MECELLE

KUR’AN IŞIĞINDA YAŞAM İLKELERİ

KONU BAŞLIKLARI
  • DİN

  • İSLAM NE DEMEKTİR?

  • MÜSLÜMAN NE DEMEKTİR?

  • RABB

  • İLAH

  • VEKİL VE VELİ

  • KULLUK

  • ALLAH’IN KENDİ ZÂTI İLE İLGİLİ BİLGİLER

SUNUŞ

Bu âciz ve fakir kuluna bu hizmeti lütfeden âlemlerin yüce Rabbi Allah’a sonsuz övgüler olsun!

Rabbimiz, Allah’ın dinini yaymaya çalışırlarken Elçisi Muhammed’e ve yakınlarına, sağlıklarında verdiği destek gibi, bugün dinine hizmet eden ensâr ve evliyasına da destek versin, yardım etsin.

Değerli okurlar!

Rabbimiz,  Rahman ve Rahîm olmasının bir gereği olarak rızık vermeyi kendi üzerine borç kıldığı gibi (Hûd/6) rahmeti; elçi göndermeyi, kitap indirmeyi; doğru yolu göstermeyi de Kendi üzerine borç yazmıştır (En’âm/12, 54, Leyl/12, Nahl/9). Bu nedenle insanlığı zulüm ve kargaşa bataklığından kurtarıp adaleti, dengeyi, güvenliği ve mutluluğu sağlamak için kitap indirmiş ve elçi göndermiştir.

Rahman olan Allah, kullar nankörlük ve saygısızlık ediyorlar, akıllarını başlarına almıyorlar, haddi aşan davranışlarda bulunuyorlar diye onlara öğüt vermekten vazgeçmemiş, onlara uyarı mesajları göndermiştir. Böyle bir ısrar insanlar arasındaki ilişkide olsa, “Bırakın ne hâlleri varsa görsünler!” denilir, uğraşmaktan vazgeçilirdi. Ne var ki, Rabbimiz böyle yapmamış, haddi aşan kullarını uyarmayı bıkmadan sürdürmüştür. Rabbimiz, rahmeti gereği kullarını ihmal etmediğini birçok ayette  (Nahl/9, Nisâ/163-165, Mâide/19, Fâtır/42-43, En‘âm/155-157, Enfâl/42, İsrâ/15, Yûnus/47, Zuhruf/5, Beyyine/1) bildirmiştir.

Bu uygulamada insanlara “Siz, başıboş; istediğinizle başbaşa bırakılacağınızı mı sanıyorsunuz? Hayır, hayır! Sizi başıboş bırakmıyoruz. İnanmanız ve yapmanız gerekenleri ısrarla önünüzekoyacağız. Sonra da bunların hesabını sizden soracağız.” mesajı verilmiştir.

Din

Din, “toplum nizamı, yaşam kurallarının bütünü, yani şeriat” demektir. Bu sözcük ile kastedilen düzen, sadece Allah’ın koyduğu ilkeleri kapsayan Hakk Düzen’den ibaret olmayıp insanlar tarafından kurulan beşerî düzenleri de kapsar. Bu anlamda din, “ister Hakk ister bâtıl olsun, ister Allah ister insanlar tarafından kurulmuş olsun, her türlü toplum nizamı, yaşam kurallarının bütünü” demektir.

Hakk Din ile diğer beşerî dinler, yasama ve yürütme açısından birbirlerinden farklıdırlar, birbirinden ayrıdırlar; birleşemezler, kesişemezler, bir sentez oluşturamazlar.

Hakk din olan İslam dini, Kur’an’ın delaletiyle “Yüce Allah’ın kullarını hakka ulaştırmak üzere peygamberleri aracılığı ile akıl sahibi insanlara tebliğ ettiği, onları dünya ve ahiret mutluluğuna kavuşturan sistem, Allah’ın koyduğu hükümlerdir” diye tanımlanır. Gönderilen kitabın içinde yer alan ilke ve yasalara Rabbimizin Kur’an’daki ifadesiyle “Hikmet” denilmektedir. Hikmet de “zulüm ve fesadı engellemek; adaleti sağlamak, dünya ve ahirette mutluluk sağlamak için konulmuş kanun, düstur ve ilkeler” demektir. Bu hikmetler dinin temelidir, Kitap’ın anasıdır. Biz,  bu ilkelere “Hakk Din” diyoruz.

Rabbimiz dinin halis (saf; kullar tarafından yozlaştırılmamış, Allah’tan geldiği gibi korunan ve yaşanan, ana sütü gibi katkısız) olmasını istemektedir (Zümer/1, 11, 15, Mü’min/13, 14, 6,A’raf/29, Beyyine/4, 5).

 “İslâm” ne demektir?

