KUR’AN’DA İSA PEYGAMBER

“Kur’an’da Meryem” yazımızda Meryem’in doğumunu, erselik yapısını, buna rağmen Allah’ın bir göstergesi olarak İsa’yı doğuruşunu, İsa’nın peygamber olacağı müjdesinin kendisine verilişini ve doğumdan sonra Filistin’den ayrılıp Kumran’a yerleşişini Kur’an’a dayanarak açıklamış idik. Burada ise İsa peygamber ile ilgili Kur’an’da yer alan, yanlış inançlara yönelik düzeltmeleri tahlil edeceğiz.

İsa peygamber de annesi gibi hakkında birçok yalan, iftira uydurulmuş bir şahsiyettir. Bu yalan ve iftiraların da etkisiyle Hıristiyanlar, kendi aralarında bir çok hiziplere ve mezheplere ayrılmışlardır.

“Îsâ”, ne anlama gelmektedir?

Kur’an’a göre Meryem’in henüz hamile kalmazdan evvel; kendisine Allah’ın bir göstergesi olarak hamile kalacağı, doğuracağı çocuğun erkek olacağı ve ona “Meryem oğlu “Îsâ Mesih” adının verileceği, elçi Zekeriya ile iletilen mesajlarda bildirilmiştir.

Âl-i İmran/45.46.48:

45-46.Hani bir zaman haberci ayetler: “Ey Meryem! Allah seni, Kendisinden bir kelimeyle müjdeliyor. Onun adı, Meryem oğlu Îsâ Mesih’tir. Dünya ve ahrette saygındır. Ve o yaklaştırılanlardan ve salihlerdendir. Yüksek mevkide bulunarak ve yetişkin biri olarak insanlarla konuşacaktır da. 48Ve Allah, ona kitabı, haksızlık, bozgunculuk ve kargaşayı engellemek için konulmuş kanun, düstur ve ilkeleri ve Tevrat ile İncil’i öğretecek.

 Hıristiyan kaynaklarına göre;  Luka, Matta ve Barnabas İncillerinde kısa da olsa bu konuya dair bilgi verilmektedir:

“… 29Söylenenlere çok şaşıran Meryem, bu selamın ne anlama gelebileceğini düşünmeye başladı.30Ama melek ona, «Korkma Meryem» dedi, « Sen Tanrı’nın lütfüne eriştin. 31Bak, gebe kalıp bir oğul doğuracaksın, adını İsa koyacaksın32O büyük olacak, ona Yüce Allah’ın Oğlu’ denecek; Rab Allah ona babası Davut’un tahtını verecek. 33O da sonsuza dek Yakup’un soyu üzerinde egemenlik sürecek ve egemenliğinin sonu gelmeyecektir. (Luka/1; 29–35)

21Sekizinci gün, çocuğu sünnet etme zamanı gelince, kendisine Îsâ adı verildi. Bu onun ana rahmine düşmesinden önce meleğin  ona vermiş olduğu isimdi. (Luka/2; 21)

18 Îsâ Mesih’in doğumu da şöyle oldu: annesi Meryem, Yusuf’la nişanlanmıştı. Ama evlenip birleşmelerinden önce Meryem’in Kutsal Ruh’tan gebe kaldığı anlaşıldı.19Meryem’in nişanlısı Yusuf, doğru bir adam olduğu ve onu herkesin önünde utandırmak istemediği için ondan gizlice ayrılmak niyetindeydi. 20Ama böyle düşünmesi üzerine  Rabbin bir meleği ona rüyada görünerek şöyle dedi: «Davut oğlu Yusuf, Meryem’i kendine eş olarak almaktan korkma. Çünkü onun rahminde oluşan, Kutsal Ruh’tandır. 21Meryem bir oğul doğuracak. Adını Îsâ koyacaksın. Çünkü halkını günahlarından kurtaracak olan odur.
22-23Bütün bunlar Rabbin peygamber aracılığıyla bildirdiği şu sözün yerine gelmesi için oldu: “İşte, kız gebe kalıp bir oğul doğuracak. Onun adını İmmanuel koyacaklar.” İmmanuel, `Tanrı bizimledir’ diye tercüme olunur. (Matta/1; 18–23)

Barnabas İncil’inde, Luka ve Matta İncillerinde anlatılanların hepsi yer alır.

Lisânü’l Arab ve Tacü’l Arus gibi kaynaklarda nakledildiğine göre Arap dilbilimcilerinden bazıları, “Îsâ” sözcüğünün “siyaset” anlamındaki “ayes” veya “avs” sözcüğünden gelmiş olabileceğini, bazıları da “tarım ürünlerinin kurumuş hali” anlamını ifade eden  “e’yese” sözcüğünden dönüşmüş olabileceğini ileri sürerler. Siybeveyh, Cevheri, Zeccac gibi büyük otoriteler ise, bu sözcüğün çekiminin bulunmadığını; İbranice veya Süryanice olduğunu bildirirler. Leys ise Eyşûa’dan dönüştürülmüş olduğunu söyler. İşin doğrusu da budur.

Elde İncil diye dolaşan kitapların Süryanicesi veya İbranicesi mevcut olmadığından tüm dünya araştırmacıları; Müslüman, Hıristiyan herkes, “Îsâ” sözcüğünün tam orijinalini ve anlamını kolayca bulmak ve bilmek imkânından mahrum bulunmaktadır.

 Grekçe yazılmış kitaplarda “Îsâ”, ‘IESOUS ΙΗΣΟΥΣ’  şekliyle yer alıyor. Bu sözcük İngilizceye ‘JESUS’ olarak geçmiş bulunuyor. Aynı zamanda bu sözcüğün Olympos tanrılarının başı olan ZEUS ile yakın ilişkili olduğunu da tahmin etmek zor değil. Eldeki Kitabı Mukaddes’te de bu sözcüğün anlamdaşı olabilecek Hosea, Hoshea, Jehoshuah (Jehoşua), Jeshua, Jeshuah, Joshua, Osea ve Oshea isimleri yer alır. Ve bu sözcükler  “Rab kurtarır; Tanrı’nın kurtarması” anlamına geliyor.

Bizim kanaatimize göre, aslı yok olmuş İncil’deki “Îsâ”, İbranicedeki “Jehoshuah”  şeklinde iken daha sonra Grekçede “IESOUS ΙΗΣΟΥΣ” şeklinde söylenir olmuştur. İncil çevirilerinde de “Yehoşua: ‘Tanrı kurtarır anlamında kullanılan İbranice adın kısaltılmışı Îsâ’dır” denilmektedir.

Hıristiyan dünyasındaki “IESOUS ΙΗΣΟΥΣ” ismi Araplara “IYS” şekliyle geçmiş ve yerleşmiştir.  Türkler de genellikle  “Îsâ”, “Ese” diye telaffuz ederler. Diller arası bu gibi değişimler gayet normaldir.

İsrailiyata ait belgelerde ve tercümelerinde birçok tahrifat yapıldığını hem Kur’an’ın beyanından hem de eldeki belgelerdeki çelişkilerden biliyoruz.

Biz buradan “Îsâ” peygambere İbrani dilinde verilen ismin (sözcüğün tam orijinalini bilemiyoruz) gerçek anlamının, “Allah’ın gönderdiği kurtarıcı” olduğu kanaatini taşıyoruz.

İsa peygamber ne zaman yaşamıştır?

Hıristiyanlar, İsa peygamberin yaşadığı çağ ve doğum yılı ile ilgili kesin bir kanaat sahibi değillerdir. Bazılarına göre İsa MS. 6 yılında yapılmış bir nüfus sayımında doğmuştur. Luka’ya göre doğum, MÖ. 4 yılında ölen Herod döneminde olmuştur. Kimine göre bu tarih 19 Nisan, kimine göre 20 Mayıstır.  Genellikle doğu kiliseleri 6 Ocak, batı kiliseleri ise 25 Aralık olarak inanmışlardır. Kimine göre de İsa tam “o”da dünyaya gelmiştir. Bu sebeple takvimi onun doğumuyla başlatırlar. Matta ve Luka incilinde İsa’nın Bethlehem’de doğduğu yazılıdır. Markos’ta ise Nasıralı olduğu yazılıdır.

 Hıristiyan kaynaklarındaki bu tutarsızlıkları dikkate alanlara göre ise, İsa diye biri hiçbir zaman var olmamıştır. Biz Kur’an’daki beyanları; İsa peygamberin cilt ve göz hastalıkları şifacılığı, zahire koruma öğreticiliğini dikkate alırsak İsa’nın yaşadığı yer ile ilgi sağlıklı bilgi sahibi olabileceğimiz kanaatindeyiz. Meryem konusunu işlerken rabbimizin Meryem ve oğlu İsa’yı Kumran bölgesine yerleştirdiğini  Mü’minun/50. ayetten öğrenmiş idik. Bu demektir ki İsa peygamber doğumu ile elçi yapılışı arasındaki yılları; -bu yılların 40 yıl civarında olduğunu Kur’an’a aşina olanlar iyi bilirler- Kumran’da geçirmiş ve orada tıp ve gıda koruma öğrenimi görmüştür.

Tarihi belgelere göre de Kumran’da şifa ve gıda öğretiminin ön plana çıktığı yıllar, MÖ 200 -400. yıllardır.

Ayrıca Kitabı Mukaddes’teki kronolojilerde, MÖ. 400- 0 tarihleri arası, sanki bu dönemde hiç önemli hiçbir şey olmamış gibi hep atlanmıştır.  Dört yüz senede neler yaşandığı gizlenmiş; şahıslar, olaylar ve mekânlar hakkında her hangi bir bilgiye yer verilmemiştir. Biz İsa’nın işte bu gizlenen dönemde yaşadığı kanaatindeyiz.

Kur’an’dan (Meryem/ 25) Meryem Validenin İsa’yı hurmaların olgunlaştığı bir dönemde doğurduğunu öğrenmiştik.

Kur’ân’da Meryem ve İsa peygamber hakkında verilen bilgiler, İsa peygamberin doğumu ile Kur’ân’ın inişi arasındaki dönemde ortaya çıkmış Yahudi ve Hıristiyan inançlarını yansıtmaktadır. Ne var ki, Kur’ân’ın inişinden bu yana, tıpkı Müslümanların yüzlerce mezhebe, binlerce meşrebe ayrıldığı gibi, Hıristiyan ve Yahudiler de mezheplere, meşreplere ayrılmışlar ve her bir hizip değişik inanç ve yaşam tarzı sergilemiştir. Bizim düşüncemize göre, gerek Müslümanlar, gerekse Ehli Kitap arasında ortaya çıkmış olan yanlış inanç ve yaşam tarzlarının insan hayatından çıkarılıp atılması için Kur’ân’da verilen mesajlar ve ilâhî ilkeler sadece Müslümanlara değil, Ehli Kitap’a da ulaştırılmalıdır. Kur’ân erlerinin ortaya koyacağı bu yöndeki çalışmalar, insanlığın doğru istikameti tanıması bakımından önemli sonuçlara yol açacak bir potansiyeli taşımaktadır.

Kur’an’ın indiği dönemde Hıristiyanlar içinde farklı inanışlara sahip üç grup vardı:

- “İsa Allah’ın oğludur” diyenler,

- “İsa Allah’ın kendisidir” diyenler ve

-“Allah üçün üçüncüsüdür” diyenler. Ama bugün için Hıristiyanlarda da, Katollik, Protestan, Ortodoks, İsa’nın Son Havarileri; Mormonlar Yahovanın Şahitleri vs. gibi büyük gurupların dışında binlerce de küçük guruplar vardır. (Hıristiyanlıkta mezhepler kiliselerine göre adlandırılmıştır.)

