Mezarlar nasıl olmalıdır?

 

Sayın hocam
Bir cok yerde aramama ragmen dinimize gore mezar seklinin nasil olabilecegi konusunda bir bilgiye ulasamadim.Allah razi olsun.Allah`a emanet olun.

Banu Didem Sezer

İnsanın dünyadaki esas varlığı ölümü ile biter, geriye insanın toz-toprak yanı kalır. Zaten insanın bedeni yeryüzündeki bilinen değişik maddelerin birleşmesinden oluşmuş idi. Ruh gidince beden çirkinleşir. Bunu Kur’an’daMaide suresinin 31. ayetinde “Sev’ât/çirkinlik” olarak yer aldığını görüyoruz. Bu çirkinliğin ortadan kaldırılması gerekir. Toprak olacakcesedin ve toprak olmuş maddelerin hiç mi hiçbir değeri yoktur. Mezar kazılıp toprağa gömülmesi yada uzak doğu dinlerinde olduğu gibi yakılması değerinden değil, kokuşmasının çevreye vereceği zararı engellemek içindir.Cesedin yıkanması, kefenlenmesi, Mezarın şekli gibi cesedin defin işlemlerinin hiç birisinin Din ile ilgisi yoktur. Eskiden kalma geleneklerin devamıdır. Bu geleneksel uygulamaların ve uygulamaların farklılığının dinen de her hangi bir sakyıcası yoktur. İslam dini gelmezden evvel de ölüm vardı, insanlar ölürlerdi ve geleneklerine göre gömülürlerdi. Aynı işlem İslâm’ın zuhurundan sonra da devam etti ve ediyor, edecek de.İslam dini DİRİLERİ UYARMAK için vardIr, Kur’an DİRİLERİ UYARMAK için inmiştir

Ya Sin suresi ayet 69, 70:
“Ona şiir öğretmedik, zaten bu, ona gerekmez de. Bu, bir ÖĞÜT ve apaçık bir Kur’an’dır.DİRİ OLAN KİMSEYİ UYARSIN ve Söz inkarcıların zararına gerçekleşsin diye.”

Hadis kitaplarında yer alan, Peygamber efendimizin mezar ve ölü gömmeuygulamaları, normal olarak o günkü toplumun geleneklerinden ibaret olan şeylerdir.Cesedin maddi ve manevi herhangi bir değeri olmayınca doğal olarak kabrin ve mezarlığın da herhangi değeri, kyymeti ve kutsiyeti söz konusu olamaz.Peygamberimiz ilk yıllarda kabir ziyaretlerini yasaklamıştır. Çünkü o zamanın insanları henüz tevhid bilincine erememişlerdi. Şirk pisliğine bulaşıyorlardı ve de bulaşabilirlerdi. Biliniyordu ki binlerce senedir,doğulu-batılı milletler değer verdikleri kişilerin mezarlarını tapınak edinebiliyorlardı. Arapların bir çoğu atalarından kalan kültürlerle,kabirleri mabet edinirler, bazı ölülerini de ifrat ölçüsünde medhederken ölçüyü kaçırıp ilahlaştırırlardı.Daha sonraları insanlarda tevhid bilinci gelişince Peygamber efendimiz :

“Sizlere daha önceden kabirleri ziyareti yasaklamıştım, artık kabirleri ziyaret edebilirsiniz, çünkü bu ziyaret, dünya bağını kırar, ölüm sonrasını hatırlatır.” buyurarak, mezarlık ziyaretini serbest brakmıştır.

Mezarlık ziyaretinin serbest olmasının nedeni: Ölümü, ölüm sonrasını ve insanın sonunun neler olacağını göstermesi ve hatırlatmasıdır. Diğer bir ifadeyle insana ibret olup ders vermesidir. Onun için MEZARLAR DERS VE İBRET VERECEK BİR YAPIDA OLMALIDIR. KABİRLERİN, BU AMACA HİZMET EDEBİLMELERİ HARAP YAPILARIYLA MÜMKÜNDÜR. BETON VE MERMER YAPILI,ŞATAFATLI KABİRLER DERS VE İBRET DUYGUSU VERMEDİKLERİNDEN ÇİRKİN/MEKRUH SAYILIRLAR.

İslâm’da işin aslı bu iken, maalesef zaman içersinde Müslümanlar da İslâm öncesi cahil müşrik kitleler gibi bazı kimselerin kabirlerine kutsallık vermişler, onları mabetlerinin içine veya bitişiğine ya da başka yerlerde türbeleştirmişlerdir. ÜSTELİK MEZARLARI ALTINLA KAPLAMIŞLARDIR. Binlerce sene evvel yaşamış peygamberlere yada başka kimselere kabir tahsis edip buraları kutsallaştırmışlardır. Bazı mezarların yanına mescitler/camiler inşa edilmiş yada bazıları mescitlere/camilere veya mescit/cami kenarına gömülmüştür. Bu mescitler zaman içinde orada gömülü olduğu bilinen veya sanılan kişinin adıyla anılır olmuştur.Memleketimizin dört bir yanynda veya diğer ülkelerde yüzlerce örneği vardır.Cahil kitleler de o mezarlarda yatan kişileri, kendisi ile Allah arasına aracı, kendisine şefâatçi yapmak suretiyle imanını kirletmektedir. Bu kabirler, bu türbeler kimin kabri, kimin türbesi olursa olsun. İsterse peygamber kabri olsun fark etmez.Sürekli oralara yüz sürülmede orada yatanlardan medet umulmaktadır. Ya da orada yattığı kabul edilen kişinin Allah’la kendi aralarında yardımcı,şefaatçi ve aracı olmaları istenmektedir.Mescit içlerinde veya kenarlarında kabirler ve türbelerin varlığı tevhidi zedeleyici işlerin oluşmasına sebebiyet vermektedir. O nedenle ya mescitlerin kabirlerden uzaklatırılması, ya da kabirlerin mescit kenarlaryndan uzaklara taşınması gerekmektedir. BUNA PEYGAMBERİMİZİN MESCİDİ VE MEZARI DA DAHİLDİR.