الإسلام[islâm] sözcüğü,  س ل م[silm] kökünden türemiş if‘âl kalıbında mastar bir sözcük olup isim ve mastar olarak kullanılır. Silm sözcüğü, “berâet/uzak tutma; korkudan, kuşkudan, beladan, huzursuzluktan, mutsuzluktan, kavgadan savaştan, ağrıdan, sızıdan, maddî ve manevî sıkıntılardan, zayıflıktan çürüklükten.. tüm olumsuzluklardan uzak olma” demektir. Bu sözcük, salim, selâm, teslim, islâm vs. sözcüklerinin de köküdür. Sözcüğün “islâm” kalıbı, “sağlamlaştırma” [dertten, tasadan, korkudan, mutsuzluktan, kavgadan, savaştan ve benzeri olumsuz şeylerden uzaklaştırma] demektir. Öyleyse İslâm dini de, “insanları sağlamlaştıran din [dert, tasa, savaş, zayıflık, manevî hastalık, mutsuzluk ve benzeri şeylerden uzaklaştırıp sağlama, güvenceye alan ilkeler bütünü] demektir.

Müslüman ne demektir?

Bu sözcüğün anlamı ise “Kendini, toplumunu dertten, tasadan, korkudan, mutsuzluktan, kavgadan, savaştan ve benzeri tüm olumsuz şeylerden uzaklaştıran kimse”  demektir.

Bu anlama göre Müslüman sürekli faaliyet halinde bulunan, pasiflikten uzak kimsedir.

Bir Müslüman için bu tanımlar bir mihenk taşı; kalite kontrol malzemesi olmalıdır. Din adına duyduğu her şeyi bu ölçüler ile sağlama yapmalıdır. Bu tanımlar çerçevesine girmeyen uygulamaların Hakk Din ile ilgisinin olmadığını bilmelidir.

Geçmişten günümüze Allah’ın varlığı tartışılmamıştır. İnsanların çoğu, işlerine gelmediği için hep Allah’ın hayata müdahalesine karşı çıkmışlar, Allah’ın tek ilâh oluşu, Rabbülâlemin oluşu, tek Veli ve Vekil oluşu noktasında yan çizmişlerdir.

Mü’min bir insana düşen, Allah’a, Elçi’ye, Kitap’a dair yeterli bilgiye sahip olup imanını bütünlemesi, perçinlemesi ve Allah’ın koyduğu ilkelerde fire vermeden yaşamasıdır.

Kur’an’daki Allah’ın bize öğüt olarak bildirdiği, ulaştırdığı ilkeleri ve bunların yararlarınıanlayabilmemiz için aşağıdaki kavramların bilinmesi ve dikkate alınması gerekir.

Rabb

Rabb, “terbiye edip eğiten, yarattıklarını belirli bir programa uygun olarak birtakım hedeflere götüren, gelişmeyi programlayıp yöneten” demektir. Bu sözcük, mutlak anlamda sadece Allah için kullanılır. İnsanlar için, “evin rabbi”, “işyerinin rabbi” şeklinde kullanılır. Bu ifadeye en yakın anlamlı sözcük, Fransızca’dan Türkçe’ye geçmiş olan “patron” sözcüğüdür. Bu sözcük, her ne kadar yakın anlam ifade etse de, sadece ticarete özgü bir ifade olması nedeniyle rabb kelimesinin birebir anlamı sayılmaz.

İlâh

Sözlük anlamı; “örtünmek, gizlenmek, alışmak ve kulluk” demek olan ilâh sözcüğü, genelde “ibâdet edilen, tapınılan, ululanan” nesnelerin ortak adı olmuştur. İlâh sözcüğünün “ibâdet edilen varlık” anlamında kullanılmasının sebebi olarak; bu sözcüğe “ihtiyaçları gideren, işlenen amelin karşılığını veren, huzur, rahatlık veren, yücelik, hükmü altına alıp koruyan, musibet anında koruyan” anlamlarının yüklenmiş olması gösterilebilir.

İlâh sözcüğü Kur’ân’da hem “hak olsun bâtıl olsun, ayırım yapılmaksızın, insanların tapındığı varlık” anlamında, hem de “gerçekten ibâdete lâyık olan hak mabut” anlamında kullanılmıştır.

Vekil

Vekil, “canlı-cansız tüm varlıkları belirli bir programa göre ayarlayan ve bu programı koruyarak, destekleyerek uygulayan” demektir.