Rabbimiz Kur’an’da bu sapık inançları reddedip gerçeği açıklamıştır:

1- Maide; 72- 78:

72.Andolsun, “Allah, Meryem oğlu Mesih’in kendisidir” diyen kimseler kesinlikle Allah’ın ilâhlığını ve rabliğini örten birileri olmuşlardır. Hâlbuki Mesih, “Ey İsrail oğulları! Benim Rabbim ve sizin Rabbiniz Allah’a kulluk edin. Şüphesiz kim Allah’a ortak koşarsa kesinlikle Allah ona cenneti haram eder, onun barınağı da Ateş’tir. Ve şirk koşarak, küfrederek yanlış iş yapanlar için yardımcılardan kimse yoktur” demişti.

73.Andolsun, “Allah üçün üçüncüsüdür” diyen kimseler kesinlikle Allah’ın ilâhlığını ve rabliğini örten birileri olmuşlardır. Oysa tek ilâhtan başka ilâh yoktur. Eğer söylediklerinden vazgeçmezlerse, kesinlikle onlardan Allah’ın ilâhlığını ve rabliğini örtmüş olan kimselere acı veren bir azap dokunacaktır.

74.Hâlâ onlar, Allah’a hatalardan dönüş yapmaz ve O’ndan af dilemezler mi? Allah çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.

75.Meryem’in oğlu Mesih, sadece bir elçidir. Ondan önce de elçiler gelip geçmiştir. Anası da dosdoğru bir kadındır. Her ikisi de yemek yerlerdi. Bak onlara ayetleri nasıl açığa koyuyoruz. Sonra yine bak, onlar nasıl döndürülüyorlar!

76.De ki: “Allah’ın astlarından sizin için zarar vermeye ve yarar sağlamaya gücü yetmeyen şeylere mi kulluk ediyorsunuz? Oysa Allah, çok iyi işitendir, çok iyi bilendir.”

77.De ki: “Ey Kitap Ehli! Dininizde hakkın dışında aşırılığa gitmeyin. Daha evvel sapmış, birçoklarını saptırmış ve hak yolun ortasından sapmış bir toplumun tutkularına da uymayın.”

78.İsrâîl oğullarından Allah’ın ilâhlığını ve rabliğini örten şu kimseler, Davut ve Meryem’in oğlu İsa diliyle dışlanmışlardır. Bu, onların isyan etmeleri ve aşırı gitmeleri sebebiyledir.

2-Al-i Imran; 59- 62

59.Şüphesiz Allah katında İsa’nın durumu, Âdem’in/her insanın durumu gibidir; O, onu topraktan oluşturdu, sonra ona “Ol!” dedi, o da hemen oldu.

60.Bu gerçek, senin Rabbindendir, öyleyse şüphecilerden olma. 61.Sana bilgiden geldikten sonra artık kim bu konuda seninle tartışırsa hemen: “Gelin, oğullarımızı ve oğullarınızı, kadınlarımızı ve kadınlarınızı, kendimizi ve kendinizi çağıralım, sonra da birbirimizi dışlayıp gözden çıkaralım da Allah’ın dışlayıp gözden çıkarmasını yalancılar üzerine kılalım” de.

62.Şüphesiz bu, kesinlikle gerçek kıssanın ta kendisidir. Allah’tan başka hiçbir tanrı da yoktur. Ve şüphesiz Allah, en üstün, en güçlü, en şerefli, mağlûp edilmesi mümkün olmayan/mutlak galip olanın, en iyi yasa koyan, bozulmayı iyi engelleyen/sağlam yapanın ta kendisidir.

63.Artık yüz çevirirlerse, bilinsin ki Allah, bozguncuları en iyi bilendir.

Bu ayetlerde, Ehli Kitaba, özellikle de Rasülüllah’ın yanına İsa peygamber ile ilgili sorular sormak için gelen Necrân heyetine karşı İsa Peygamberin gerçek konumu hakkında son nokta konulmaktadır. Şüphesiz Allah katında İsa Peygamberin durumu, Âdem’in durumu gibidir; O, onu topraktan yarattı, sonra ona “ol!” dedi, o da hemen oldu.

Bu açıklamaların amacı, Hıristiyanların yanlış inançlarını tashih etmektir. Buradaki benzetme ile İsa Peygamberin da Âdem gibi topraktan; maddeden yaratıldığı ifade edilmekte; yaratılış açısından İsa Peygamberin diğer insanlardan bir farkının bulunmadığı, dolayısıyla ilâh, rab ve Allah’ın oğlu, Allah’ın oğlu olmadığı bildirilmektedir. Ardından da bu hususta inatlaşanlara meydan okunmaktadır: “Gelin, oğullarımızı ve oğullarınızı, kadınlarımızı ve kadınlarınızı, kendimizi ve kendinizi çağıralım, sonra da birbirimizi dışlayıp gözden çıkaralım da Allah’ın dışlayıp gözden çıkarmasını yalancılar üzerine kılalım “

Bu lânetleşme,  Arap örfünde en son başvurulan bu yöntemdir. Bu, neslin kurumasının, adının sanının yok olmasının peşin kabulü olayıdır. Ki, buna davasında haksız olan kimse kesinlikle yanaşmazdı. Nitekim Allah’ın bu daveti, Necran piskoposlarınca kabul edilmemiştir. Lanetleşmeyi göze alamamışlardır. .

Paragrafın sonunda da, “Şüphesiz bu, kesinlikle gerçek kıssanın ta kendisidir. Allah’tan başka hiçbir tanrı da yoktur. Ve şüphesiz Allah, en üstün, en güçlü, en şerefli, mağlûp edilmesi mümkün olmayan/mutlak galip olanın, en iyi yasa koyan, bozulmayı iyi engelleyen/sağlam yapanın ta kendisidir. Artık yüz çevirirlerse, bilinsin ki Allah, bozguncuları en iyi bilendir.” buyrularak hakikati örtmeye çalışanlar ile vakit öldürülmemesi, onların Allah’a havale edilmesi istenmektedir.

3-Zuhruf; 57-64

57.Meryem oğlu İsa bir örnek olarak anlatılınca da, senin toplumun, ondan uzaklaşıp giderler.

58.Ve senin toplumun: “Bizim ilâhlarımız mı daha hayırlıdır, yoksa o mu Muhammed mi/ İsa mı?” dediler. Bu örneği sırf seninle tartışmak için ortaya attılar. Aslında onlar, aşırı düşmanlık eden bir toplumdur.

59.İsa, sadece Bizim kendisine nimet verdiğimiz ve kendisini İsrail oğullarına örnek yaptığımız bir kuldur.

63,64.İsa apaçık delillerle geldiği zaman dedi ki: “Ben size haksızlık ve kargaşayı engellemek için konulmuş kanun, düstur ve ilkeleri getirdim ve hakkında ihtilâfa düştüğünüz şeylerin bir kısmını size açıklayayım diye geldim. O hâlde Allah’ın koruması altına girin ve bana itaat edin. Şüphesiz ki Allah; O, benim Rabbimdir ve sizin Rabbinizdir. Öyle ise O’na kulluk edin. İşte bu, doğru bir yoldur.”

65.Fakat gruplar, İsa hakkında kendi aralarında anlaşmazlığa düştüler. Artık acı bir günün azabından dolayı, şirk koşarak yanlış iş yapanların vay hâline!

66.Onlar kendileri farkına varmadan, ansızın, kıyamet anının kendilerine gelmesinden başka bir şey mi bekliyorlar?

67.O gün Allah’ın koruması altına girmiş kişiler hariç tüm önderler/ birbirinin izinden gidenler, birbirlerine düşmandırlar.

Kur’ân’ın İsa   (a.s) hakkında verdiği bilgilere karşı Mekkeli müşriklerin tutumlarının anlatıldığı bu ayet grubunda, İsa’nın İsrail oğullarına örnek gösterildiği ve onun Allah’ın birçok lütfuna mazhar olmuş bir kul olduğu vurgulanmaktadır.

4-Maide; 109- 120

109.Allah, elçileri toplayacağı gün şöyle diyecek: “Size verilen cevap nedir?” Onlar: “Bizim hiçbir bilgimiz yoktur; şüphesiz ki Sen, görülmeyeni, duyulmayanı, sezilmeyeni, geçmişi, geleceği en iyi bilenin ta kendisisin” dediler.

110.Hani Allah demişti ki: “Ey Meryem oğlu İsa! Senin üzerinde ve annenin üzerinde olan nimetimi hatırla! Hani Ben seni Allah’ın vahyi ile güçlendirmiştim. Yüksek mevkide olan biri olarak ve yetişkin biri olarak insanlara konuşuyordun. Hani sana Kitabı, haksızlık, bozgunculuk ve kargaşayı engellemek için konulmuş kanun, düstur ve ilkeleri, Tevrat’ı ve İncil’i öğretmiştim.

Hani Benim iznimle/ bilgimle çamurdan; kilden (seramikten) kuş şekli gibi bir şey (Buhurdan) yapıyordun. Sonra da onun içine üflüyordun; aerosol oluşturuyordun, onlar da (hastalık yayan; aşılayan haşereler) Benim iznimle kuş oluveriyordu/çabucak gidiyorlardı. Anadan doğma kör olanı ve alaca hastalığına yakalanmış kimseyi iznimle/ bilgimle iyileştiriyordun. Yine Benim iznimle/ bilgimle sosyal ölüleri çıkarıyordun/ canlandırıyordun. Ve hani İsrail oğullarına apaçık kanıtlarla gelip de onlardan Allah’ın ilâhlığına ve rabliğine inanmayanların: “Bu ancak apaçık bir sihirdir” dedikleri zaman seni onlardan korumuştum.

111.Ve hani havarilere: “Bana ve Elçime inanın” diye vahyetmiştim. Onlar, “İnandık!” ve “Bizim gerçekten Müslümanlar olduğumuza tanık ol” demişlerdi.

112.Hani havariler: “Ey Meryem oğlu İsa! Rabbin bize gökten bir sofra indirebilir mi?” demişlerdi. İsa: “Eğer iman edenler iseniz Allah’ın koruması altına girin” demişti.

113.Havâriler: “Biz istiyoruz ki ondan yiyelim, kalplerimiz iyice yatışsın, senin bize doğru söylediğini bilelim ve biz de buna tanıklardan olalım” dediler.

114.Meryem oğlu İsa: “Allah’ım, Rabbimiz! Bizim üzerimize, bizim için, öncekilerimiz ve sonrakilerimiz için bir bayram ve Senden bir alâmet/gösterge olarak gökten bir sofra indir. Ve bizi rızıklandır. Ve Sen rızıklandıranların en hayırlısısın!” dedi.

115.Allah dedi ki: “Şüphesiz Ben, onun size indiricisiyim. Artık bundan sonra sizden kim inanmazsa, Ben onu âlemlerden hiç kimseye yapmayacağım bir azapla azaplandıracağım.”

116-118.Ve hani Allah demişti ki: “Ey Meryem oğlu İsa! Sen mi insanlara: ‘Beni ve annemi, Allah’ın astlarından iki tanrı edinin’ dedin?” İsa: “Sen arınıksın, benim için gerçek olmayan bir şeyi söylemem bana yakışmaz. Eğer ben onu demiş olsam, Sen bunu kesinlikle bilmiştin. Sen benim içimde/özümde olanı bilirsin, ben ise Senin zatında olanı bilmem. Şüphesiz Sen; görülmeyeni, duyulmayanı, sezilmeyeni, geçmişi, geleceği en iyi bilenin ta kendisisin! Ben onlara sadece, Senin bana emrettiklerini; ‘Benim ve sizin Rabbiniz olan Allah’a kulluk edin’ dedim. Ve ben içlerinde olduğum müddetçe onlar üzerine tanıktım. Ne zaman ki Sen beni vefat ettirdin; geçmişte yaptıklarımı ve yapmam gerekirken yapmadıklarımı bir bir hatırlattırdın/ beni öldürdün, Sen onları gözetleyenin ta kendisi oldun. Ve şüphesiz Sen, her şeye en iyi tanık olansın. Eğer onlara azap edersen, şüphesiz onlar senin kullarındır ve eğer onları bağışlarsan, şüphesiz Sen, en üstün, en güçlü, en şerefli, mağlûp edilmesi mümkün olmayan/ mutlak galip olanın, en iyi yasa koyan, bozulmayı iyi engelleyen/sağlam yapanın ta kendisisin” dedi.