Peygamber mezarını veya Evliya diye vasıflandırılmış (Eyüp Sultan,Mevlânâ, Telli Baba, Zilli Baba vs.) kişilerin mezarlarını ziyaret ve onlar hürmetine Allah’tan yardım istemek, onların şefâatini ummak İslâm’da olmayan davranışlardır.

Peygamber efendimizin son günlerinde ölümüne neden olan hastalığı sırasında, hasta yatağından ümmetine son ihtarlarından birine bakın:

Sahih-i Buhari, Kitabü-l Libas, 19. Bab, 33 Numaralı hadis:

“ ….. İbn Şihap şöyle demiştir: Bana Ubeydullah Ybnü Abdillah ibn Utbe haber verdi ki, Aişe ile İbn Abbas, ikisi de şöyle demişlerdir: Rasülüllah son hastalığında (çektiği zahmetten dolayı) yanında bulunan bir hamisayı
(bir çeşit battaniye) yüzüne örter dururdu. Hamisa kendisine sıkıntı verdikçe yine atıp yüzünü açardı. İşte o halde iken:
—–“Allah’ın lâneti Yahudiler ve Hırıstiyanlar üzerine olsun. Onlar peygamberlerinin kabirlerini kendilerine mescitler edindiler.” buyurdu ki, maksadı onların yaptıklarından ümmeti sakındırmaktı.”

Bu hadis Sahih-i Buharide; Kitabu-l Cenaiz, 61 Bab, 86 numarada ve 96.Bab, 144 numarada da yer alır. Ne yazık ki bizim ülema bu hadisi ana konusunda değil de, battaniye (hamise) örtmenin bir sakıncası olmayacağına mesnet olarak ele alırlar. İsterseniz gülün ama gerçek bu.

Kabirler ve ölüler ile ilgili birkaç âyeti dikkatlerinize arzda fayda var:

Nahl Suresi, âyet 20-21 :
“Allah dışında yakardıklarınız hiçbir şey yaratamazlar. Onların kendileriyaratılmaktadır.Hayat bulmaz ölülerdir onlar. Ne zaman diriltileceklerini bile bilmezler.”

Fatır Suresi, âyet 13, 14 :
“Allah geceyi gündüzün içine sokar, gündüzü de gecenin içine sokar.Güneş’i ve ayı buyruk altına almıştır. Her biri belirlenen bir süreye kadar akıp gidiyor. İşte Rabbiniz Allah bu, mülk ve yönetim O’nundur.Onun dışında yakardıklarınız ise bir çekirdek zarına bile hükmedemezler. Onlara çağırsanız, çağrınızı duymazlar. Duysalar da size cevap veremezler.Kıyamet günü de sizin onları ortak koştuğunuzu inkar ederler. Hiç kimse sana, Ha bir olan Allah’ın verdiği gibi haber veremez.”

Yine Fâtır Suresi âyet 22 :
“Diriler de eşit olmaz, ölüler de. Allah dilediğine işittirir. Ama sen,kabirdekilere işittiremezsin.”

Ve işte yine bir çarpıcı örnek daha. Yine sahih-i Buhari, Kitabü-s Salat,
48. Bab 74 numaralı hadis:

“ ……. Hişam şöyle demiştir: Bana babam, Âişe’den haber verdi: Ümmü Habibe ile Ümmü Seleme, Habeşistan’da gördükleri, içinde tasvirler bulunan bir kiliseye dair konuştular. Bu kiliseyi Peygambere de anlattılar.Peygamber de şöyle buyurdu: “Onlar,içlerinde iyi bir kimse bulunup vefat ettiğinde, kabri üzerine bir mescit yaparlar, içinde de bu suretleri tasvir ederler. İŞTE ONLAR KIYAMET GÜNÜNDE ALLAH KATINDA HALKIN EN ŞERLİLERİDİR.”.

İslam’ın, tevhidin önderinin gösterdiği yol bu iken, toplum kimin izinden gidiyor dersiniz? MANZARAYA (Medine ve diğer türbeler) BAKINCA PEYGAMBERİMİZİN KORKTUĞU BAŞA GELDİ Mİ, ne dersiniz?

Allah`a emanet olunuz. Tatmin olmadığınız noktalar olursa bilgi veriniz.İnşaallah gerekli bilgi ve belgeleri yollarız.