Veli

Esma-i Hüsnâ’dan biri olan ve Kur’ân’da hem Allah hem de kullar için kullanılmış olan velîsözcüğü ayetlerde hepنصير[nasîr/yardımcı],مرشد [mürşid/aydınlatan, yol gösteren],شفيع [şefî‘/şefaat eden],واق [vâq/koruyucu],حميد [hamîd/öven, yücelten]sıfatları ve “karanlıklardan aydınlığa çıkarır”, “bağışlayıp merhamet eder”, “zarardan alıkoyup yarara yaklaştırır” nitelemeleri ile birlikte yer almıştır. Bu da demektir ki, velîliğin [yakınlığın] bu nitelikler ve bu sıfatlar ile yakın ilişkisi vardır. Yani, bu nitelik ve sıfatlar, velî‘nin [yakın olanın] belirgin özellikleridir. Buna göre her nerede bir kimse için velî [yakın]sıfatı kullanılmışsa, o kimsenin, “yardım eden, yol gösteren, şefaat eden, aydınlatan ve koruyan” olduğu anlaşılmalıdır.

Kulluk

İbâdet sözcüğü, dilimize fonetik olarak Arapça orijinaliyle girmesine rağmen kök anlamı olan “kulluk, kölelik etme” konusundaki insanın tarz ve tavrıyla ilgili asıl anlamını büyük oranda kaybetmiş ve sadece birtakım ritüel, ayin ve davranışlar için kullanılan bir kavram hâline dönüşmüştür.“A-be-de” kök fiilinin mastarı olan ibâdet sözcüğü, “kulluk yapmak, kölelik etmek” anlamına gelir. Bu anlamlar bir insanın kayıtsız şartsız teslim olmasını, itaat etmesini, boyun eğmesini ifade eder. Dinî terim olarak ibâdet ise; “kulun sahibine/yaratanına karşı, sahibi/yaratanı tarafından verilen görevleri kayıtsız şartsız kabullenip yerine getirmesi”dir. Her şeyin yaratıcısı olan Allah, kulları için belirlediği davranış ve yaşam tarzını kullarına çeşitli şekillerde bildirmiş ve en son olarak bütün bu bildirileri Kur’ân’da toplamıştır. Bu gerçekler ışığında ibâdet, Allah tarafından bir talimatname [Kur’ân] ile kullara bildirilen görevlerin kullar tarafından kayıtsız şartsız itaat edilerek ve teslimiyet gösterilerek [boyun eğilerek] yerine getirilmesidir. Öyleyse ibâdet, halk arasında yaygınlaştığı gibi sadece üç-beş ameli yapmaktan ibaret değildir. İbâdet,“Allah’ın kulluk talimatnamesinde vermiş olduğu görevlerin tümünü yapmak, hepsini uygulamak”tır.

Rahman olan Allah, Rabblik, İlâhlık, Vekillik Velilik sıfatları gereği Kulları için, onları dünya ve ahırette mutlu kılacak ilkeler içeren İslâm dinini onlara din olarak belirlemiş, İslâm dininin dışında başka bir din benimsemelerine razı olmamıştır.

Değerli okurlar!

Allah’ın izni ve keremiyle Kur’an’ı baştan sona tahlil edip çalışmalarımızı onbir cilt halinde “TEBYİNÜ’L KURÂN” adıyla kamuoyuyla paylaştık. Bilahare bu çalışmamızın özünü “İNİŞ SIRASINA GÖRE NECM NECM KUR’ÂN MEÂLİ” olarak sunduk. Daha sonra da hazırladığımız meali “KUR’ÂN’IN GÜNCEL MESAJI” adıyla farklı bir şekilde sunduk.

Elinizdeki bu kitap ise Kur’ân’ın güncel mesajlarının, kanun, ilke formatıyla sunumudur. İçeriği dikkate alınarak da adını “MECELLE[1] koyduk. Aciz kulluğumuzun nişanesi olarak tabii ki bunun mükemmelliği iddia edilemez. Biz istedik ki, bu çalışmayla bir çığır açalım; edebiyat, hukuk, felsefe, sosyoloji uzmanı olan kardeşlerimiz de burada sunduğumuz ilkelerden daha mükemmel, daha verimli eserler vücuda getirsinler.

Burada okuduğunuz her madde, bir ya da birkaç ayetin güncel mesajıdır. Buradaki ilkeler incelendiğinde bu ilkelerin evrenselliği ve tüm zamanlarda geçerliliği; eskimezliği de fark edilecektir.

Bu ilkelerin sıralanışında herhangi bir yöntem göz önünde tutulmamış, sadece Kur’ân’ın bir öğüt kitabı oluşundan hareketle belirli ana alt başlıklara ayrılmıştır. Ümit ediyoruz ki kardeşlerimiz bunları daha küçük fasıllara ayırma gayretini gösterirler. Gayret bizden tevfik Allah’tandır.