119.Allah dedi ki: “Bu, doğru kimselere doğruluklarının yarar sağladığı gündür. Onlar için, içinde sonsuz kalıcılar olarak altlarından ırmaklar akan cennetler vardır.” Allah, onlardan razı olmuş, onlar da O’ndan razı olmuşlardır. İşte bu, en büyük kurtuluştur.

120.Göklerin, yeryüzünün ve bunların içinde bulunan şeyin sahipliği, yönetimi yalnızca Allah’ındır. Ve O, her şeye en iyi güç yetirendir.

Bu ayet grubunda elçilerin dünyadaki görevi, insanlar ile ilişkileri ve onlara tanıklığı, dünya ve ahret sahneleri ile İsa peygamber örneklenmek suretiyle somut olarak anlatılıyor. Paragrafın sonunda da “Bu, doğru kimselere doğruluklarının yarar sağladığı gündür. Onlar için, içinde sonsuz kalıcılar olarak altlarından ırmaklar akan cennetler vardır.” Allah, onlardan razı olmuş, onlar da O’ndan razı olmuşlardır. İşte bu, en büyük kurtuluştur. Göklerin, yeryüzünün ve bunların içinde bulunan şeyin sahipliği, yönetimi yalnızca Allah’ındır. Ve O, her şeye en iyi güç yetirendir.” buyrularak, akıllarını başlarına almaları için insanlar uyarılır.

112. ayette zikri geçen “sofra“nın gönderilip gönderilmediği açıklanmaz. Eldeki muharref İncillerde de bu konuya dair bir bilgi yoktur. Ama rivayet mekanizması burada da devreye girer ve üretimine devam eder: “Sofra indi. Sofrada pulsuz ve kılçıksız bir balık vardı. Yanında da tuz, sebze, sirke, üzeri yağlı ekmek, bal, peynir, zeytin ve pastırma vardı”, “Sofrada, yedi çörek ve yedi balık vardı“, “Sofra, dünyadaki tüm yiyeceklerin lezzetini veren bir balıktı”, “Sofra, cennet nimetlerindendi”, “Sofra, ekmek, pirinç pilavı ve sebzeden ibaretti”, “Havariler hep bu sofradan beslenirlerdi. Sonra birisi hırsızlık etti, sofra ondan sonra inmez oldu.” vs. gibi daha birçok asılsız ve mesnetsiz sözler ortaya atılmıştır.

Kanaatimizce sofra inmemiştir. Zira ayette, Ben, onun size indiricisiyim. Artık bundan sonra sizden kim inkâr ederse, Ben onu âlemlerden hiç kimseye yapmayacağım bir azapla azaplandıracağım buyrulmuştur ki, En’am/8, İsra/59 ayetlerdeki mesajlara göre böyle bir mucize izharından sonra felaket söz konusudur:

Burada dikkat çeken ikinci nokta da, İsa peygamberin insanlara, kendisini ve annesini kutsallaştırmaları yönünde bir telkininin olmadığıdır. Hıristiyanlıkta İsa peygamber ve Meryem’in kutsallaştırılması, çıkarcı sözde din bilginleri tarafından sonradan dayatılmıştır.

İsa peygamber ile ilgili ilk derli toplu bilgi Kur’an’da Meryem suresinde verilmiştir. Burada açıkça İsa’nın peygamberlik görevi ve hayatı özetlenmiş olup verdiği tebliğlerde Sünnetullah dışında herhangi bir ayrıcalık söz konusu değildir

a)Meryem; 29- 36

29.Bunun üzerine Meryem ona; doğum anında aşağısında bulunan kişiye; Zekeriya’ya işaret etti, ondan gelişmeleri açıklamasını istedi. Zekeriya, Meryem’in zina etmeden çocuğu doğurduğuna kefil olup çocuğun  mabette yetiştirilmesini istedi. Onlar, “Biz, yüksek mevkide olan kişiler, henüz ergenlik çağına gelmemiş birine nasıl söz söyleriz/yüksek mevkide olan kişiler henüz ergenlik çağına gelmemiş birine nasıl söz söyler?” dediler.

34.İşte bu, hak söze göre, hakkında ihtilâf edip durdukları, “30.Şüphesiz ben Allah’ın kuluyum. O bana kitabı verdi ve beni bir peygamber yaptı. 31.Beni, ben nerede olursam olayım mübarek kıldı. Hayatta bulunduğum müddetçe bana salâtı [mali yönden ve zihinsel açıdan destek olmayı; toplumu aydınlatmayı] ve zekâtı/vergiyi yükümlülük olarak ulaştırdı. 32.Ve beni, anneme iyi davranan bir kimse yaptı. Ve beni bir zorba, mutsuz biri yapmadı. 33.Ve doğurtulduğum gün, öleceğim gün ve diri olarak yeniden diriltileceğim gün, selâm benim üzerimedir. 36.Ve şüphesiz Allah benim rabbimdir, sizin de Rabbinizdir. O hâlde O’na kulluk edin, işte bu, dosdoğru yoldur”34diyen Meryem oğlu İsa’dır.  (Meryem/29, 34, 30- 33, 36)

İkinci olarak İsa peygamber ile ilgili derli toplu bilginin İsa henüz doğmadan annesi Meryem’e bildirildiğini görüyoruz:

b)Al-i Imran; 46- 51

45-46.Hani bir zaman haberci ayetler: “Ey Meryem! Allah seni, Kendisinden bir kelimeyle müjdeliyor. Onun adı, Meryem oğlu Îsâ Mesih’tir. Dünya ve ahrette saygındır. Ve o yaklaştırılanlardan ve salihlerdendir. Yüksek mevkide bulunarak ve yetişkin biri olarak insanlarla konuşacaktır da. 48.Ve Allah, o’na kitabı, haksızlık, bozgunculuk ve kargaşayı engellemek için konulmuş kanun, düstur ve ilkeleri ve Tevrat ile İncil’i öğretecek.

49-51.Ve onu İsrail oğullarına; ‘Şu bir gerçek ki, ben size Rabbinizden bir alâmet /gösterge getirdim/ gösterge ile geldim; şüphesiz ben, sizin için, çamurdan; kilden; seramikten kuş şekli gibi bir şey; “buhurdan (tütsülük”) tasarlarım. Sonra onun içine üflerim; aerosol oluştururum da Allah’ın izniyle hastalık yapan şeyler kuş oluverir/uçar gider. Ben, körü ve abraşı iyileştirir, sosyal ölüleri Allah’ın izniyle diriltirim. Yiyeceklerinizi ve evlerinizde zahire yapacaklarınızı; biriktirip sonra yiyeceklerinizi size haber veririm. -Eğer inananlarsanız bunda sizin için kesinlikle bir alâmet/gösterge vardır.- Tevrat’tan sadece İncil’de yer alanları doğrulayıcıyım. Size yasaklanmış olanların bir kısmını serbest edeceğim. Rabbinizden bir alâmet/gösterge de getirdim size. Artık Allah’ın koruması altına girin ve bana itaat edin. Şüphesiz Allah, benim Rabbimdir ve sizin Rabbinizdir. Onun için O’na kulluk edin! İşte bu, doğru yoldur’ diye bir elçi yapacak” demişlerdi.

Yine Zuhruf suresinde İsa’nın görevinin ve konumunun diğer peygamberlerden farklı olmadığını görmekteyiz:

c)Zuhruf; 63,64

63,64.Îsâ apaçık delillerle geldiği zaman dedi ki: “Ben size haksızlık ve kargaşayı engellemek için konulmuş kanun, düstur ve ilkeleri getirdim ve hakkında ihtilâfa düştüğünüz şeylerin bir kısmını size açıklayayım diye geldim. O hâlde Allah’ın koruması altına girin ve bana itaat edin. Şüphesiz ki Allah; O, benim Rabbimdir ve sizin Rabbinizdir. Öyle ise O’na kulluk edin. İşte bu, doğru bir yoldur.”

İsa ile ilgili gerçek bu olmasına rağmen ne var ki Hıristiyanlar, İsa peygamberi, insan, kul olmaktan uzaklaştırıp Allah, rab, Allah1ın oğlu konumuna yükselttiler. Müslümanlar da buna ilave olarak onu göğe çıkardılar ve hala inmesini beklemekteler.[1]

İsa peygambere kurulan tuzak

İsa peygamber ile ilgili gerçekleri iyi öğrenebilmemiz için, İsa peygamberi konu alan pasajlardaki önemli vurguları iyi tespit etmemiz gerekmektedir. Bunların üzerinde özen göstererek tahlillere devam ediyoruz:

Al-i Imran; 52-54

52,53.Sonra İsa, onlardan Allah’ın ilâhlığını, rabliğini örtmeyi sezince: “Allah yolunda benim yardımcılarım kimlerdir?” dedi. Havariler: “Allah’ın yardımcıları biziz, biz Allah’a iman ettik, bizim şüphesiz Müslimler olduğumuza tanık ol. –Rabbimiz! Biz senin indirdiğine iman ettik, elçiye de uyduk. Artık bizi şahitlerle beraber yaz”– dediler.

54.Ve inanmayanlar kötü plân yaptılar, Allah da onların kötü plânlarını boşa çıkardı. Ve Allah, kötü plânları boşa çıkaranların en hayırlısıdır.

55-57.Hani Allah: “Ey İsa! Şüphesiz ki Ben seni vefat ettiriciyim; kesin olarak sen öleceksin, seni Kendime yükselticiyim ve seni Benim ilâhlığımı ve rabliğimi örten kimselerden temizleyiciyim. Ve de sana uyan kimseleri, kıyamete kadar Benim ilâhlığımı, rabliğimi örten o kişilerin üstünde tutucuyum. Sonra dönüşünüz yalnızca Bana’dır. Sonra da ayrılığa düştüğünüz şeylerde aranızda hükmedeceğim. Benim ilâhlığımı ve rabliğimi örten şu kimselere gelince de, onlara dünyada ve ahrette şiddetli bir azapla azap edeceğim. Onlar için yardımcılardan bir şey de olmayacaktır. İman eden ve düzeltmeye yönelik işler yapan kimselere gelince de, Allah, onların ödüllerini tastamam ödeyecektir. Ve Allah, şirk koşarak yanlış yapanları sevmez” demişti.

58.İşte bu, Biz bunu sana, ayetlerden ve yasalar içeren hatırlatmalardan/ öğütlerden/ Kur’ân’dan okuyoruz.

Bu ayetlerde İsa peygamberin hayatından bir kesit nakledilerek Hıristiyanların, özellikle de Necrân heyetinin, İsa’nın ilâhlığı ile ilgili sapık inançları reddedilmekte; ayrıca Rasûlullah da motive edilmektedir. Ayette verilen bilgiler şöyle özetlenebilir: Bu arada kinci Yahudiler İsa’yı ortadan kaldırmak için plan kurmakta, Allah da plan kurmaktadır [onların planını boşa çıkaracak olayları yaratmaktadır]. İsa, inkârcıların düşmanlığını sezer. Yakın çevresine, “Allah yolunda benim yardımcılarım kimlerdir?” diye sorar. Havariler, “Allah’ın yardımcıları biziz; biz, Allah’a iman ettik, bizim şüphesiz Müslimler olduğumuza tanık ol” diye İsa’ya teminat verirler ve “Rabbimiz! Biz senin indirdiğine iman ettik, Elçi’ye de uyduk. Artık bizi şahitlerle beraber yaz” diyerek Allah’a niyazda bulunurlar. Yani, Allah yolunda ölmeyi, şehit olmayı göze alırlar.

Bu safha başka bir ayette şöyle nakledilir:

Ey iman etmiş kişiler! Allah’ın yardımcıları olun; nitekim Meryem oğlu İsa, havarilere, “Allah’a benim yardımcılarım kimdir?” demişti. Havariler, “Allah’ın yardımcıları biziz” dediler. Sonra İsrail oğullarından bir zümre inandı, bir zümre inkâr etti. Sonra da, Biz de inanmış kimseleri, düşmanlarına karşı destekledik de onlar üstün geldiler. (Saff/14)

HAVARİLER KİMLERDİR?

