if‘âl kalıbında mastar bir sözcük olup isim ve mastar olarak kullanılır. Silm sözcüğü, “berâet/uzak tutma; korkudan, kuşkudan, beladan, huzursuzluktan, mutsuzluktan, kavgadan savaştan, ağrıdan, sızıdan, maddî ve manevî sıkıntılardan, zayıflıktan çürüklükten.. tüm olumsuzluklardan uzak olma” demektir. Bu sözcük, salim, selâm, teslim, islâm vs. sözcüklerinin de köküdür. Sözcüğün “islâm” kalıbı, “sağlamlaştırma” [dertten, tasadan, korkudan, mutsuzluktan, kavgadan, savaştan ve benzeri olumsuz şeylerden uzaklaştırma] demektir. Öyleyse İslâm dini de, “insanları sağlamlaştıran din [dert, tasa, savaş, zayıflık, manevî hastalık, mutsuzluk ve benzeri şeylerden uzaklaştırıp sağlama, güvenceye alan ilkeler bütünü] demektir.

Müslüman ne demektir?

Bu sözcüğün anlamı ise “Kendini, toplumunu dertten, tasadan, korkudan, mutsuzluktan, kavgadan, savaştan ve benzeri tüm olumsuz şeylerden uzaklaştıran kimse”  demektir.

Bu anlama göre Müslüman sürekli faaliyet halinde bulunan, pasiflikten uzak kimsedir.

Bir Müslüman için bu tanımlar bir mihenk taşı; kalite kontrol malzemesi olmalıdır. Din adına duyduğu her şeyi bu ölçüler ile sağlama yapmalıdır. Bu tanımlar çerçevesine girmeyen uygulamaların Hakk Din ile ilgisinin olmadığını bilmelidir.

Geçmişten günümüze Allah’ın varlığı tartışılmamıştır. İnsanların çoğu, işlerine gelmediği için hep Allah’ın hayata müdahalesine karşı çıkmışlar, Allah’ın tek ilâh oluşu, Rabbülâlemin oluşu, tek Veli ve Vekil oluşu noktasında yan çizmişlerdir.

Mü’min bir insana düşen, Allah’a, Elçi’ye, Kitap’a dair yeterli bilgiye sahip olup imanını bütünlemesi, perçinlemesi ve Allah’ın koyduğu ilkelerde fire vermeden yaşamasıdır.

Kur’an’daki Allah’ın bize öğüt olarak bildirdiği, ulaştırdığı ilkeleri ve bunların yararlarınıanlayabilmemiz için aşağıdaki kavramların bilinmesi ve dikkate alınması gerekir.

Rabb

Rabb, “terbiye edip eğiten, yarattıklarını belirli bir programa uygun olarak birtakım hedeflere götüren, gelişmeyi programlayıp yöneten” demektir. Bu sözcük, mutlak anlamda sadece Allah için kullanılır. İnsanlar için, “evin rabbi”, “işyerinin rabbi” şeklinde kullanılır. Bu ifadeye en yakın anlamlı sözcük, Fransızca’dan Türkçe’ye geçmiş olan “patron” sözcüğüdür. Bu sözcük, her ne kadar yakın anlam ifade etse de, sadece ticarete özgü bir ifade olması nedeniyle rabb kelimesinin birebir anlamı sayılmaz.

İlâh

Sözlük anlamı; “örtünmek, gizlenmek, alışmak ve kulluk” demek olan ilâh sözcüğü, genelde “ibâdet edilen, tapınılan, ululanan” nesnelerin ortak adı olmuştur. İlâh sözcüğünün “ibâdet edilen varlık” anlamında kullanılmasının sebebi olarak; bu sözcüğe “ihtiyaçları gideren, işlenen amelin karşılığını veren, huzur, rahatlık veren, yücelik, hükmü altına alıp koruyan, musibet anında koruyan” anlamlarının yüklenmiş olması gösterilebilir.

İlâh sözcüğü Kur’ân’da hem “hak olsun bâtıl olsun, ayırım yapılmaksızın, insanların tapındığı varlık” anlamında, hem de “gerçekten ibâdete lâyık olan hak mabut” anlamında kullanılmıştır.

Vekil

Vekil, “canlı-cansız tüm varlıkları belirli bir programa göre ayarlayan ve bu programı koruyarak, destekleyerek uygulayan” demektir.

Veli

Esma-i Hüsnâ’dan biri olan ve Kur’ân’da hem Allah hem de kullar için kullanılmış olan velîsözcüğü ayetlerde hepنصير[nasîr/yardımcı],مرشد [mürşid/aydınlatan, yol gösteren],شفيع [şefî‘/şefaat eden],واق [vâq/koruyucu],حميد [hamîd/öven, yücelten]sıfatları ve “karanlıklardan aydınlığa çıkarır”, “bağışlayıp merhamet eder”, “zarardan alıkoyup yarara yaklaştırır” nitelemeleri ile birlikte yer almıştır. Bu da demektir ki, velîliğin [yakınlığın] bu nitelikler ve bu sıfatlar ile yakın ilişkisi vardır. Yani, bu nitelik ve sıfatlar, velî‘nin [yakın olanın] belirgin özellikleridir. Buna göre her nerede bir kimse için velî [yakın]sıfatı kullanılmışsa, o kimsenin, “yardım eden, yol gösteren, şefaat eden, aydınlatan ve koruyan” olduğu anlaşılmalıdır.