15.03.2013

İZMİR

                                                                                   Hakkı YILMAZ

ALLAH’IN KENDİ ZÂTI İLE İLGİLİ BİLGİLER

  • Öldüren de dirilten de Allah’tır. Allah yaratmayı plâna koyduğu zaman erkeği ve dişiyi bir nutfeden/ spermden oluşturur. Öteki yaratılış da sadece O’nun işidir.

  • Zenginlik veren de nimete boğan da Allah’tır. Bilgiyi, bilinci programlayan da Allah’tır. Son varış yalnızca Allah’adır.  Güldüren de ağlatan da Allah’tır.

  • İnsanları, hem topraktan oluşturduğu zaman, hem de annelerinin karnında ceninler hâlinde bulundukları zaman, en iyi bilen Allah’tır.

  • Allah, Kesinlikle ilk yaratan, sonra öldürüp yeniden yaratandır. Ve O, çok bağışlayandır, çok sevendir, en büyük tahtın sahibidir, ikramı çok olandır, dilediğini en ileri derecede yapandır.

  • Allah, gökleri, yeri ve ikisi arasında olanları altı evrede yaratmış ve Kendisine hiçbir yorgunluk dokunmamıştır; yedinci gün dinlendi inançları yanlıştır. Yaratıcımız için yorgunluk olamaz. Aksi halde kainat başı boş kalmış olur. Yaratıcıyı ne bir uyku tutabilir ne de bir yorgunluk.

  • Kesinlikle, Allah göklerin ve yerin görülmeyenini, duyulmayanını, sezilmeyenini bilendir. Hiç şüphesiz O, göğüslerin içindekini çok iyi bilendir.

  • Allah, yeryüzüne ve onun üzerindeki kimselere vâris olacaktır / her şey gidecek Allah kalacaktır. Ve herkes yalnızca Allah’a döndürülecektir.

  • Allah, göklerin, yerin ve aralarındakilerin Rabbidir. Öyleyse, herkes, O’na kulluk etmeli ve O’na kulluk etmekte sabretmelidir.

  • En güzel isimler sadece O’nundur. Allah’ın isimleri hiç kimseye verilemez.

  • Allah, gizliyi ve gizlinin gizlisini bilir.

  • Allah, açığa vurulan şeyleri ve gizlenen şeyleri bilir.

  • Allah, kendisinden başka hiçbir ilâh olmayandır.

  • Allah, yanlış yapmaz ve unutmaz/terk etmez. Allah hata yapmaktan uzaktır. O, rabliğinin gereğini yerine getirir, kullarını gözetir, bakımını üslenir, kullarının ihtiyaçlarını giderir.

  • Allah, kesinlikle en üstün, en güçlü, en şerefli, mağlûp edilmesi mümkün olmayan/mutlak galip olanın, engin merhamet sahibinin ta kendisidir.

  • Allah, insanların arasında Kendi hükmünü gerçekleştirir. Ve Allah, en üstün, en güçlü, en şerefli, mağlûp edilmesi mümkün olmayan/mutlak galip olandır, çok iyi bilendir.

  • Allah, bir tek olan Allah’tır, Samed olan Allah’tır, doğurmamış ve doğurulmamıştır (Hiçbir valık onun parçası değildir, Kendiside hiçbir varlığın parçası veya birleşimi değildir). Hiçbir şey Kendisine denk olmamıştır.

  • Allah, dilediği şeyi yaratır ve insanlar için hayırlı olan şeyleri seçer; onlar için ise seçim hakkı yoktur.

  • Allah, tüm âlemlerin Rabbidir.

  • Allah, insanların ortak koştuklarından arınıktır ve yüceler yücesidir.

  • Allah, çocuk edinmedi; oğulları insanlara özel olarak verdi de Kendisi meleklerden dişiler edinmedi. Allah, müşriklerin dediklerinden büyük bir yücelikle arınık ve pek yücedir.

  • Tüm gökler/uzay, yeryüzü ve bunların içinde bulunanlar, Allah’ı noksan sıfatlardan arındırırlar. O’nun övgüsü ile birlikte noksan sıfatlardan arındırmayan hiçbir şey yoktur. Fakat insanlar, onların Allah’ı noksan sıfatlardan arındırmalarını iyi kavrayamıyor.

  • Allah, yumuşak davranır, çok bağışlar.

  • Allah, göklerde ve yerde olan kimseleri en iyi bilendir.

  • Allah, kullarını kendilerinden daha iyi bilir.

  • Allah,  Kendi armağanlarından hak edilenler aransın diye, insanlar için denizde gemileri yürüten; denizleri insanın kullanımına uygun biçimde yaratmıştır. Şüphesiz ki Allah,  insanlara çok merhametlidir.

  • Tüm övgüler, hiçbir çocuk edinmeyen, sahiplikte ve yönetimde kendisinin herhangi bir ortağı bulunmayan, düşkünlükten dolayı yardımcısı olmayan Allah’a özgüdür.