Kaynaklarda[2] havâri/havâriyyun sözcüğüyle ilgili, “Onlara bu isim elbiselerinin beyazlığı dolayısıyla verilmiştir”; “Bunlar avcı kimselerdi”; “Bunlar elbise beyazlatıcıları idiler”. “Elbiseleri beyazlattıklarından dolayı onlara bu isim verilmiştir”. “Bunlar elbise temizleyicisi, ağartıcısı ve boyacısı idiler”. “Bunlar peygamberlerin has adamları olduklarından dolayı bu adı aldılar” tarzında iddialar bulunsa da, ayetlerden anlaşıldığına göre bunlar, İsa peygamberin en yakın arkadaşları ve yardımcılarıdır.

İsa’nın onlar için benzetilmesi

54. ayetteki, Allah da kötü plan yaptı [onların kötü planlarını boşa çıkardı]. Ve Allah, plancıların [kötü planları boşa çıkaranların] en hayırlısıdır ifadesi, Nisâ suresinde açığa kavuşturulmaktadır:

154-158.Ve söz vermeleri ile birlikte üstlerini/ en değerlilerini/Musa’yı Tur’a yükselttik. Ve onlara: “O kapıdan boyun eğip teslimiyet göstererek girin” dedik. Yine onlara: “Tefekkür/kulluk gününde sınırları aşmayın” dedik. Sonra da onların kendi sözlerini bozmaları, Allah’ın ayetlerine inanmamaları, peygamberleri haksız yere öldürmeleri ve: “Kalplerimiz örtülüdür/sünnetsizdir” demeleri –aksine Allah, Kendisinin ilâhlığını ve rabliğini örtmeleri nedeniyle kalplerine damga vurmuştur. Onların azı dışında, inanmazlar– ve Allah’ın ilâhlığına ve rabliğine inanmamaları ve Meryem’in aleyhinde büyük bühtanlar söylemeleri; “Biz, Allah’ın Rasûlü Meryem oğlu Mesih İsa’yı gerçekten öldürdük” demeleri nedeniyle onlardan sağlam bir söz aldık. Oysa o’nu öldürmediler ve o’nu asmadılar. Ama onlar için, o (İsa), benzetildi. Gerçekten o’nun hakkında anlaşmazlığa düşenler, kesin bir yetersiz bilgi içindedirler. Onların zanna uymaktan başka buna ilişkin hiçbir bilgileri yoktur. Onu kesin olarak öldürmediler. Aksine Allah o’nu, Kendine yükseltti/ derecesini artırdı. Ve Allah, en üstün, en güçlü, en şerefli, mağlûp edilmesi mümkün olmayan/mutlak galip olandır, en iyi yasa koyan, bozulmayı iyi engelleyen/sağlam yapandır. (Nisâ/154- 158)

Ayetteki, Oysa o’nu öldürmediler ve  onu asmadılar. Ama onlara o (İsa), benzetildi ifadesi üzerinde iyi durulması gerekmektedir.

Merhum Râzî ise şu açıklamaları yapar:

“Hz. İsa’yı Öldürmek İsteyenin, Ona Benzetilerek Öldürülmesi:

“Allah Teâlâ, Hz. İsa’nın (a.s) şeklini, başka bir insana vermiştir.” Bu izaha göre değişik açıklamalar yapılmıştır:

a) Yahudiler, Hz. İsa’nın (a.s), arkadaşları [havarileri] ile birlikte falancanın evinde olduğunu öğrenince, Yahudilerin reisi olan Yahuda, avenesinden Taytâyus isminde bir adama, onun yanına girip öldürmek için onu evden çıkarmasını emretmişti. Bu adam Hz. İsa’nın yanına girince, Cenâb-ı Allah Hz. İsa’yı (a.s), evin tavanından göğe yükseltmiş ve Taytâyus’a, Hz. İsa’nın şeklini vermiş. Binaenaleyh Yahudiler, onu Hz. İsa zannederek çarmıha germiş ve öldürmüşlerdir.

b)Yahudiler, Hz. İsa’yı (a.s) takip için bir adam görevlendirdiler. Hz. İsa (a.s) dağa çıktı ve oradan göğe yükseltildi. Hak Teâlâ, o gözetleyici adama Hz. İsa’nın şeklini verdi ve Yahudiler onu, “Ben, İsa değilim” dediği hâlde, öldürdüler.

c) Yahudiler, Hz. İsa’yı yakalamayı kafalarına koymuşlardı. Hz. İsa’nın yanında on havarisi vardı. Hz. İsa (a.s) onlara, “Kim, kendisine benim suretim verilmesi karşılığında cenneti satın almak ister” dedi. İçlerinden birisi, “Ben…” dedi. İşte bunun üzerine, Allah Teâlâ, ona Hz. İsa’nın (a.s) şeklini verdi. O, evden çıkarılıp öldürüldü. Hz. İsa (a.s) da göğe kaldırıldı.

d) Hz. İsa’nın havarilerinden olduğunu iddia eden bir münafık vardı. Bu münafık, Yahudilere gidip Hz. İsa’nın (a.s) yerini haber verdi. Bu adam, Yahudilerle birlikte Hz. İsa’yı yakalamak için içeri girdiklerinde, Allah Teâlâ, Hz. İsa’nın şeklini o adama verdi. Böylece bu adam öldürüldü ve çarmıha gerildi.

İşte bütün bunlar, birbirine zıt olan ve birbirini nakzeden açıklamalardır. İşlerin hakikatini en iyi Allah bilir.”

Ayette, Gerçekten o’nun hakkında anlaşmazlığa düşenler, kesin bir şek  [yetersiz bilgi] içindedirler. Onların zanna uymaktan başka buna ilişkin hiç bir bilgileri yoktur buyrulmuştur, ki burada konu edilen anlaşmazlık, Yahudiler ve Hıristiyanların, “Eğer bu ölen İsa ise, bizim arkadaşımız nerede?”, “Allah, gözümüzün önünde onu semaya yükselti”, “Çarmıha gerilen kişi İsa idi, fakat çarmıhta ölmemişti ve çarmıhtan indirildiğinde yaşıyordu”, “İsa çarmıhta öldü, daha sonra tekrar dirilip havarileri ile birçok kez buluşup konuştu” gibi gerçek dışı inançlara sahip olmalarıdır.

Kurtubî’nin nakline göre bu konuyu ed-Dahhâk şöyle izah etmiştir:

Hz. İsa’yı öldürmek istediklerinde, havariler 12 kişi oldukları hâlde bir odada toplandılar. Hz. İsa, odanın havalandırma deliğinden yanlarına geldi. İblis de Yahudi topluluklarını durumdan haberdar edince 4.000 kişi bineklerine bindiler ve odanın kapısını tuttular. Hz. Mesih havarilere, “Hanginiz cennette benimle birlikte olmak karşılığında ölümü göze alabilir?” dedi. Onlardan birisi, “Ben ey Allah’ın Peygamberi” dedi. Bunun üzerine Hz. İsa yünden yapılmış abasını ve yünden bir sarığı üzerine attı, sopasını ona teslim etti. Bu kişi Hz. İsa’nın suretine benzetildi. Yahudilere karşı çıkınca onu öldürdüler, daha sonra çarmıha gerdiler.

Bu açıklamaların özünden anlaşıldığına göre, havarilerden biri, İsa rolüne bürünmüş, Allah yolunda şehit olmuştur. İşte İsa’nın benzetilmesi budur.

İSA’NIN ALLAH’A YÜKSELTİLMESİ

Konumuz olan paragraftaki, Aksine Allah onu Kendine yükseltti ve Âl-i İmrân/55’teki “Seni Kendime yükselticiyim” ifadeleri, İslâm’ı, Peygamber’i ve Kur’ân’ı gözden düşürebilmek için, Allah’ın İsa’yı göğe, Kendi yanına çıkardığı şeklinde çarpıtılmış ve bu hususta epeyce menkıbe düzülmüştür. Çünkü akıllı insan, İsa’nın gökte nasıl yaşayacağını; ne yiyip, ne içeceğini, nasıl teneffüs edeceğini, ne ile vakit geçireceğini, uzayın soğuğundan nasıl korunduğunu, gökte hangi yıldızda, gezegende durduğunu, onun yere inişinde yapacağı işleri yeryüzünde yaşayanlardan birinin yapıp yapamayacağını vs. düşünecek, sorgulayacak ve doğal olarak da reddedecektir.

Burada konu edilen “Allah’a gitmek, Allah’a yükselmek”, bedensel olarak göğe çıkmak değildir. Burada göğe çıkmaktan, Allah’ın yanına varmaktan bahsedilmemektedir.

 Bu ifadeler, Allah’ın derece yükseltmesine, değer vermesine, dünyada yüksek mevkilere çıkarmasına ve büyük ödüller ihsan etmesine işarettir. Burada da İsa’yı öldürmedikleri, onun derecesinin artırıldığı ifade edilmektedir.

Buradaki “yükseltme”nin iyi anlayabilmesi için şu ayetlere dikkat edilmesi gerekir:

A’raf; 175-178

175.Kendisine ayetlerimizi verdiğimiz, sonra da onlardan sıyrılıp çıkan, derken şeytanın peşine taktığı, böylece de azgınlardan oluveren o kişinin ciddî haberini onlara anlat.

176.Ve eğer Biz dileseydik onu o ayetlerle yüceltirdik, ama o alçaklığa saplandı kaldı ve tutkusuna uydu. Artık onun durumu, üstüne varsan da dilini sarkıtıp soluyan, kendi hâline bıraksan da dilini sarkıtıp soluyan köpeğin durumuna benzer. İşte bu, ayetlerimizi yalanlayan toplumun durumudur. O nedenle sen iyice düşünsünler diye bu kıssayı iyice anlat.

177.Âyetlerimizi yalanlayıp, sırf kendilerine haksızlık eden o toplumun durumu ne kötüdür!

178.Allah kime yol gösterirse, işte o kılavuzlandığı doğru yolu bulandır. Kimi de saptırırsa, işte onlar zarara uğrayanların ta kendileridir.

A‘râf/176′daki, Eğer Biz dileseydik onu o ayetlerle yüceltirdik ifadesine göre Allah herkesi Kendisine yükseltecektir. Burada konu edilen yükselme, fizikî anlamda bir yükselme değil, “mükemmel bir iman ve sâlihâtı işlemek suretiyle manevî bir yükselmedir.

Çünkü Allah böylelerini iliyyîn’e [yüceler yücesine] yükseltmektedir:

11.Ey iman etmiş kimseler! Size: “Meclislerde yer açın/başkalarına da katılım hakkı tanıyın” denilince hemen yer açıverin ki Allah da yer açsın/size genişlik versin. Ve size: “Kendinizi olduğunuzdan daha büyük gösterin” denilince de kendinizi olduğunuzdan daha büyük gösterin. Böylece Allah, sizden inanmış olan kimseleri ve kendilerine bilgi verilenleri derecelerle yükseltsin. Ve Allah yaptıklarınıza iyice haberi olandır. . (Mücâdele/11)

56.Ve Kitap’ta İdris’i an/hatırlat. Şüphesiz o, özü-sözü doğru biriydi, bir peygamberdi. 57.Ve Biz o’nu yüce bir mekâna yükselttik(Meryem/56-57)

Bu ayetlerde konu edilen insanların yükseltilmesi, maddî yükseltme değil, derece yükseltilmesi, kıymetlerinin artırılmasıdır. Allah’ın bir sıfatı da “refiyyu’d-derecât”tır [dereceleri yükseltendir]:

15.O, dereceleri yükseltendir, en büyük tahtın/en yüksek mevkiin sahibidir: O, buluşma günü hakkında uyarmak için Kendi emrinden/ Kendi işinden olan vahyi kullarından dilediğine bırakır.   (Mü’min/15)

Ayrıca yukarıda 46. ayette geçen ve “beşik” olarak çevrilen el-mehdi sözcüğünün, “el-mühdi” şeklinde okunmasıyla ayet anlamın şöyle olacağını beyan etmiştik: Ve yüksek bir mevkide bulunarak, yetişkin biri olarak insanlarla konuşacak ve o salihlerdendir. Ayrıca Bakara/253; En‘âm/83, 165; Zuhruf/32, İnşirah/4, Yûsuf/86′ya da bakılabilir.

