YUNUS SURESİ

 

Dikkat, dikkat, dikkat!!
İşte bunlar, o yasalar içeren kitabın âyetleridir.

Ey kur’an ile uyarı görevinde bulunan kullar!
İnsanları uyar ve inananlara Rableri nezdinde kesinlikle “kademe sıdk [hoş gelişler, mutlu yaşamlar] olduğunu müjdele diye kendilerinden, olgun bir adama; muhammed’e vahyedişimiz; ona Kur’an indirişimiz  o inançsızlara tuhaf geldi. Allah’ın ilâhlığını ve rabliğini örten o kimseler, “Hiç şüphesiz bu elçi/bu kitap, kesinlikle apaçık büyüleyici sözler söyleyen bir bilgindir/göz boyayan etkili bilgilerdir” dediler.
Siz görev yaparken de aynı şeyler kesinlikle yaşanacaktır.
(51/10, Yûnus/1-2) 
-171-

Ey insanlar!
Şüphesiz sizin Rabbiniz, gökleri ve yeri altı evrede yaratan, sonra en büyük taht üzerinde egemenlik kuran,  işi yönetip duran Allah’tır. Dünyada yardım edecek, destek olacak kişi ancak O’nun izninden/ bilgisinden sonra yardım edebilir. İşte Bu, Rabbiniz Allah’tır. O hâlde O’na kulluk ediniz! Hâlâ düşünüp ibret almaz mısınız?
Hepinizin dönüşü sadece O’nadır. Allah bunu hak olarak vaat etmiştir. Şüphesiz O, halkı ilk baştan yaratır, sonra iman eden ve düzeltmeye yönelik işler yapan kimseleri nasipleri/ hakları olan payları ile karşılık vermek için geri döndürür. Allah’ın ilâhlığını ve rabliğini örtmüş olan şu kimseler, Allah’ın ilâhlığını ve rabliğini örtmeleri nedeniyle, kaynar sudan bir içki ve acıklı azap kendileri için olanlardır. O nedenle aklınızı başınıza toplayın.
O, güneşi bir aydınlık, ay’ı bir ışık yapan ve senelerin sayısını ve hesabını bilesiniz diye, aya menziller ayarlayandır. Allah bunu ancak gerçek ile yaratmıştır. O, bilecek olan bir toplum için âyetleri ayrıntılı olarak açıklar.
Şüphesiz gece ile gündüzün birbiri ardınca gelmesinde ve Allah’ın göklerde ve yerde yarattığı şeylerde, Allah’ın koruması altına giren bir toplum için nice alâmetler/göstergeler vardır. Bunları araştırın, gözlemleyin de imanınızı sağlamlaştırın.
(51/10, Yûnus/3-6) 
-172-

Bize kavuşmayı ummayan, dünya hayatına razı olan, onunla tatmin bulan şu kimseler ve kendileri Bizim âyetlerimize/ alâmetlerimize/ göstergelerimize duyarsız, ilgisiz olan kimseler; işte bunlar, kendi elleriyle ettikleri yüzünden varacakları yer ateş olanlardır.
Hiç şüphesiz iman eden ve düzeltmeye yönelik işler yapan şu kimseler; imanlarından dolayı Rableri kendilerine kılavuz olur. Bol nimetli cennetlerinde onların altlarından ırmaklar akar durur.
Onların oradaki duaları, “Allah’ım! Sen her türlü eksiklikten arınıksın!”dır. Ve onların oradaki selâmlaşmaları, “Selâm”dır [sağlık, esenlik, mutluluktur]! Dualarının sonu da, “Âlemlerin Rabbi Allah’a sonsuz övgüler olsun!”dur.
(51/10, Yûnus/7-10) 
-173-

Ve eğer Allah, insanlara, onların hayrı çarçabuk istedikleri gibi, kötülüğü alelacele verseydi, onlara, kesinlikle kendi sürelerinin sonunu gerçekleştirirdi. Fakat Biz, Bize kavuşmayı ummayanları azgınlıkları içinde bocalayanlar olarak terk ederiz.
Ve insana sıkıntı dokunduğu zaman, yan yatarken, otururken, dikilirken Bize kesinlikle yalvarır. Kendisinden sıkıntısını gideriverdik mi de sanki kendisine dokunan o sıkıntı için Bize hiç yalvarmamış gibi aldırmadan geçip gider. Sınırı aşanlara yaptıkları şeyler işte böyle süslenmiştir.
Ve andolsun ki sizden önceki kuşakları, şirk koşarak, küfrederek yanlış yaptıkları zaman değişime/ yıkıma uğrattık. Ve onların elçileri açık belgeler ile gelmişlerdi. Zaten onlar inanacak değillerdi. İşte günahkârlar topluluğunu Biz böyle cezalandırırız.
Sonra nasıl amel edeceğinize bakalım diye onların sonrasından sizi yeryüzünde onların yerine getirdik.
Ve âyetlerimiz onlara açıkça okunduğunda, Bize kavuşmayı ummayanlar: Elçimize “Bundan başka bir Kur’ân getir yahut bunu değiştir!” dediler.

