CÜNÜPLÜK VE CENABET

 

Fıkıh ve ilmihal kitaplarında bu sözcükler; “Boy abdesti (gusül) almayı gerektiren durum; büyük abdestsizlik hâli; bu durumda olup da henüz gusletmemiş olan kimse” olarak tanımlanmış ve “Cinsel ilişkide bulunmuş yahut rüyada ihtilâm olmuş veya birine bakmakla ya da dokunmakla kendisinden şehvetle inzal vaki olmuş kimseye cünüp bu durumuna da cenabet denir.” şeklinde açıklamalar getirilmiştir.

Bu tanım ve açıklamalardan hareketle; meni gelmese bile cinsel ilişki kuran erkek ve kadının cünüp olacakları, erkekte meninin gelmesiyle, kadının da oynaşma, bakma, düşünme veya benzeri sebeplerle ihtilâm olmasıyla kişilerin cünüp sayılacakları, uykuda iken görülen rüya sebebiyle veya elle tatmin (mastürbasyon) sonucu meydana gelen boşalmanın cünüplüğe yol açacağı hükme bağlanmıştır.

Bu hükümlerden yola çıkarak da cünübün; mescide girmesi, namaz kılması, namaz kıldırması, oruç tutması, Kur’an okuması, Kur’an’a el sürmesi, kendisine Kur’an okunması, Kâbe’yi tavaf etmesi haram sayılmıştır.

Ancak bu yasaklamalar yetmemiş, bir de cünüplüğün kötülüğü hakkında; “cünübün olduğu yere melek girmez, bastığı toprakta ot bitmez, yıkanıncaya kadar bastığı toprak, yattığı yatak ona lanet eder” gibi tehditler -hem de peygamberimize fatura edilerek- savrulmuştur.

Hâlbuki Kur’an’da üzerinde durulan cünüplük, yukarıda tanımlanan cünüplük, cenabetlik değildir. Ama zaman içerisinde kasıtlı olarak yanlış öğretilmesi sonucu cünüplük, bugün hâlâ müslümanlar arasında yanlış bilinmektedir. Bize göre böyle bir anlayış, insanları dinden, eğitimden uzak tutabilmek için uydurulmuştur ve ne acıdır ki bu ihanet yapılırken de peygamberimizin adı kullanılmıştır.

Bu yanlış bilgilendirme öyle yaygın bir hâle gelmiştir ki, “cünüp” sözcüğüne, sözlüklerde de -sanki İslam dini gelmezden evvel bu sözcük Arap dilinde yokmuş gibi- maalesef yukarıda naklettiğimiz terimsel anlam çerçevesinde karşılıklar verilmiş, dolayısıyla klasik kaynaklarda da aynı minvalde bilgiler yer almıştır:

“Cü­nup lafzının müennesi de yoktur, tesniye ve çoğulu da yoktur. Çünkü bu ke­lime, “buud ve kurb; uzaklık ve yakınlık” kelimesi gibi mastar veznindedir. Bazan bu kelimeyi hafifleterek, diye söylerler. Bu kelimeyi bu şekil­de okuyanlar da olmuştur. el-Ferrâ der ki: “Kişi cünub oldu,” ifadesi cenabetten gelmektedir. Bîr şivede cünup kelimesinin, tıpkı “unk” ve “a’nâk,” “tunub ve etnab” (boyun, boyunlar, çadır kazığı ve kazıklar) gibi ço­ğul yapıldığı da söylenmiştir. Tekili kastederek “cânib” diye bu kelimeyi kullanmak halinde, çoğul için “cünnab’1 tabiri kullanılır. Binici ve biniciler için “râkib ve rukkâb” demek gibi. Kelime asıl itibariyle uzaklık demektir. Âde­ta cünup, şehvetle çıkardığı su dolayısıyla namaz halinden uzaklaşmış gibi olduğundan bu ismi alır. Şair der ki:

“Beni (yanında esir bulunan) kardeşimden uzak tutarak mahrum etme! Çünkü ben, çadırlar ortasında garip kalmış bir kimseyim.”