İsa’nın yüksek mevkilerde oluşu, Al-i Imran;46, Maide 110’da açıkça beyan edilmiştir.

Ayette üzerinde durulması gereken nokta, Ama onlar için o, benzetildi ifadesidir. Burada İsa’nın bir şeye benzetildiği söylenmekte, ama neye benzetildiği bildirilmemektedir. İsa’nın neye benzetildiğini Rasûlullah ve ashabının kesin olarak bildikleri kanaati taşıyoruz.

İsa’nın ölümü

Yukarıda İsa peygamber ile ilgili açıklamalarda Kur’an’ın İsa peygamber ile ilgili, “Onun da Âdem gibi; her insan gibi olduğu, örnek bir kul olduğu, yiyip içtiği, herhangi kutsiyetinin bulunmadığı bildirilmişti.  Yine Kur’ân ayetlerine dikkat edildiğinde, İsa peygamberin de her beşer gibi ölümlü olduğu ve öldüğü anlaşılır:

Ayetteki, Şüphesiz ki Ben seni vefat ettiriciyim ifadesi, İsa’nın da diğer insanlar gibi öleceğinin, canının alınacağının beyanıdır. Burada İsa’nın da her kul gibi bu yoldan geçeceği vurgulanmıştır.

Al-i Imran; 55’te yukarıda görüldüğü üzere “… Ey İsa! Şüphesiz ki Ben seni vefat ettiriciyim; kesinlikle sen de öleceksin. …. Buyrulmaktadır. Yine yukarıda görüldüğü üzere Maide; 117 de “Ben onlara sadece, Senin bana emrettiklerini; ‘Benim ve sizin Rabbiniz olan Allah’a kulluk edin’ dedim. Ve ben içlerinde olduğum müddetçe onlar üzerine tanıktım. Ne zaman ki Sen beni vefat ettirdin; beni öldürdün, Sen onları gözetleyenin ta kendisi oldun. Ve şüphesiz Sen, her şeye en iyi tanık olansın” açıklaması verilmektedir.

Yine Meryem; 33’te İsa’nın ağzından “Vedoğurulduğum gün, öleceğim gün ve diri olarak yeniden diriltileceğim gün, selâm benim üzerimedir.” İfadeleri verdirilmektedir.

Bunların dışında Enbiya; 34, 35 te “Biz, senden önce de hiçbir beşer için sonsuzluk tanımadık. Peki, sen öldün de onlar sürekli kalanlar mıdırlar? Her kimliği olan varlık ölümü tadıcıdır. Ve eritip saflaştırmak üzere, sizi Biz, şer ve hayır ile sınarız. Ve siz yalnız Bize döndürüleceksiniz ”açıklaması yapılarak her canlının ölümü tattığı, tadacağı bu güne kadar da İsa Hızır, İlyas vs. kimsenin kalmadığı, beklemediği ve beklenmediği hepsinin öldüğü açık açık beyan edilmiştir.

Evet, İsa peygamber Yahudilerce çarmıha gerilerek öldürülmemiştir. O başka bir zaman başka bir yerde ölmüştür. Yeri ve zamanı hakkında bir bilgimiz yoktur.

İSA’NIN MUCİZELERİ (!)

 Bilindiği üzere İsa peygamber ile ilgili de Müslümanlar ona beşikteyken konuşması, ölüleri diriltmesi, anadan doğma kör olanları sağlamlar gibi gördürür hale getirmesi, bir cilt hastalığı olan Baras illetini iyi etmesi, kavminin yedikleri veya yemek üzere sakladıkları şeyleri haber vermesi, babasız doğması, Allah’ın kutsal kitaplarını, Tevrat’ı, İncil’i ve Kur’an’ı bilmesi, çamurdan kuş biçiminde bir şey yapıp, nefesiyle canlandırıp uçurması, kendisinden sonra gelecek kutlu insanı, Peygamberimiz Muhammed As’ı haber vermesi gibi mucizeler atfederler. (!) Hıristiyanlar da onun  suyu şaraba çevirmesi, fırtınayı durdurması hastalara şifa vermesi, körleri iyileştirmesi, felçlileri, cüzamlıları iyileştirmesi, cinleri çıkarması kovması, gelecekten haber vermesi, suretinin, şeklinin değişmesi, yiyecek ve içeceği artırması, malı bereketlendirmesi gibi mucizeleri olduğunu kabul ederler.

Biz Hıristiyanların Kitaplarında (Matta 8:23-27,  Yuhanna 2:1-11, Matta 8:14-15,  Yuhanna 9:1-41Luka 5:17- 46Markos 10:46-52, Luka 17:11-19, Markos 4:39.) yer alan ifadelerin tahlilini yine Hıristiyanlara bırakarak, Kur’an’da İsa peygamberin mucizelerine malzeme yapılan ayetleri tahlil ediyoruz:

Âl-i İmran; 45-51:

45-46çHani bir zaman haberci ayetler: “Ey Meryem! Allah seni, Kendisinden bir kelimeyle müjdeliyor. Onun adı, Meryem oğlu İsa Mesih’tir. Dünya ve ahrette saygındır. Ve o yaklaştırılanlardan ve salihlerdendir. Yüksek mevkide bulunarak ve yetişkin biri olarak insanlarla konuşacaktır da. 48Ve Allah, ona kitabı, haksızlık, bozgunculuk ve kargaşayı engellemek için konulmuş kanun, düstur ve ilkeleri ve Tevrat ile İncil’i öğretecek.

49-51çVe onu İsrail oğullarına; ‘Şu bir gerçek ki, ben size Rabbinizden bir alâmet /gösterge getirdim/ gösterge ile geldim; şüphesiz ben, sizin için, çamurdan; kilden; seramikten kuş şekli gibi bir şey; “buhurdan (tütsülük”) tasarlarım. Sonra onun içine üflerim; aerosol oluştururum da Allah’ın izniyle hastalık yapan şeyler kuş oluverir/uçar gider. Ben, körü ve abraşı iyileştirir, sosyal ölüleri Allah’ın izniyle diriltirim. Yiyeceklerinizi ve evlerinizde zahire yapacaklarınızı; biriktirip sonra yiyeceklerinizi size haber veririm. -Eğer inananlarsanız bunda sizin için kesinlikle bir alâmet/gösterge vardır.- Tevrat’tan sadece İncil’de yer alanları doğrulayıcıyım. Size yasaklanmış olanların bir kısmını serbest edeceğim. Rabbinizden bir alâmet/gösterge de getirdim size. Artık Allah’ın koruması altına girin ve bana itaat edin. Şüphesiz Allah, benim Rabbimdir ve sizin Rabbinizdir. Onun için O’na kulluk edin! İşte bu, doğru yoldur’ diye bir elçi yapacak” demişlerdi.

Maide; 110:

110.Hani Allah demişti ki: “Ey Meryem oğlu İsa! Senin üzerinde ve annenin üzerinde olan nimetimi hatırla! Hani Ben seni Allah’ın vahyi ile güçlendirmiştim. Yüksek mevkide olan biri olarak ve yetişkin biri olarak insanlara konuşuyordun. Hani sana Kitabı, haksızlık, bozgunculuk ve kargaşayı engellemek için konulmuş kanun, düstur ve ilkeleri, Tevrat’ı ve İncil’i öğretmiştim.

İsa peygambere atfedilen mucizelerin kaynağı işte bu ayetlerdir. Aslında bu ayetlerde Rabbimizin elçi yetiştirmesi konu edilmektedir. Bu konu işlenirken de bir zamanlar, elçi Zekeriya ile Meryem’e iletilen mesajların içeriği açıklanmaktadır.

Burada da konu edilen melekler; 42, 43. ayetlerde olduğu gibi, o vahiyler,  meleklerin dedikleri de o vahiylerdeki mesajlardır. Burada intak (konuşturma; dile getirme) sanatı ile anlatım yapılmaktadır. Aslında bu mesajlar, Zekeriya’ya vahyedilmiş, Zekeriya da Meryem’e iletmiştir. Ahzab; 30- 34. ayetlerde de Rasülüllah vasıtasıyla Peygamber kadınlarına hitap edildiğini göreceğiz.

Kırk altıncı ayette İsa ile ilgili “Yüksek mevkide bulunarak ve yetişkin biri olarak insanlarla konuşacaktır da.” bilgisi verilmektedir. Bu noktanın iyi anlaşılması için, Meryem suresi için yaptığımız bir tahlili burada naklediyoruz:

İsa’nın ölüleri diriltmesi

Bu paragrafta İsa’nın İsrail oğullarına “ölüleri Allah’ın izniyle diriltirim” diyeceği, İsa doğmadan evvel Meryem’e bildirilmiştir. Burada İsa’nın ölüleri diriltmesi, gerçek anlamda anlaşılarak bu konuda birçok menkıbe ortaya atılmıştır. Bunları burada nakli gereksiz görüyoruz.

Hâlbuki Kur’an’a baktığımız zaman birçok ayette (Neml; 80, Fatır; 22, En’am; 122) “ölü” ifadesini, gerçek ölü anlamında değil de “yaşayan ölü (manevi açıdan ölü)” anlamında kullanıldığını görüyoruz. Bu ayetlerdeki “ölü” ifadesi, görüldüğü gibi, manevi açıdan ölü; şirke ve küfre batmış, akıl ve vicdanını yitirmiş kimseler için kullanılmıştır.

Bu arada Kur’an’ın bu ölüleri diriltmek için gönderildiğini ve ruh olduğunu da hatırlamalıyız:

Şura; 52:

52,53.İşte böylece Biz sana da Kendi emrimizden/Kendi işimizden olan ruhu/ Kur’ân’ı vahyettik. Sen, kitap nedir, iman nedir bilmezdin. Fakat Biz onu, kullarımızdan dilediğimizi kendisiyle kılavuzladığımız bir nûr/ışık yaptık. Hiç kuşkusuz sen de dosdoğru bir yola; göklerde ve yerde bulunanlar Kendisi için olan Allah’ın yoluna kılavuzluk etmektesin. Gözünüzü açın bütün işler yalnız Allah’a döner.

Bu bilgilerden sonra şimdi şu ayete ve altı çizili ifadeye dikkat etmeliyiz:

Enfal; 24:

24.Ey iman etmiş kimseler! Elçi sizi, size hayat verecek şeylere çağırdığı zaman, Allah’a ve Elçi’ye karşılık verin. Ve bilin ki Allah, kişi ile kalbi arasına girer. Ve siz kesinkes O’nun huzurunda toplanacaksınız.

Demek oluyor ki İsa peygamberin getirdiği, topluma ulaştırdığı vahiyler de manevi hayatın kaynağıdır, manen ölü olan insanların dirilmelerini temin etmiştir.