Elçimize: “Onu kendimin öngörmesiyle değiştirmem benim için söz konusu olamaz. Ben sadece bana vahyolunana uyuyorum. Rabbime isyan edersem, kesinlikle büyük bir günün azabından korkarım. Allah dileseydi, ben Kur’ân’ı size okumazdım ve Allah, Kur’ân’ı size bildirmemiş olurdu. Ben de Kur’ân’dan önce kesinlikle içinizde bir ömür kalmıştım. Hâlâ aklınızı kullanmayacak mısınız?” diye cevap verdirdik.
Öyleyse Allah’ın aleyhine bir yalanı uyduran veya O’nun âyetlerini/ alâmetlerini/ göstergelerini yalanlayan kişiden daha yanlış iş yapan kim olabilir? Hiç şüphesiz bu günahkârlar kurtuluşa eremezler.

Ey Kur’an ile uyarıda bulunanlar!
Onlar, Allah’ın astlarından, kendilerine zarar vermeyen ve kendilerine yarar sağlamayan şeylere tapıyorlar ve “Bunlar Allah katında bizim yardımcılarımız/ destekçilerimizdir” diyorlar. 
Deyin ki: “Siz Allah’a göklerde ve yerde Kendisinin bilmediği bir şeyi mi haber veriyorsunuz?” Allah, onların ortak koştukları şeylerin hepsinden arınıktır ve çok yücedir.

Ve insanlar, sadece bir tek ümmet idiler, sonra ihtilâfa düştüler ve eğer Rabbinden bir Söz geçmemiş olsa idi, ihtilâf edip durdukları şeyler hakkında aralarında hüküm kesinlikle gerçekleştirilmişti.
Ve onlar, “Ona Rabbinden bir alâmet/ gösterge indirilseydi ya!” diyorlar. Onlara da “Görülmeyeni, duyulmayanı, sezilmeyeni, geçmişi, geleceği bilmek kesinlikle Allah’a aittir. Hadi bekleyin. Şüphesiz ben sizinle birlikte bekleyenlerdenim” deyiverin!
Ve insanlara dokunan bir sıkıntıdan sonra kendilerine bir rahmet tattırdığımız zaman, âyetlerimiz/ alâmetlerimiz/ göstergelerimiz hakkında onların bir plânı vardır. Bunlara da deyin ki: “Plân bakımından Allah daha çabuktur.” 
Şüphesiz ki elçilerimiz plânladığınız şeyleri yazıp duruyorlar.
(51/10, Yûnus/11-21) 
-174-

Ey insanlar! Şu halinize bir bakın.
Allah, size karada ve denizde yolculuk ettirendir. Gemilerde bulunduğunuzda gemiler içindekileri tatlı bir rüzgârla götürür. Yolcular neşelendiklerinde, şiddetli bir fırtına gelip çatar, dalgalar her yerden gelir. Ve onlar, çepeçevre kuşatıldıklarını anlayınca, dini Allah için arındıranlar olarak O’na yalvarırlar: “Bizi bundan kurtarırsan, hiç kuşkusuz, karşılığını ödeyenlerden oluruz.”
Sonra ne zaman ki Biz onları oradan kurtardık, kurtulur kurtulmaz yeryüzünde haksız yere taşkınlıklar yaparlar. –Ey insanlar, taşkınlığınız şu basit dünya hayatının kazanımı olarak sırf kendi zararınızadır. Sonra dönüşünüz sadece Bizedir. Sonra Biz, yapmış olduklarınızı size haber vereceğiz.–
(51/10, Yûnus/22-23) 
-175-