Kulluk

İbâdet sözcüğü, dilimize fonetik olarak Arapça orijinaliyle girmesine rağmen kök anlamı olan “kulluk, kölelik etme” konusundaki insanın tarz ve tavrıyla ilgili asıl anlamını büyük oranda kaybetmiş ve sadece birtakım ritüel, ayin ve davranışlar için kullanılan bir kavram hâline dönüşmüştür.“A-be-de” kök fiilinin mastarı olan ibâdet sözcüğü, “kulluk yapmak, kölelik etmek” anlamına gelir. Bu anlamlar bir insanın kayıtsız şartsız teslim olmasını, itaat etmesini, boyun eğmesini ifade eder. Dinî terim olarak ibâdet ise; “kulun sahibine/yaratanına karşı, sahibi/yaratanı tarafından verilen görevleri kayıtsız şartsız kabullenip yerine getirmesi”dir. Her şeyin yaratıcısı olan Allah, kulları için belirlediği davranış ve yaşam tarzını kullarına çeşitli şekillerde bildirmiş ve en son olarak bütün bu bildirileri Kur’ân’da toplamıştır. Bu gerçekler ışığında ibâdet, Allah tarafından bir talimatname [Kur’ân] ile kullara bildirilen görevlerin kullar tarafından kayıtsız şartsız itaat edilerek ve teslimiyet gösterilerek [boyun eğilerek] yerine getirilmesidir. Öyleyse ibâdet, halk arasında yaygınlaştığı gibi sadece üç-beş ameli yapmaktan ibaret değildir. İbâdet,“Allah’ın kulluk talimatnamesinde vermiş olduğu görevlerin tümünü yapmak, hepsini uygulamak”tır.

Rahman olan Allah, Rabblik, İlâhlık, Vekillik Velilik sıfatları gereği Kulları için, onları dünya ve ahırette mutlu kılacak ilkeler içeren İslâm dinini onlara din olarak belirlemiş, İslâm dininin dışında başka bir din benimsemelerine razı olmamıştır.

Değerli okurlar!

Allah’ın izni ve keremiyle Kur’an’ı baştan sona tahlil edip çalışmalarımızı onbir cilt halinde “TEBYİNÜ’L KURÂN” adıyla kamuoyuyla paylaştık. Bilahare bu çalışmamızın özünü “İNİŞ SIRASINA GÖRE NECM NECM KUR’ÂN MEÂLİ” olarak sunduk. Daha sonra da hazırladığımız meali “KUR’ÂN’IN GÜNCEL MESAJI” adıyla farklı bir şekilde sunduk.

Elinizdeki bu kitap ise Kur’ân’ın güncel mesajlarının, kanun, ilke formatıyla sunumudur. İçeriği dikkate alınarak da adını “MECELLE[1] koyduk. Aciz kulluğumuzun nişanesi olarak tabii ki bunun mükemmelliği iddia edilemez. Biz istedik ki, bu çalışmayla bir çığır açalım; edebiyat, hukuk, felsefe, sosyoloji uzmanı olan kardeşlerimiz de burada sunduğumuz ilkelerden daha mükemmel, daha verimli eserler vücuda getirsinler.

Burada okuduğunuz her madde, bir ya da birkaç ayetin güncel mesajıdır. Buradaki ilkeler incelendiğinde bu ilkelerin evrenselliği ve tüm zamanlarda geçerliliği; eskimezliği de fark edilecektir.

Bu ilkelerin sıralanışında herhangi bir yöntem göz önünde tutulmamış, sadece Kur’ân’ın bir öğüt kitabı oluşundan hareketle belirli ana alt başlıklara ayrılmıştır. Ümit ediyoruz ki kardeşlerimiz bunları daha küçük fasıllara ayırma gayretini gösterirler. Gayret bizden tevfik Allah’tandır.

15.03.2013

İZMİR

                                                                                   Hakkı YILMAZ

ALLAH’IN KENDİ ZÂTI İLE İLGİLİ BİLGİLER

Âlemlerin Rabbi olan Allah ne cömerttir!

O, kendisinden başka ilâh diye bir şey olmayan Allah’tır. Görülmeyeni ve görüleni bilendir. O, yarattığı bütün canlılara dünyada çokça merhamet edendir, engin merhamet sahibidir.

O, Kendisinden başka ilâh diye bir şey olmayan Allah’tır. O, bütün kâinatın hükümdarı, tertemiz, her türlü kötülük ve eksiklikten uzak, her türlü kusurdan uzak; sapasağlam, güven veren, gözetici, koruyucu, doğrulayıcı ve güvenilir, en üstün, en güçlü, en şerefli, mağlûp edilmesi mümkün olmayan/mutlak galip olan, dilediğini zorla yaptıran, ulaşılmaz, azametli, ihtiyaçları gideren, işleri düzelten, derman veren, büyüklük ve ululukta tek olan; her şeyde ve her hâdisede büyüklüğünü gösterendir. Allah onların ortak koştukları şeylerden arınıktır.

O, yaratan, kusursuz yaratan, her şeye şekil ve suret veren Allah’tır. En güzel isimler O’nun içindir. Göklerde ve yeryüzünde olanlar O’nu noksan sıfatlardan arındırırlar. Ve O, en üstün, en güçlü, en şerefli, mağlûp edilmesi mümkün olmayan/mutlak galip olandır, en iyi yasa koyan, bozulmayı iyi engelleyen/sağlam yapandır.