İsa’nın hastaları iyileştirmesi

Ayetlerdeki “ennî ehluku lekum minet tîni ke heyetit tayri fe enfuhu fîhi fe yekûnu tayran biiznillâhi, ve ubriul ekmehe vel ebrasa ve uhyîl mevtâ bi iznillâhi, ve unebbiukum bi mâ te’kulûne ve mâ teddehırûne, fî buyûtikum.” ifadeleri “Ben, size çamurdan kuş biçiminde bir yaratık yaparım, içine üflerim; Allah’ın izniyle hemen bir kuş olur. Yine Allah’ın izniyle, anadan doğma körü ve abraşı iyi eder, ölüleri diriltirim ve size evlerinizde yediklerinizi ve biriktirdiklerinizi haber veririm.” Şeklinde çevrilerek İsa peygamber için söz konusu mucizeler oluşturulmaktadır. Hâlbuki metne ve teknik bilgilere, kurallara sadakatle çevrildiği zaman, ifadenin anlamının “Şu bir gerçek ki, ben size Rabbinizden bir alâmet /gösterge getirdim/ gösterge ile geldim; şüphesiz ben, sizin için, çamurdan; kilden; seramikten kuş şekli gibi bir şey; “buhurdan (tütsülük”) tasarlarım. Sonra onun içine üflerim; aerosol oluştururum da Allah’ın izniyle hastalık yapan şeyler kuş oluverir/uçar gider. Ben, körü ve abraşı iyileştirir, sosyal ölüleri Allah’ın izniyle diriltirim. Yiyeceklerinizi ve evlerinizde zahire yapacaklarınızı; biriktirip sonra yiyeceklerinizi size haber veririm” şeklinde olduğu ortaya çıkmaktadır.

Burada İsa peygamberin İsrail oğullarına gönderilişi ve gönderiliş nedenleri açıklanıyor. Musa ve Harun peygamberler, hem İsrail oğullarına vahyi, tevhidi öğretmek hem de İsrail oğullarını Mısır’daki esaretten kurtarmak için gönderilmişlerdi. Buradaki pasajda İsa peygamberin vahyi tebliğ etmesiyle birlikte İsrail oğullarını salgın halde kuşatmış olan hastalıklardan kurtarmak, onlara karşı önceden önlem almak ve onlara rahat bir geçim sağlatmak için;  koruyucu hekimlik, göz hekimliği, cilt hekimliği ve sağlıklı gıda tüketimi ve konserve, turşu, pekmez, salamura yapımı, arpa, buğday,  kuru bakliyat stoklaması ve bunların nem ve haşereden korunmasının öğretilmesi  gibi görevlerle gönderildiği  özet olarak açıklanmaktadır.

 Bizim “şüphesiz ben, sizin için, çamurdan; kilden; seramikten kuş şekli gibi bir şey; “buhurdan (tütsülük”) tasarlarım” diye çevirdiğimiz ayetteki “tasarlarım” fiilinin tümleci ayetin orijinalinde yer almamış bu paragrafın söz akışı içinde okurun takdirine bırakılmıştır. Ayette “kuş figürü”, ” kuş maketi” yaparım denilmeyip “kuş şekli, kuş figürü, kuş maketi gibi bir şey” yaparım denilmektedir. Ki burada İsa’nın kuş şeklinde kilden buhurdanlık yapıp, içerisine koyduğu baharata  üfleyerek, çıkan duman ve koku ile göz hastalığı vs.ye neden olan sivrisinek, karasinek gibi böcekleri çevreden uzaklaştırdığı açıklanmaktadır. Bu gün mevcut olan seramik buhurdanların çoğunun kuş şeklinde olduğu aşikârdır.

Yine ayette “feyekünü (oluverir)” fiilinin öznesi de yer almamış bu da söz akışından anlaşılmaya bırakılmıştır.

Ayetlerin lâfzî manalarından anlaşılan bu gerçekler yakın zamanda deşifre edilen Esseniler´e ait Kumran yazıtlarıyla da teyit edilmektedir. Anlaşılan o ki, İsa doğduğu toplumdan ayrılmış, Esseniler arasında tıp ve gıda üretim ve korunmasına yönelik eğitim almış ve olgunluk çağında İsrail oğullarına peygamber olarak gönderilmiştir.[3]

Kuş yaratma (!)

Bu alametin; göstergenin ne olduğunu anlayabilmek için de “halk” fiilinin anlamını doğru bilmek gerekmektedir.

“ الخلقHalk” fiili

Bu sözcük ile ilgili şu bilgiler verilmektedir:

“ خلقHalk” sözcüğünün esas anlamı “takdir, ayarlama, ölçülendirme, biçimlendirmedir. Arap dilinde, örneksiz olarak, taklit olmayarak yapmaktır. Ebubekir ibn el Enbari: ‘“Halk” sözcüğü Arap dilinde, inşa ve “takdir” anlamlarında olmak üzere iki vecihte/şekilde kullanılır” der.[4]

Kur’an’a baktığımızda da “halk” fiilinin, birçok ayette (örneğin; Bakara; 21, 29, Fecr; 8, Mü’minûn; 14,  Şuara;  137, Ankebût;  17, Sâd; 7 ) “takdir etme, biçimlendirme, ayarlama, şekil verme, uydurma; oluşturma” anlamlarında olduğunu görmekteyiz.

İsa’nın “Allah’ın izniyle” demesi, onun bir ilâh olduğuna inanan kimselerin, bu yanılgılarını ortadan kaldırmak içindir..

İsa’nın şifacılığı ve zahireciliği (Gaybı bilmesi)

Ayetler metne sadakatle çevrildiği zaman görülecektir ki burada İSA peygamberin İsrail oğullarına gönderilişi ve gönderiliş nedenleri açıklanıyor. Musa ve Harun peygamberler, hem İsrail oğullarına vahyi, tevhidi öğretmek hem de onları Mısırdaki esaretten kurtarmak için gönderilmişlerdi. Buradaki pasajda İsa peygamberin vahyi tebliğ etmesiyle birlikte İsrail oğullarını salgın halde kuşatmış olan hastalıklardan kurtarmak, onlara karşı önceden önlem almak ve onlara rahat bir geçim sağlamak için;  koruyucu hekimlik, göz hekimliği cilt hekimliği ve sağlıklı gıda tüketimi ve konserve, turşu, pekmez, salamura yapımı, arpa, buğday,  kuru bakliyat stoklaması ve bunların nem ve haşereden korunmasının öğretilmesi gibi görevlerle gönderildiği özet olarak açıklanmaktadır.

Ayetlerin lâfzî manalarından anlaşılan bu gerçekler yakın zamanda deşifre edilen Esseniler’e ait Kumran yazıtlarıyla da teyit edilmektedir.[5]

Ayetteki “Size yasaklanmış olanların bir kısmını serbest edeceğim” ifadesiyle de Yahudilerin kendi kendine haramlaştırdığı şeyleri ortadan kaldıracağını, işin doğrusunu ortaya koyacağını ifade etmektedir.  Bunu iki açıdan ele alabiliriz:

— Dikkat edilirse burada “Tevrat’ta size yasaklanmış olanların bir kısmını serbest edeceğim” dememiştir. İfadede “Tevrat’ta” ifadesi yoktur. Bu demektir ki İsrail oğullarının haramlaştırdıkları şeyler kendi ileri gelenlerinin haramlaştırdığı şeylerdir. Burada Tevrat’tan hüküm kaldırma vs. gibi bir şey söz konusu değildir.

— Normalde haram olmamasına rağmen İsrail oğullarına ceza olsun diye konulmuş yasakların varlığı da bir gerçektir. İsa peygamber ile bu cezalar ortadan kalkmaktadır.

Nisa; 160, 161:

160,161.Sonra da Yahudileşen kimselerden olan haksız davranışlar, onların birçok kimseleri Allah yolundan alıkoymaları, yasaklandıkları hâlde riba almaları [emeksiz, hizmetsiz, risksiz kazanç sağlamaları] ve insanların mallarını haksız yere yemeleri sebebiyle kendilerine helâl kılınmış temiz şeyleri haram kıldık. Ve Yahudileşenlerden Allah’ın ilâhlığını ve rabliğini örtmüş olanlara can yakıcı bir azap hazırladık.

Bu konu İsa peygamberin hayatını anlatan kaynaklarda yer alır. İsa da İncil’de, Tevrat’taki konulardan İncil’de yer alanları tasdik etmiş, gerisini toz, kir kabul edip silip atmıştır.

Matta/ 5; 17:

17«Kutsal Yasa’yı ya da peygamberlerin sözlerini geçersiz kılmak için geldiğimi sanmayın. Ben geçersiz kılmaya değil, tamamlamaya geldim.

 Matta/ 23; 1-7:

Bundan sonra İsa halka ve öğrencilerine şöyle seslendi: «Din bilginleri ve Ferisiler, Musa’nın kürsüsünde otururlar. Bu nedenle size söylediklerinin tümünü yapın ve yerine getirin, ama onların yaptıklarını yapmayın. Çünkü söyledikleri şeyleri kendileri yapmazlar.  Ağır ve taşınması güç yükleri bağlayıp başkalarının omuzlarına koyarlar da, kendileri bu yükleri taşımak için parmaklarını bile kıpırdatmak istemezler.

Yaptıklarının tümünü gösteriş için yaparlar. Örneğin, muskalarını büyük, giysilerinin püsküllerini uzun yaparlar. 6Şölenlerde başköşeye, havralarda en seçkin yerlere kurulmaya bayılırlar. Meydanlarda selamlanmaktan ve insanların kendilerini `Rabbi’ diye çağırmalarından zevk duyarlar.

Rabbimiz, Rasülüllah aracılığı ile de Yahudilerin kendilerine yasakladıklarını ve onlara konulmuş cezaları kaldırmıştır.

A’raf; 157:

156,157.Allah diyor ki: “Benim azabım var; onu dilediğime dokundururum, rahmetim de var; o ise her şeyi kuşatmıştır. Onu da özellikle Allah’ın koruması altına girenlere, zekâtını; vergisini verenlere ve ayetlerimize inananlara; kendilerine iyiyi emreden ve onları kötülüklerden alıkoyan, temiz ve hoş şeyleri kendilerine serbestleştiren, kirli, pis ve kötü şeyleri de üzerlerine yasaklayan, sırtlarından ağır yükleri, üzerlerindeki bağları ve zincirleri indiren, yanlarındaki Tevrat ve İncil’de yazılmış bulacakları o Anakentli/Mekkeli Peygamber, o Elçi’ye uyan kimselere yazacağım. O hâlde, ona iman eden, o’na kuvvetle saygı gösteren, ona yardımcı olan ve onun ile birlikte indirilen nuru izleyen kimseler var ya, işte onlar kurtuluşa erenlerin ta kendileridir.”

İsa As’ın kendisinden sonraki elçiyi müjdelemesi, kendisine yapılan vahiy ile ve babasız (babasız olsa da yine meni ve yumurta ile) dünyaya gelmesi de Allah’ın bir ayetidir.

Bu durumda İsa peygamberin de vahiy alma; kendisine kitap indirilmesinin dışında bir sergilediği bir mucize yoktur. Bunlar da zaten Allah’a ait mucizelerdir.

İsa’nın Gökten İneceği Görüşü

Önceki bölümlerde İsa’nın ref’ini tahlil etmiş;  Kur’an’daki “ Aksine Allah, onu, Kendisine yükseltti” ve “Ben seni yükselticiyim” ifadelerinin fiziki bir yükseliş olmadığını ayrıntılarıyla açıklamıştık. Bu durumda, İsa’nın göğe çıkması diye bir şey olmadığına, olamayacağına göre inmesi diye de bir şey olamaz. Buna rağmen Mesih beklentisi ve Hıristiyanlardaki, “İsa’nın öldükten sonra dirildiği; sonra göğe çıktığı; geri geleceği” inancı; maalesef, Müslümanları ifsat etmek, onları akılsız, düşüncesiz bir kitle durumuna sokarak onları sömürmek ve aşağılamak için onların inanç sistemine sokulmuştur.

Bu saçma ve sapık inancı tahlil etmek zorunluluğu doğmuş ve  sonuçla ilgili bilgiler aşağıda verilmiştir.