Ey insanlar! Bu mesajlara iyi kulak verin.
Dünya hayatının örneği, Bizim gökten indirdiğimiz su gibidir. Ki gökten indirdiğimiz suyla insanların ve hayvanların yediği bitkiler birbirine karışmıştır. Sonunda yeryüzü süslerini takınıp süslendiği, sahipleri de kendilerinin, ona gücü yetenler olduklarına inandıkları bir sırada, geceleyin veya gündüz vakti, ona emrimiz gelivermiştir de ansızın, sanki dün orada hiçbir şenlik yokmuş gibi, onu, ta kökünden biçivermiştir. Biz, âyetlerimizi düşünecek bir toplum için işte böyle ayrıntılı olarak açıklarız.
Ve Allah, selâmet [esenlik, mutluluk] yurduna çağırıyor ve O, dilediği/dileyen kimseye kılavuz olur.
Güzellik yapan kişiler için daha güzeli ve fazlası vardır. Yüzlerine kara bulaşmaz, aşağılık, aşağılanma da. İşte bunlar cennet ashâbıdırlar. Onlar orada sonsuz olarak kalıcıdırlar. Kötülük kazanmış olan kimseler de, kötülüğün cezası, bir benzeri iledir. Ve onları bir aşağılık kaplar. Onlar için Allah’tan, hiçbir koruyucu yoktur. Sanki onların yüzleri karanlık gecelerden bir parçaya bürünmüş gibidir. İşte onlar ateşin ashâbıdırlar. Onlar orada sonsuza dek kalacaklardır.
Ve hepsini toplayacağımız, sonra da o ortak koşanlar için “Yerlerinize! Siz ve ortaklarınız!” diyeceğimiz gün, artık kesinlikle aralarını iyice açacağız ve onların ortakları, “Siz sadece bize tapmıyordunuz ki! Şimdi bizim aramızda ve sizin aranızda şâhit olarak Allah yeter. Biz sizin kulluğunuzdan kesinlikle bilgisizdik/ duyarsızdık diyecekler.
Onlar, işte burada/o zaman herkes ne gönderdiyse onun imtihanını verecek. Ve kesinlikle gerçek mevlâları olan Allah’a döndürülecekler. İftira edip uydurdukları şeyler de kesinlikle kendilerinden uzaklaşıp kaybolacaklar.

Ey Kur2an ile uyarı görevi yapan kullar! Deyin ki: “Sizi gökten ve yeryüzünden kim rızıklandırıyor? Ya da kulaklara ve gözlere kim sahip oluyor, bunların sahibi kim? Ve ölüden diriyi, diriden ölüyü kim çıkarıyor? Ve işleri kim düzenliyor?” Hemen “Allah” diyecekler. O zaman deyin ki: “O hâlde hâlâ Allah’ın koruması altına girmeyecek misiniz? Öyleyse işte O, sizin gerçek Rabbiniz Allah’tır. Artık, gerçekten sonra sapıklıktan başka ne olabilir! O hâlde nasıl da çevriliyorsunuz?”
Hak yoldan çıkan kişilere Rabbinin kelimesi gerçekleşmiştir: Şüphesiz onlar imana gelmezler.
Deyin ki: “Ortaklarınızdan, önce yaratıp, sonra da onu çevirip yeniden iade edecek/ diriltecek kimdir?” Deyin ki: “Allah önce yaratır, sonra da onu iade eder. O hâlde nasıl döndürülüyorsunuz?”
Deyin ki: “Ortaklarınızdan doğru yolu gösterecek olan kimdir?” Deyin ki: “Allah, hak olan doğru yola kılavuzluk eder. O hâlde kim doğru yola kılavuz olur? O hâlde doğru yola kılavuz olan mı kendisine uyulmaya daha lâyıktır, yoksa kendisine yol gösterilmeyince onu bulamayan mı? O hâlde size ne oluyor? Nasıl hükmediyorsunuz?”
Ve onların çoğu, ancak bir zanna uyarlar. Şüphesiz ki zan, “hak”tan hiçbir şey kazandırmaz. Şüphesiz Allah onların yaptıklarını çok iyi bilir.
(51/10, Yûnus/24-36) 
-176-