  •  Allah,  ululandıkça ululanmalıdır; başka ulu tanınmamalıdır!

  • Yalnızca Allah, diriltir ve öldürür! Ve Allah son sahip olacak olandır.

  • Allah,  hakkıyla; her şeyi yerli yerinde yaratandır ve iyi bilendir.

  • Allah, sadece Kendisine toplanacağımız kimsedir. Ve O, gökleri ve yeri hak ile yaratandır. Ve O, “Ol!” dediği gün hemen olur. O’nun sözü haktır. Sûr’a üflendiği gün de mülk ancak O’nundur. O, gizliyi ve açığı bilendir. O, en iyi yasa koyandır, bozulmayı iyi engelleyen/sağlam yapandır, her şeyin iç yüzünü/gizli taraflarını da iyi bilendir.

  • Allah, dilediğini derecelerle yükseltir.

  • Allah, en iyi yasa koyan, bozulmayı iyi engelleyen/ sağlam yapandır, çok iyi bilendir.

  • Gözler Allah’a erişemez, O ise gözlere erişir; O, çok armağan sahibidir, her şeyden haberlidir.

  • Güç, kuvvet, yenilmezlik, şan ve şerefin Rabbi olan âlemlerin Rabbi Allah, onların nitelediği şeylerden arınıktır.

  • Tüm övgüler de âlemlerin Rabbi Allah’adır.

  • Allah’ı inkâr mümkün değildir. İnkârcılara: “Gökleri ve yeri kim yarattı?” diye sorulsa onlar da kesin “Allah” diye cevap verirler.

  • Göklerde ve yerde olan şeyler sadece Allah’ındır. Şüphesiz Allah, zengindir/ hiçbir şeye muhtaç değildir, daima övülmeye lâyıktır.

  • Allah en üstün, en güçlü, en şerefli, mağlûp edilmesi mümkün olmayan/ mutlak galip olandır, en iyi yasa koyan, bozulmayı iyi engelleyen/ sağlam yapandır.

  • Tüm övgüler, göklerde olan şeyler, yerde olan şeyler Kendisine ait olan Allah içindir. Âhirette de tüm övgüler yalnızca O’nun içindir. Allah, en iyi yasa koyan, bozulmayı iyi engelleyen/sağlam yapandır, her şeyin iç yüzünü, gizli taraflarını da en iyi bilendir.

  • Allah, yere gireni ve ondan çıkanı, gökten ineni ve onda yükseleni bilir. Allah, engin merhamet sahibidir, kullarının günahlarını çok örten, onları cezalandırmayan ve bağışı bol olandır.

  • Gerçek ve tek ilah, en üstün, en güçlü, en şerefli, mağlûp edilmesi mümkün olmayan/mutlak galip olandır, en iyi yasa koyan, bozulmayı iyi engelleyen/ sağlam yapandır.

  • Allah, kuluna kâfidir. Allah yarattıklarının tüm ihtiyaçlarını bilir ve karşılar. Kul sadece Rabbine yönelmelidir, O’na ortak koşmamalıdır.

  • Allah, her şeyin yaratıcısıdır. O, her şeyi “belirli bir programa göre ayarlayan ve bu programı koruyarak, destekleyerek uygulayanıdır.”

  • Bütün göklerin ve yerin anahtarları yalnızca Allah’ındır. Allah’ın âyetlerini örtbas eden kimseler zarara uğrayanların ta kendileridir.

Âlemlerin Rabbi olan Allah ne cömerttir!

  • Allah, diridir, O’ndan başka ilâh diye bir şey yoktur. Bu nedenle, dini sadece O’nun için arındıranlardan olarak O’na dua edilmelidir. Tüm övgüler yalnız âlemlerin Rabbi Allah’adır.

  • Rabbimiz Allah, kesinlikle bağışlama sahibidir ve acı veren bir azabın sahibidir.

  • Göklerde ve yerde olan şeyler sadece Allah’ındır. O, çok yücedir, çok büyüktür.

  • Allah, uyarıcıdır. Rahmet olarak elçiler göndermiştir. Şüphesiz O, en iyi duyanın, en iyi görenin ta kendisidir. Ondan başka ilâh diye bir şey yoktur. O, yaşatır ve öldürür, insanların Rabbidir, önceki ataların da Rabbidir. Yazık ki bazıları, yetersiz bilgi içinde oynayıp duruyorlar.

  • Tüm övgüler, göklerin Rabbi, yeryüzünün Rabbi ve âlemlerin Rabbi Allah’a mahsustur.