İsa’nın “yeryüzüne ineceği” inancı Hıristiyan kaynaklıdır. İsa’nın öldükten sonra dirildiği ve bazı kimselere göründüğü sonra ineceği ünlü Pavlus’un Korintoslulara mektubunda uzun uzun anlatılır; bunu yadsıyanlar ikna edilmeye uğraşılır.  Barnabas ise, İsa’yı yakalamaya gelenler eve girmeden; meleklerin  onu arka pencereden üçüncü göğe kaçırdıklarını, askerlerin, Allah tarafından İsa’ya benzetilen Yahuda’yı İsa diye mahkeme edip çarmıha gerdiklerini, herkesin çarmıha gerilenin İsa olduğunu sandıklarını uzun uzun anlatır. Sonra da çok üzülen annesi ve arkadaşlarını teselli için dört büyük melekle gelip annesi Meryem ve arkadaşlarını teselli edişini,  bu yanlış anlamaların Ahmet adındaki peygamber gelinceye kadar devam edeceğini, onun gelmesiyle doğruların anlaşılacağını nakleder.

Piyasadaki İncil’lerde  (Matta/24; Makos/ 13, 14 Luka/21,1.Selanikliler/4, 2.Selanikliler/2, 2.Petrus/3, Matta/10, 16, Yuhanna/2. Bunlar, Kur’an’da konu edilen İsa peygambere indirilen İncil değil, İslam literatüründeki hadis antolojilerinin benzeridir.) İsa’nın tekrar yeryüzüne gelişiyle ilgili 20 civarında ifade vardır.

İncillerin bu bölümlerinde İsa’nın kendi ağzından ifade edildiğine göre; İsa’nın yeryüzüne tekrar gelişi, İsa’nın çağdaşı olan, akranı olan kimseler daha dünyadan ayrılmadan gerçekleşecekmiş. Pavlus da mektubunda bu konuya yer verip, o anda yaşayanların bunu açıkça göreceğini yazmıştır. Yuhanna İncil’indeki ifadeler dikkate alındığında en uzak ihtimalle, İsa’nın M.S.100- 120 civarlarında inmesi gerekmektedir.

Peki, söz konusu olan zaman, gelip geçeli asırlar olmasına rağmen İsa hâlâ dönmemiştir. Burada yalan söyleyen, İsa mıdır yoksa onun adına kitap düzenler midir?

Kur’an’da İsa’nın fiziki olarak göğe/Allah’a yükseldiği ve oradan ineceği konusu ile ilgili her hangi bir açık veya işaret yollu bir ifade yoktur. Hıristiyanların bir kesimindeki bu inanış, Müslümanlara rivayetler ile yerleştirilmiştir. Aslında bu rivayetler, hainlerin amaçlarını tam olarak sağlayamamış; dirayet tefsircilerini bir tarafa bırakalım, rivayet tefsircileri de tatmin olmamışlardır. Ama ne yazık ki bu konuya kuşkulu yaklaşımlar halk kitlelerinden saklanmıştır.

İsa’nın ineceğini ifade eden rivayetler

Bilindiği gibi Rasülüllah’a atfedilen söz ve davranışlara yönelik milyonlarca nakil vardır. Bunların tamamına yakını da yalan ve uydurmadır. Bu konuya dair de yüzlerce uydurma rivayet vardır. Biz muteber addedilenleri tahlil edip kanaatimizi açıklayacağız.

“…… Said İbnü’l Müseyyeb, Ebuhüreyre’den şöyle dediğini işitmiştir: “Nefsim kudret elinde olan Allah’a yemin ederim ki, muhakkak yakında Meryem oğlu İsa, âdil bir hâkim olarak inecektir. O, haçı kıracak, domuzu öldürecek, cizyeyi kaldıracaktır. O zaman, mal o kadar artacak ki, onu kimse kabul etmeyecek. Artık Allah’a bir kere secde etmek dünya ve dünyanın içinde olan her şeyden daha hayırlı olacaktır.” /Buhârî, Büyû,  Mezâlim, Enbiyâ;  Müslim, İman; Ebû Dâvud, Melâhim Tirmizî, Fiten Ahmed bin Hanbel)

 “Cabir RA. anlatıyor: Rasülüllah SAV. Buyurdu ki: Ümmetimden bir grup, hak için muzaffer şekilde mücadeleye Kıyamet gününe kadar devam edecektir. O zaman İsa ibn Meryem de iner. Bu Müslümanların reisi: ‘Gel bize namaz kıldır!’ der. Fakat İsa (a.s.): ‘Hayır!’ der, Allah’ın bu ümmete bir ikramı olarak siz birbirinize emirsiniz.” (Müslim, İman)

 “Meryem oğlu (İsa a.s.), Feccu’r-Ravhâ adlı mevkide, hac yapmak veya umre yapmak yahut da her ikisini de yapmak için telbiye getirecektir.” (Müslim, Hacc)

Bunların dışında Ebu Davud’da İsa’nın kıyametin 10 alâmetinden biri olduğu, Şam’daki beyaz minareye ineceği; Müslim’de de Meryem oğlu İsa’nın geleceği, Allah’ın onu Deccâl’dan koruyacağı, Allah’ın vahyiyle müminleri Tur’a çıkaracağı, sonra Ye’cûc ve Me’cûc’un zuhur edip Taberiye Gölüne doğru yürüyecekleri, İsa ve adamlarının kuşatılacağı, sonra İsa ve adamlarının dağdan yere inecekleri, yerde her şeyin bollaşacağı, nihayet kıyametin kopacağı rivayet edilir.

Rivayet kitaplarının en muteberi olan Buhari’deki rivayetler, Müslümanların Pavlusu olarak nitelediğimiz Ebuhüreyre kaynaklıdır. Müslimdeki ise Câbir kaynaklıdır.

Bu rivayetler ilim erbabınca “Hadis Usulü” kurallarına göre değerlendirilmiştir. Bazıları, mütevatir olmaması nedeniyle iman konusunda hüccet olamayacağını ileri sürerken bazıları da buna inanılmasının esas olduğunu ileri sürmüşlerdir. Rasülüllah’ın çevresindeki Hıristiyanlara “Siz yanlış inanıyorsunuz, İsa gelmeyecek” dememiş olmasını başka bir delil olarak ileri sürenler vardır. Hatta bazıları, Mi’raç’ta Rasülüllah’ın İsa’yı üçüncü kat gökte canlı gördüğünü de iddia etmişlerdir.

Bizim bu rivayetleri değerlendirmemiz ise ”Hadis Usulü” çerçevesinde olmayıp Kur’anî, imani açıdandır. (Akli yönünü; akıl mantığa uyup uymayacağını yukarıda İsa’nın ref’i bölümünde sunmuştuk.)

Görüldüğüne göre bu rivayetlerde İsa’nın ineceği ileri sürülmektedir. Bu, geleceğe yönelik bir olgunun açıkça haber verilmesidir. Yani gaipten haber vermektir. Ve bu haberi veren de Rasülüllah’tır. (!)

Şimdi bu konuyu Kur’an ile ele alalım. Kur’an’a (Maide; 109, En’am; 50, A’raf; 188, Tevbe/101, Hud; 31, Ahkaf; 9) göre Rasülüllah ve de hiçbir peygamber gaybi bilmez. Kesinlikle peygamberler dâhil herhangi bir kimsenin gaibe; geçmişe veya geleceğe veya uzak bir mesafeye ait herhangi bir haber vermeleri söz konusu olamaz.

Ancak Rabbimiz Kur’an’da (Âl-i Imran 179, Cinn 26, 27, Yusuf 86:), seçtiği ve kendilerinden razı olduğu elçilerine “gaybi” bildireceğini açıklamıştır. Bunlar peygamberlerin kendiliğinden “gaybi” bilemeyeceklerini ancak Allah’ın peygamberlerine vahyederek onlara gaibe ait bazı bilgileri verdiğini göstermektedir. “Gaibe” ait haberler bu elçilere vahiy yoluyla ayetler hâlinde bildirilir, elçiler de bu bilgileri görevleri gereği insanlığa ulaştırırlar. Bunun böyle olduğunu gösteren Kur’an’da birçok ayet (Âl-i Imran 44, Hud 49, Yusuf 102, Kasas 44- 46) vardır.

Allah’ın gelecekteki olayların görüntülerini görme ve bu görüntüleri tevil etme ayrıcalığı tanımak suretiyle, elçilerine gaybi bildirdiğine dair örnekler de vardır. Meselâ Yüce Allah Yusuf peygambere “olayların tevilini” öğretmiş, Yusuf peygamber de bu sayede zindan arkadaşlarının gördükleri görüntüleri ve hükümdarın gördüğü görüntüyü doğru olarak açıklamıştır. Başka bir ifade ile Yusuf peygamber, Allah’ın kendisine öğrettikleri ile geleceğe ait görüntüleri tevil etmiş ve o görüntülerin neleri ifade ettiğini bilmiştir. Bu olayların ayrıntıları Yusuf suresinin 36- 49. ayetlerindedir.

Allah’ın, geleceğe ait görüntüleri göstermek suretiyle gaipten bilgi vermesinin bir örneği de peygamberimizle ilgilidir. Fetih suresinin 27. ayetinden anlaşıldığına göre, Rabbimiz, Mekke’yi fethedeceğinin görüntülerini peygamberimize önceden göstermiştir. Böylelikle peygamberimiz, gaip haberi mahiyetinde olan bu görüntüler sayesinde Mekke’nin fethini önceden bilmiştir. Yine Rum suresinde Bizanslıların yenileceği seneler öncesinden bildirilmiştir. Yine Kur’an’da geleceğe ait, “şöyle olacak, şöyle diyecekler, sana soracaklar” şeklinde birçok geleceğe yönelik olaylar önceden bildirilmiş ve bu olaylar aynıyla gerçekleşmiştir.

Yukarıdaki alıntılardan da anlaşılacağı gibi, Allah’ın bunca ayetine rağmen gerek peygamberimizin “gaybi” bildiğini iddia edenlerin ve gerekse bu iddiaya inanan insanların Kur’an’ı okuyup anlamadıkları veya Kur’an’a itibar etmedikleri meydandadır. Bu durum ve aşağıda anlatılanlar karşısında şaşılacak şeylerden birisi de, bu insanların herkesin yapabileceği basit akıl yürütme işini yapmamış olmalarıdır.

Tarih ve siyer kitapları yanında, “sahih” denilen hadis kitaplarında da genişçe yer verildiği gibi, peygamberimiz hem Mekke’de hem de Medine’de istihbaratçı casuslar kullanmıştır. Eğer “gaybi” bilseydi, bu yönteme gerek duymaz, “gaybi” bildiği için durumu kendine göre değerlendirirdi.

Yine tarih, siyer ve “sahih” hadis kitaplarında belirtildiği gibi, peygamberimiz, baktığı davalarda her iki tarafın da davalarını ispat edebilmeleri için mutlaka tanıklar getirmelerini istemiştir. Eğer “gaybi” bilseydi, tanık beyanına gerek duymaz, onu bildiği için hükmünü ona göre verir geçerdi.