Ve bu Kur’ân, Allah’ın astları tarafından uydurulan değildir. Lâkin sadece içinde konu edilenlerin doğrulanması ve Tevrât’ın ayrıntılı olarak açıklanmasıdır. Onda şüphe edilecek hiçbir şey yoktur. Âlemlerin Rabbindendir.
Yahut “Onu kendisi uydurdu” diyorlar. Deyin ki: “Öyleyse siz benzeri bir sûre meydana getirin, Allah’ın astlarından çağırabileceklerinizi de çağırın. Eğer doğru kimseler iseniz.”
Tam tersine, onlar bilgisini kavrayamadıkları ve ilk olarak ortaya çıkması kendilerine henüz gelmemiş olan bir şeyi yalanladılar. Bunlardan önceki kişiler, böyle yalanlamışlardı. İşte bak şirk koşarak yanlış iş yapanların âkıbeti nasıl olmuştur.
Onlardan Kur’ân’a inanacaklar da var, inanmayacaklar da var. Ve senin Rabbin kargaşa çıkaranları en iyi bilendir.
Ve eğer sizi yalanladılarsa hemen deyin ki: “Bizim amelimiz bize, sizin ameliniz de size aittir. Bizim yaptıklarımdan siz uzaksınız, biz de sizin yaptıklarınızdan uzağız.”
Ve onlardan size kulak veren kimseler vardır. Onlar aklını çalıştırmazlarken sağırlara, siz mi dinleteceksiniz?
Onlardan size bakanlar da var. Fakat siz, körlere, onlar görmeyenler olsalar da siz mi kılavuz olacaksınız?
Şüphesiz ki Allah, insanlara hiçbir şekil ve yolla haksızlık etmez. Velâkin insanlar kendi kendilerine yanlışlar yaparak haksızlık ediyorlar.
Ve insanlar, Allah’ın, onları toplayacağı günde, sanki onlar sadece gündüzden bir saat kalmışlar gibi, aralarında tanışırlar. Allah’a kavuşmayı yalanlayan kişiler, kılavuzlanan doğru yoldan gidenler olmadıklarından kesinlikle ziyana uğramışlardır.
Ve Biz onlara vaat ettiğimizin bir kısmını size göstersek de yahut sizii vefat ettirsek; geçmişte yaptıklarını, yapman gerekirken yapmadıklarını bir bir hatırlatırsak da, sonunda onların dönüşü yalnızca Bize olacak. Sonra Allah onların ne yapacaklarına şâhittir.
Ve her önderli toplum için elçi olacaktır. O elçileri geldiğinde de aralarında adalet gerçekleştirilmiştir. Ve onlar haksızlığa uğratılmazlar.
Ve onlar; “Eğer doğrular iseniz bu vaat ne zamandır?” diyorlar.
Deyin ki: “Biz, Allah’ın dilediğinin dışında kendimiz için bir zarar ve bir yarara güç yetiremeyiz.” Her önderli toplum için bir süre sonu vardır. Onların sürelerinin sonu gelince artık ne bir an erteleyebilirler, ne öne alabilirler.
Deyin ki: “Hiç düşündünüz mü? O’nun azabı size geceleyin uykuda veya gündüzün gelecek olsa!” Suçlular bundan neyi acele isterler?
Bu azap meydana geldikten sonra mı ona iman edeceksiniz, yoksa şimdi mi? Hâlbuki siz onu acele olsun istiyordunuz.
Sonra o şirk koşarak, inkâr ederek yanlış iş yapanlara, “Tadın şu sonsuzluğun azabını!” denilecek. –Kazanmış olduğunuz şeylerden başkası ile mi cezalandırılacaksınız?”–
Ve “O azap gerçek mi?” diye sizden haber almak istiyorlar. Deyin ki: “Evet. Rabbimize andolsun ki o, kesinlikle bir gerçektir. Ve siz âciz bırakanlar değilsiniz.”
Ve eğer ki, şirk koşmak sûretiyle yanlış yapmış olan herkes yeryüzünde ne varsa kendisinin olsa onu feda ederdi/kurtulmalık verirdi. Ve onlar azabı görünce pişmanlık duyardı. Ve aralarında adalet kesinlikle gerçekleşecektir. Ve onlar haksızlığa uğramazlar.
(51/10, Yûnus/37-54) 
-177-

Haberiniz olsun! Şüphesiz göklerde ve yerde olan şeyler Allah içindir. Haberiniz olsun! Şüphesiz Allah’ın vaadi gerçektir. Velâkin onların çoğu bilmiyorlar.
Allah, hayat verir ve öldürür. Ve siz, yalnızca O’na döndürüleceksiniz.
(51/10, Yûnus/55-56) 
-178-