Cünub adam, yabancı adam anlamına da kullanılır. Aynı şekilde cenabet (mücanebet) erkeğin kadın ile içli dışlı olması demektir.” (KURTUBİ)

Sözcüğün esas anlamı:

“Cenb” sözcüğünün türevlerinden olan “cünüb” sözcüğü ile ilgili olarak klasik eserlerde şu bilgiler görülmektedir:

“Cenb” sözcüğü ise bir şeyin parçası, küçük-büyük bir şeyden koparılan parça” demektir. “Canip” ve “cünüp” sözcükleri “Ğariyb (çok uzak olan)” demektir. “cenebe r racülü” ifadesi “kişi onu defetti, uzaklaştırdı” demektir. Ezheri dedi ki: Salat mevzilerine yaklaşması yasaklandığı için “cünüp” denmiştir. İbni esir dedi ki: “cünüp” cima ve meninin çıkışı ile üzerine yıkanmak vacip olan kişi demektir. Cenabet, “meni” demektir. (Lisan 2/ 216-222, Tac 1/ 377, 86)

Ancak, Lisan’da zikredilen Ezheri ve İbn i Esir’e ait görüşleri kabul etme imkânı yoktur. Zira bu sözcük, Kur’an inmezden evvel de Arap dilinde mevcut olup, cünüp olarak salât mevzilerine (musallaya; eğitim öğretim ve sosyal yardım, destek yerlerine) yaklaşılması Kur’an ile yasaklanmıştır.

Cünüplük ve Kur’an:

“Cünüp” sözcüğü Kur’an’da iki ayette aynen olmak üzere, farklı türevleriyle toplam 33 kez yer alır. Sözcüğün türevlerinin hepsi de “ana maddeden uzak parça” anlamı ekseninde olup, bunların Nisa; 36, 43, Kasas; 11 ve Maide; 6 ayetlerindekileri “cünüb” kalıbında, diğerleri farklı kalıplardadır. Meselâ farklı kalıplarda olanlardan Zümer; 17, Nisa; 31, Şûra; 37, Necm; 53, Nahl; 36, Hacc; 30, Hucurat; 12, Maide; 90 ve İbrahim; 35 ayetlerindeki sözcükler, Türkçeye de aynen Arapçadaki anlamıyla girmiş olan, “uzak durma, kaçınma” anlamındaki “içtinap” formuyla yer almıştır:

İbrahim; 35:

35.Ve hani bir zaman İbrâhîm: “Rabbim! Bu şehri güvenli kıl! Beni ve oğullarımı putlara tapmamızdan uzak tut! 

Bu sözcüğün türevlerinden, “canip, ecnebi, cenab” formaları da aynı anlamda Türkçeleşmiş olup, “Canip”; “yan kenar”, “ecnebi”; “yurdundan kopmuş; yabancı” demektir. “Cenab” sözcüğü ise “eksikliklerden uzaklaşmış” anlamındadır ki bu sözcük başta Allah için “Cenab-ı Hakk, Cenab-ı Allah” diye kullanılmakta, bazen saygın kimselere “… cenapları” denmektedir.

Özetlersek “cünüp” sözcüğü kısaca; “uzak olan; kopuk” anlamına gelmektedir. Nisa suresinin 43. ve Maide suresinin 6. ayetleri ışığında değerlendirilecek olursa bu sözcüğün; “şehvetin kabarması, nefsin uyanması sebebiyle hayattan kopuk olan, dengesini yitirmiş, sağduyulu davranamayan” demek olduğu anlaşılmaktadır. Zira herkesin bildiği gibi, bu hâldeki insan hayattan, dünyadan kopuk olur, sağduyusunu yitirir. Nitekim böyle kişilere halk arasında “aklı bilmem nesine takılı” denir ve insanın bu duruma gelmesine sebep olan fizikî hazların tatmin aracı olan organlar için de “dini imanı olmaz” tabiri kullanılır.

Buradan anlaşılan odur ki cünüplük; meninin gelmesi ile yıkanma arasındaki hâl değil, şehvetin kabarması ile meninin inmesi arasındaki gergin hâldir.

İşte Rabbimiz, hem Nisa; 43 hem de Maide; 6 ayetlerinde, kişilerin bu gergin hâlde iken salâta çıkmamalarını öngörmüştür. Bir başka ifade ile, şehvet kabarması sebebiyle hayattan kopuk olan ve sağduyulu davranamayan insanların bu gibi sosyal faaliyetlere katılmalarını yasaklamış, gergin olanların önce nefislerini söndürmelerini, sonra da yıkanıp toplum huzuruna çıkmalarını emretmiştir. Çünkü gerginliğini atmış (orgazm olmuş) insanın zihninde artık cünüplük hâlinin yol açtığı bir dikkat toplama sorunu söz konusu olmayacak, bu kişiler sakin, anlayışlı birer birey olarak salâtın gereğini yerine getirebileceklerdir. Zaten boşalarak dinginleşmiş insanın kimseye zararı dokunmayacağından, onun toplumdan uzak tutulmasının da bir anlamı yoktur, lanetlenmeleri anlamsızdır.