  • Göklerde ve yeryüzünde de büyüklük ve hâkimiyet yalnızca O’nundur. Ve O, en üstün, en güçlü, en şerefli, mağlûp edilmesi mümkün olmayan/ mutlak galip olandır, en iyi yasa koyan, bozulmayı iyi engelleyen/ sağlam yapandır.

  • Şüphesiz Allah, çok rızık verenin ta kendisidir, çok çetin kuvvetin sahibidir.

  • Allah, gökleri ve yeryüzünü hak ile yarattı. O, cahillerin ortak koştukları şeylerden yücedir.

  • Şüphesiz ki Allah kullarının günahlarını çok örten, onları cezalandırmayan ve bağışı bol olandır, engin merhamet sahibidir.

  • Rabbimiz Allah, kesinlikle çok şefkatlidir, çok merhametlidir.

  • Allah için örnekler getirilmez. Şüphesiz Allah bilir, bizler bilmeyiz.

  • Göklerin ve yerin görülmeyeni, duyulmayanı, sezilmeyeni sadece Allah’a aittir.

  • Gerçek sahip, yönetici Allah, yüceler yücesidir. O’ndan başka ilâh diye bir şey yoktur. O, saygın, en büyük yönetim makamının Rabbidir.

  • Allah, algılanabilenleri ve algılanamayanları, geçmişi, geleceği bilendir; en üstün, en güçlü, en şerefli, mağlûp edilmesi mümkün olmayan/mutlak galip olandır, engin merhamet sahibidir.

  • Hükümranlık elinde bulunan Allah, sonsuz cömerttir! Ve O, her şeye güç yetirendir.

  • Allah, yaratmayı başlatan, sonra onu çevirip yeniden yapandır. Ve bu O’na çok kolaydır. Ve göklerde ve yerde en yüce örnek O’nundur. Ve O, en üstün, en güçlü, en şerefli, mağlûp edilmesi mümkün olmayan/ mutlak galip olandır, en iyi yasa koyan, bozulmayı iyi engelleyen/ sağlam yapandır.

  • Allah, insanları yaratan, sonra onlara rızık veren, sonra onları öldüren ve onları diriltendir. İnsanların ortak koştuklarından, bunlardan birini yapacak kimse yoktur. Allah, onların ortak koştuklarından arınık ve çok yücedir.

  • Doğu-batı (her yön) yalnızca Allah’ındır. Öyleyse, her nereye yönelme yapılırsa, artık orası Allah’ın yüzüdür. Şüphesiz Allah, bilgisi ve rahmeti geniş ve sınırsız olandır, en iyi bilendir.

  • Müşrikler, “Allah çocuk edindi” derler. –O, onların yakıştırdıkları tüm noksanlıklardan arınıktır.– Aksine göklerde ve yeryüzünde ne varsa yalnızca O’nundur. Hepsi O’nun için sürekli saygıda duran; Allah’ın yüklediği programdan çıkmayan varlıklardır.

  • Allah, göklerin ve yerin yoktan var edicisidir. Ve O, bir işin olmasına karar verdiği zaman, artık ona yalnızca “Ol!” der, o da hemen oluverir.

  • Bilmeyen kimseler, “Allah bizimle konuşmalı yahut bize de bir alâmet/ gösterge gelmeliydi!” derler. Bunlardan öncekiler de tıpkı böyle, bunların dedikleri gibi demişlerdi. Onların kalpleri benzeşmiş. Allah kesinlikle, kesin bilgi ile bilgilenmek isteyen toplum için ayetleri apaçık ortaya koymuştur.

  • İnsanların ilâhı, bir tek ilâhtır. O’ndan başka ilâh diye bir şey yoktur. O, yarattığı bütün canlılara dünyada çokça merhamet edendir,engin merhamet sahibidir.

  • Allah kullarının günahlarını çok örten, onları cezalandırmayan ve bağışı bol olandır, çok yumuşak davranandır.

  • Allah, Kendisinden başka ilâh diye bir şey olmayandır, her zaman diridir, her şeyi ayakta tutan, koruyan, diri ve bütün kâinatın idaresini bizzat yürütendir. Kendisini uyuklama ve uyku yakalamaz. Göklerde olan şeyler ve yeryüzünde olan şeyler yalnızca O’nun içindir. Kendisinin izni/ bilgisi olmadan yanında yardım, kayırma yapacak olan kimmiş? O, onların önlerinde ve arkalarında olan şeyleri bilir. Onlar ise, O’nun dilediğinden başka bilgisinden hiçbir şeyi kavrayamazlar. O’nun kürsüsü, gökleri ve yeryüzünü kucaklamıştır. Onların ikisinin de korunması O’na zor gelmez. Ve O, çok yücedir, yücelticidir, sonsuz büyüktür.