 İslâm tarihinde çok önemli bir yer tutan ve başta kendisi olmak üzere tüm Müslümanları tedirgin eden “ifk [iftira] olayında peygamberimiz “gaybi” bilmediği için çok üzülmüş, endişelenmiş ve eşi Ayşe’yi babasının evine göndermiştir. Ta ki, vahiy gelip de Ayşe’nin suçsuzluğu, ona iftira edildiği açıklığa kavuşuncaya kadar… Eğer peygamberimiz “gaybi” bilseydi, bunlara hiç lüzum kalmaz, sahabesine söylentinin bir iftiradan ibaret olduğunu açıklar, böylece ne kendisi ne de sahabe üzülürdü. Ne var ki, söylentinin bir iftiradan ibaret olduğunu peygamberine bizzat Allah bildirmiş, peygamberimiz de kendisi için bir “gaip ” olan hadisenin içyüzünü [Ayşe'nin suçsuzluğunu] ancak vahiy ile öğrenebilmiştir. (Ahzab 6)

 Mescid-i Dırar olayında da peygamberimiz münafıkların bu mescidi ne amaçla yaptıklarını bilemediğinden olayı hoş görmüştür. Buna karşılık, münafıkların kötü amaçlı oldukları ve oranın bir fesat yuvası olduğu kendisine bizzat Allah tarafından vahiy ile bildirilmiştir. (Tövbe 107, 108)

Tahrim suresinden öğrendiğimize göre, peygamberimiz eşlerinin kendisine kurdukları entrikaları bilmediğinden, olay kendisine Allah tarafından vahiy ile bildirilmiştir. (Tahrim 3)

 Peygamberimiz, muhatap olduğu insanların, doğru sözlü mü, yalancı mı, mümin mi, münafık mı olduklarını bilmediğinden, bu konular yine kendisine Allah tarafından vahiy ile bildirilmiştir. (Tövbe 101)

Kur’an okumayan, Kur’an’a itibar etmeyen, yukarıda anlatılanlar karşısında akıl yürütme işini yapmayan bu tür insanlar, ne gariptir ki, çok itibar ettikleri hadisler arasında yer alan ve peygamberimizin bizzat kendi ağzı ile “gaybi” bilmediğini söylediği şu hadise de itibar etmemişlerdir:

“… Muavviz kızı Rubeyyi şöyle demiştir: ‘Ben gelin olduğum günün kuşluk vaktinde Peygamber evlenme törenime geldi ve senin oturduğun gibi döşeğimin üzerine oturdu. O sırada bir takım kızlar def çalıp Bedir’de şehit olan babalarını övüyorlardı. Bu kızlardan birisi:

” İçimizde bir peygamber vardır ki, o, yarın ne olacağını bilir” dedi.
Bunun üzerine Peygamber:

-”Öyle söyleme, söylemekte olduğun şeyleri söyle!” buyurdu. (Sahih-i Buhari, Kitab-ı Mağazi, rivayet no: 49)

Bütün bunlar göstermektedir ki, peygamberimizin “gaybi” bildiğini iddia eden ve bu iddiaya inanan cahil ve gafiller, bilerek veya bilmeyerek İslam’ın yozlaştırılmasına sebep olmaktadırlar.

Yukarıdaki rivayetlerin özünü dikkate alırsak, bunun Kitabı Mukaddes’in, Mika bölümünün beşinci babının,  2- 5. cümlelerinin aynısı olduğu görülür. Buyurun:

Kurtarıcı Beytlehem’den Çıkacak

  2 Ama sen, ey Beytlehem Efrada,

Yahuda boyları arasında önemsiz olduğun halde,

İsrail’i benim adıma yönetecek olan senden çıkacak.

Onun kökü öncesizliğe, zamanın başlangıcına dayanır.

  3 Bu yüzden onu doğuracak olan kadın doğurana dek

RAB İsraillileri düşmanlarına teslim edecek.

Sonra öbür soydaşları İsraillilere katılacak.

  4 O gelince, halkını Rab’den aldığı güçle

Tanrısı RAB’ bin görkemli adına yönetecek.

Halk güvenlik içinde yaşayacak.

Çünkü bütün dünya onun büyüklüğünü kabul edecek.

  5 Halkına esenlik getirecek.

Bunun dışında Kitabı Mukaddes’in İşaya/ 9; 6, 7, 11; 1- 19, 53; 11, 12, Yeremya/23; 5,6, Zakarya/9; 9, 10’a da bakılabilir. Bunlara bakılınca, yine Arap Pavlusların Kitabı Mukaddes’te yer alan İsrail oğullarının beklenen Mesih’ini İslamileştirdikleri görülecektir.

Bu girişimler, genellikle şu üç amaca yöneliktir:

a)  Müslümanların inancını bozmak ve onları sömürebilmek

Bu safsatalar, aslında insanları kullanabilmek için birer ölçüttür. Bu safsataları akıl terazisinde tartmayan, Kur’an ile sağlamasını yapmayan kalabalıklar, eşek gibi binilir, inek gibi sağılırlar; kısacası iyi sömürülürler. Buna inanmış kesimlerin ne vaziyette bulunduklarının takdiri okurlara havale edilir.

b)Rasülüllah’ı ve ümmetini aşağılamak

İlgilenenler gayet iyi bilir ki, Miraç (Rasülüllah Muhammed’in göklere çıktığı, Allah’ın yanına vardığı) rivayetlerde, Rasülüllah 6. kat gökte Musa ile karşılaşır. Ona Rasülüllah, Allah ile yaptığı görüşmeleri, Allah’tan aldığı ümmeti ile ilgili yükümlülükleri nakleder. Musa, Rasülüllah’ı uyarır, senin ümmetin bu yükün altından kalkamaz git, pazarlık et, Allah ümmetinin yükünü hafifletsin der. Bu minval üzere Rasülüllah üç beş kez Allah ile pazarlığa gider gelir. Burada açıkça, akıllı, uyanık bir Musa; aptal, avanak bir Muhammed portresi çizilir. Allah, Muahammed’i (a.s) son peygamber yapmış ve böylece elçi gönderme uygulamasına son vermiştir (Ahzab/40). Ancak elçinin görevi olan, uyarı, müjdeleme, öğüt verme, ma‘rûfu emretme, münkerden nehyetme görevlerini, Bakara/143, Âl-i İmrân/104, 110 ve Hacc/78′den açıkça anlaşılacağı üzere bu ümmete vermiştir. İsa’nın ineceği rivayetlerinde de Muhammed ve ümmetinin beceriksiz kimseler olduğu; onların uyarı, müjdeleme, öğüt verme, ma‘rûfu emretme, münkerden nehyetme görevlerinibeceremediğini İsa’nın gelip becereceği,  çaktırmadan, hem de Rasülüllah’ın kendi ağzından ortaya atılır. Bu operasyonlar, Rasülüllah’ın ağzıyla ve bilmem kim hazretleri marifetiyle yapılınca, akıl, fikir bir kenara itilir ve mesele sorgulanmaz. Ama neticede “…Ve Allah, kirliliği/azabı aklını kullanmayanların üzerine bırakır. (Yûnus/100).”

c)Allah’ı yalancı çıkarmak

Kur’an’da; Ankebut/48, Şura/51, Yusuf/3, Kaf/22, Kasas/86. ayetlerde Rasülüllah’ın peygamberliğinden evvel İsrailiyata ait hiçbir kitap okumadığı, herhangi bir birikiminin olmadığı açıklanır. Çağdaşlarından hiçbir karşıtı da aksini iddia etmedi, ispat etme girişiminde de bulunmadı. Hatta Rasülüllah’a Yunus 94, isra 101’de vahiy, kitap kültürü konularında ehli kitaptan sorabileceği uyarısı da yapıldı. Yine Nahl/43 ve Enbiya/7’de Rasülüllah’ın çağdaşı inkarcılara bilmedikleri din kültürü konularını  “ehli zikre (o gün yaşayan Yahudi ve Hıristiyan din bilginlerine)” baş vurmaları önerildi.

Kısacası Kur’an’a göre; Allah’a göre Rasülüllah Muhammed, İsrailiyat kültürü, bilgisi, birikimi olmayan bir kimsedir. Rivayetlere bakılınca da Rasülüllah, İsrailiyat; Kitabı Mukaddes, Talmut ve Mişnaların uzmanı ve uyanık bir kopyacısıdır. Dolayısıyla da Allah yalan söylemektedir. (!) Biz şundan eminiz ki kesinlikle Rasülüllah böyle şeyler dememiştir. Eğer öyle bir şey deseydi çevresinde münafıklar hariç bir tek mümin kalmazdı, karşıtları da bayram ederlerdi.

Not:

İsa ile ilgili bir takım gerçek dışı saçmalıkları Müslümanlara yerleştirebilmek için Mushafta bir takım ince ve derin operasyonlar yapıldığını birçok yazımızda; özellikle de İsa ile ilgili bölümleri, Tebyinü’l Kur’an kitabımızın Âl-i Imran/ 33-63, Meryem/ 33-29, Zuhruf/ 44, 61, 61, 45. ayetlerin tahlilinde ayrıntılı olarak sunduk.

Hakkı Yılmaz


[1] Eldeki Mushaf tertibine baktığımız zaman, İsa’nın konu edildiği pasajlarda, bazı cümlelerin yer değiştirildiği teknik ve semantik ölçülerle tespit edilebilmektedir:

Tebyin çalışmamızda, Mushaf tertip heyetinin, Mushaf’ı tertip ederken kronolojik bir tertip yapmadıkları, necmlere dikkat etmedikleri, bazı paragraflardaki cümlelerin,  bütün ayet halindeki cümle öğelerinin gerekli dilbilgisi kurallarına uygun tertip etmediklerini yüzlerce kez göstermiş idik. Bu durumu, bir zamanlar, tertip heyetinin dilbilimi açısından uzman olmayışına, önce bütünü koruyup sonra düzeltmelerin yapılması yolunu tercih ettiklerine yormuş idik.

Ne var ki, bu heyetin ve baş sorumlunun bu olumsuzluklara karşı duyarsız kalışı, bu nedenle birçok olayların ve katliamın ortaya çıkışı buna rağmen tertibin birçok nedenle irdelenmesinin engellenişi; bizde, bunun, ihmalden, gafletten değil ihanetten kaynaklandığı kanaati oluşmasına sebep olmuştur.

Bu çalışmamızda Kur’an’da (Meryem, Zuhruf, Nisa sureleri) yer alan İsa peygamber ile ilgili pasajlarda bazı ayetlerin yer değiştirmiş olduğunu; yeri değiştiren ayetlerin bulunduğu yere teknik ve semantik açıdan uygun düşmediğini gördük. Bunları da kitabımızda cümle aleme ifşa ederek herkesle paylaştık.

Kur’an pasajındaki ayetlerin, İsa ile ilgili pasaja götürülerek yerinin değiştirilmesiyle, Kur’an’a yönelik nitelikler, İsa peygambere kaydırılarak İslam dünyasında yanlış inanç oluşumlarının bilinçli olarak sağlandığı kanaatine vardık. Bu ihanetten hareket ederek, tertipte olduğu gibi kıraatte de bir dahlin olup olmadığını araştırmayı bir iman borcu bildik ve daha evvel Meryem suresindeki İsa ile ilgili pasajı yeniden ele alıp inceledik. Ve orada da daha evvel ihmal ettiğimiz çok önemli bulgulara ulaştık. Bu ayetleri yeni bulgular çerçevesinde meallendiriyor ve bunları sizlerle paylaşıyoruz.

Bu açıklamalardan anlaşıldığına göre, Mushaftaki İsa ile ilgili pasajların ayetlerinin yerleri ve kıraatleri, İsa’ya özel bir statü verebilmek için bilinçli olarak değiştirilmiş ve böylece İsa beşikte iken konuşturulmuş, göğe/Allah’ın yanına uçurulmuş, insanlar tekrar geleceğine inandırılmış, gelişi kıyâmet alameti sayılmış ve ölmeden evvel herkesin ona iman edeceği inancı yaygınlaştırılmıştır.

[2]Râzî, Mefâtihu’l-Ğayb; Kurtubî, el-Câmiu li Ahkâmi’l-Kur’ân; Lisânu’l-Arab.

[3] (KUMRAN YAZITLARI: Cilt Hastalığının Teşhisi:[4Q266, böl. 6 i (4Q272 1, 273 4 ii, 269 7), 4Q266, böl. 6], Hasat Toplama ve Harç İle İlgili Kurallar :[4Q271, böl. 2 (4Q269, böl. 8 i-ii; 270, 3 iii)], Savaşın Kitabı: [4Q285, 8. böl.], Savaşın Kitabı: (11Q14), Tapınak Parşömeni: [(11QT=11Q19-21, 4Q365a, 4Q524), XLVI, XLVIII, XLIX], Tohorot (Saflıklar): (4Q274 3 i-ii), Hasat Toplama: [(4Q284a) Bölüm 1]“Ölü Deniz Parşömenleri Kumran Yazıtları” Geza VERMES Çev. Nurfer ÇELEBİOĞLU)

[4] (Lisanü’l Arab, c.3 , s. 195, 196. “hlq” mad.)

[5] (KUMRAN YAZITLARI’NIN konuya ait bölümleri incelenebilir)