  • Allah, Kendisinden başka tanrı diye bir şey olmayandır, her zaman diridir, kayyum’dur [her şeyi ayakta tutandır, koruyandır].

  • Allah, doğadaki güçler/haberci ayetler ve hakkaniyeti ayakta tutan bilgi sahipleri, şüphesiz Allah’tan başka ilâh diye bir şeyin olmadığına tanıktır.

  • Allah, en üstün, en güçlü, en şerefli, mağlûp edilmesi mümkün olmayan/mutlak galip olandan, yumuşak davranandan başka ilah diye bir şey yoktur.

  • Allah’tan başka hiçbir tanrı da yoktur. Ve şüphesiz Allah, en üstün, en güçlü, en şerefli, mağlûp edilmesi mümkün olmayan/mutlak galip olanın, en iyi yasa koyan, bozulmayı iyi engelleyen/sağlam yapanın ta kendisidir.

  • Göklerin ve yeryüzünün yönetimi Allah’ındır. Ve Allah her şeye en iyi güç yetirendir.

  • Allah, gizlenen şeyleri ve açığa vurulan şeyleri en iyi bilendir.

  • Allah, insanların üzerinizde gözeticidir.

  • Allah, Kendisinden başka ilâh diye bir şey olmayandır. O, kesinlikle tüm insanları, kendisinde şüphe olmayan kıyamet gününde toplayacaktır. Ve Allah’tan daha doğru sözlü kimdir?

  • Göklerde olan şeyler ve yeryüzünde olan şeyler yalnızca Allah’ındır. Allah, her şeyi iyice kuşatıcıdır.

  • Allah’ın ilâhlığını ve rabliğini örtmeye çalışanlar/ inanmayanlar da, bilmelidir ki, göklerde olan şeyler ve yeryüzünde olan şeyler yalnızca Allah’ındır. Allah, hiçbir şeye muhtaç olmayandır, her türlü övgüye ziyadesiyle layık olandır.

  • Göklerde olan şeyler ve yeryüzünde olan şeyler yalnızca Allah’ındır. “Tüm varlıkları belirli bir programa göre ayarlayan ve bu programı koruyarak, destekleyerek uygulayan” olarak da Allah yeter.

  • Göklerde ve yeryüzünde bulunan şeyler, Allah’ı her türlü noksanlıktan arındırdılar.

  • Göklerin ve yeryüzünün yönetimi sadece Allah’ındır. O, diriltir ve öldürür. O, her şeye en iyi güç yetirendir.

  • Allah, İlktir, Sondur, Açıktadır, İçtedir ve O, her şeyi en iyi bilendir.

  • Allah, gökleri ve yeri altı evrede yaratan sonra en büyük taht üzerinde egemenlik kuran, yeryüzüne gireni, ondan çıkanı, gökten ineni, ona çıkanı bilendir. Ve nerede olursanız olun O, sizinle beraberdir. Ve Allah yaptıklarınızı en iyi görendir.

  • Göklerin ve yeryüzünün yönetimi yalnızca O’nundur. Ve bütün işler yalnızca Allah’a döndürülür. O, geceyi gündüzün içine sokar, gündüzü de gecenin içine sokar. O, göğüslerin özünü en iyi bilendir.

  • Allah, gökleri gördüğünüz şekilde, direkler olmadan yükselten, sonra en büyük taht üzerinde egemenlik kuran, Güneş’e ve Ay’a boyun eğdiren/varlıkların yararlanacağı özelliklerde yaratan Zat’tır.

  • Allah, işi yönetir, Kendisine kavuşulacak güne ikna olunsun diye ayetleri ayrıntılı olarak açıklar.

  • Allah, görülmeyeni, duyulmayanı, sezilmeyeni, geçmişi, geleceği ve açıkta olanı bilendir, pek büyüktür, yüceler yücesidir.

  • Allah’a, O’nun gibi yaratan birtakım ortaklar bulup şirk koşmak mümkün değildir. Allah, her şeyin yaratıcısıdır. Ve O, birdir, her şeye üstün ve kahredicidir.

  • Yarattığı bütün canlılara dünyada çokça merhamet eden Allah, tüm insanların Rabbidir, O’ndan başka ilâh diye bir şey yoktur. Herkes yalnızca O’na işin sonucunu havale etmelidir, herkesin dönüşü de yalnızca O’nadır.

  • Azamet ve büyüklük sahibi, emir ve yasak koyma hakkına sahip, saygınlaştırma sahibi Rabbimizin adı, ne cömerttir!

  • Göklerde ve yeryüzünde olan şeyler, Allah’ı her türlü noksanlıktan arındırdılar. Allah, en üstün, en güçlü, en şerefli, mağlûp edilmesi mümkün olmayan/mutlak galip olandır, en iyi yasa koyan, bozulmayı iyi engelleyen/sağlam yapandır.

  • Allah:

O, kendisinden başka ilâh diye bir şey olmayan Allah’tır. Görülmeyeni ve görüleni bilendir. O, yarattığı bütün canlılara dünyada çokça merhamet edendir, engin merhamet sahibidir.

O, Kendisinden başka ilâh diye bir şey olmayan Allah’tır. O, bütün kâinatın hükümdarı, tertemiz, her türlü kötülük ve eksiklikten uzak, her türlü kusurdan uzak; sapasağlam, güven veren, gözetici, koruyucu, doğrulayıcı ve güvenilir, en üstün, en güçlü, en şerefli, mağlûp edilmesi mümkün olmayan/mutlak galip olan, dilediğini zorla yaptıran, ulaşılmaz, azametli, ihtiyaçları gideren, işleri düzelten, derman veren, büyüklük ve ululukta tek olan; her şeyde ve her hâdisede büyüklüğünü gösterendir. Allah onların ortak koştukları şeylerden arınıktır.

O, yaratan, kusursuz yaratan, her şeye şekil ve suret veren Allah’tır. En güzel isimler O’nun içindir. Göklerde ve yeryüzünde olanlar O’nu noksan sıfatlardan arındırırlar. Ve O, en üstün, en güçlü, en şerefli, mağlûp edilmesi mümkün olmayan/mutlak galip olandır, en iyi yasa koyan, bozulmayı iyi engelleyen/sağlam yapandır.

  • Göklerde ve yeryüzünde bulunanlar, dizi dizi uçanlar [kuşlar, arılar, bulutlar, boranlar] Allah’ı her türlü noksanlıktan arındırırlar. Hepsi kendi arındırmasını ve desteğini/doğaya yapacağı katkıyı kesinlikle bilmektedir. Allah da, onların işlemekte olduklarını en iyi bilendir.

  • Göklerin ve yeryüzünün hükümranlığı yalnızca Allah’a aittir. Dönüş de ancak Allah’adır.

  • Şüphesiz Allah, göklerin ve yeryüzünün görülmeyenini, duyulmayanını, sezilmeyenini bilir. Ve Allah, yapılan şeyleri çok iyi görendir.

  • Göklerde ve yeryüzünde olan şeyler Allah’ı her türlü noksanlıktan arındırır. Mülk yalnızca Allah’ındır, tüm övgüler de sadece O’nadır. Ve O, her şeye en iyi güç yetirendir.

  • Allah, insanları yaratandır. Artık, insanlardan kimi Allah’ın ilâhlığını ve rabliğini işine gelmediği için kabullenmeyendir, kimi de mü’mindir. Ve Allah, yaptıklarınızı en iyi görendir.

  • Allah gökleri ve yeri hak ile yaratmış ve insanları biçimlendirmiştir. –Biçimler ne de güzel yapılmıştır!– Ve dönüş yalnızca O’nadır.

  • Allah, göklerde ve yeryüzündeki şeyleri bilir, gizlenen ve açığa vurulan şeyleri de bilir. Allah, göğüslerin özünü de en iyi bilendir.

  • Allah, Kendisinden başka ilâh diye bir şey olmayandır.

  • Göklerde ve yeryüzünde olan şeyler, bütün evrenin hükümdarı, tertemiz, her türlü kötülük ve eksiklikten uzak olan, en üstün, en güçlü, en şerefli, mağlûp edilmesi mümkün olmayan/mutlak galip olan, en iyi yasa koyan, bozulmayı iyi engelleyen/sağlam yapan Allah’ı noksan sıfatlardan arındırırlar.

  • Göklerin ve yeryüzünün orduları da Allah’ındır. Allah, en üstün, en güçlü, en şerefli, mağlûp edilmesi mümkün olmayan/mutlak galip olandır, en iyi yasa koyan, bozulmayı iyi engelleyen/sağlam yapandır.

  • Göklerin ve yeryüzünün hükümranlığı Allah’ındır. O, suçlulardan dilediğini bağışlar dilediğine azap eder. Ve Allah, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.

  • Allah, en üstün, en güçlü, en şerefli, mağlûp edilmesi mümkün olmayan/mutlak galip olandır, en iyi yasa koyan, bozulmayı iyi engelleyen/sağlam yapandır.

  • Göklerin, yeryüzünün ve bunların içinde bulunan şeyin sahipliği, yönetimi yalnızca Allah’ındır. Ve O, her şeye en iyi güç yetirendir.

  • Allah, göklerin ve yeryüzünün mülkü yalnızca Kendisinin olandır. O, diriltir ve öldürür. İnsanlar için O’nun astlarından bir yol gösterici, koruyucu yakın ve bir yardımcı söz konusu olmaz.