Ey insanlar! Size Rabbinizden bir öğüt, göğüslerdekine şifa, inananlara bir kılavuz ve bir rahmet gelmiştir.
Deyin ki: “Bunlar, Allah’ın ihsanıyla ve rahmetiyledir. İşte yalnızca bunlarla sevinsinler. Bu, onların toplayıp durduklarından daha hayırlıdır.”
Deyin ki: “Gördünüz mü/ hiç düşündünüz mü? Allah sizin için nice rızıklar indirdi de siz onlardan bir kısmını haram ve helâl yaptınız.” Deyin ki: “Allah mı izin verdi size, yoksa siz Allah adına yalan mı uyduruyorsunuz?”
Ve Allah’a, yalanı iftira atanların, kıyâmet gününe dair görüşleri, inançları nedir? Şüphesiz Allah, insanlara lütfedendir velâkin onların çoğu karşılığını ödemiyorlar.
Ve siz hangi işi yaparsanız yapın, Kur’ân’dan onun hakkında ne okursanız okuyun ve siz ne işte çalışırsanız çalışın, unutmayın ki, siz ona dalıp gitmişken, Biz sizin üzerinizde şâhitiz. Yerde ve gökte zerre ağırlığınca hiçbir şey Rabbinizden uzak kalmaz. Ve bundan küçüğü ve daha büyüğü ancak apaçık bir kitaptadır.
(51/10, Yûnus/57-61) 
-179-

Açın gözünüzü! Allah’ın yakınlarına, yardımcılarına –ki onlar inanan ve Allah’ın koruması altına girmiş kimselerdir– kesinlikle kaygı yoktur. Onlar üzülmeyecekler de.
Onlara dünya hayatında ve âhiret hayatında müjde vardır. Allah’ın sözleri için değişiklik diye bir şey yoktur. İşte bu, en büyük kurtuluşun ta kendisidir.

Ey Kur’an ile uyarıda bulunan kullar! İnkarcıların sözleri sizi üzmesin. Kesinlikle hâkimiyet, şan ve şeref bütünüyle Allah’a aittir. O, en iyi işiten, en iyi bilendir.

Ey insanlar!
Gözünüzü açın! Göklerde olan kimseler ve yeryüzünde olan kimseler kesinlikle Allah’ındır. Ve Allah’ın astlarından istekte bulunan kimseler, eş tuttuklarına tâbi olmuyorlar. Onlar sadece zanna uyuyorlar ve onlar sadece yalan söylüyorlar.
Allah, içinde dinlenesiniz diye sizin için geceyi, göresiniz diye de gündüzü var edendir. Şüphesiz bunda kulak verecek bir toplum için alâmetler/göstergeler vardır.
(51/10, Yûnus/62-67) 
-180-

Dediler ki: “Allah, çocuk edindi.” O, bundan arınıktır. O, zengindir/ hiçbir şeye muhtaç değildir. Göklerde ve yerde olan şeyler O’nundur. Buna dair yanınızda hiçbir delil yoktur. Allah’a karşı bilmeyeceğiniz bir şeyi mi söylüyorsunuz?
Deyin ki: “Şu, Allah’a yalan uyduran kimseler kesinlikle kurtulamazlar.”
O şeyler, dünyada bir kazanımdır. Sonra dönüşleri yalnızca Bizedir. Daha sonra da örtüp kabul etmedikleri şeyler nedeniyle kendilerine o çetin azabı tattıracağız.
(51/10, Yûnus/68-70) 
-181-

Ey kur’an ile uyarı görevinde bulunanlar! Bir de onlara Nûh’un önemli haberlerini okuyun: Hani o toplumuna: “Ey toplumum! Eğer benim makamım; görevli oluşum, size karşı çıkışım ve Allah’ın âyetleriyle öğüt verişim size ağır geliyorsa, şunu bilin ki, ben, işin sonucunu yalnızca Allah’a bırakmışımdır. Artık siz ve ortaklarınız her ne yapacaksanız toplanıp bütün gücünüzle karar veriniz. Sonra bu işiniz size dert olmasın. Sonra bana gerçekleştirin, bana süre de tanımayın. Sonra da eğer yüz çevirirseniz; zaten ben sizden bir ücret istemedim! Benim ücretim sadece Allah’ın üzerinedir. Ve ben Müslümanlardan olmakla emrolundum” demişti.
Buna rağmen yine de o’nu yalanladılar. Biz de o’nu ve gemide kendisiyle beraber olanları kurtardık. Ve onları gidenlerin yerine getirdik. Âyetlerimizi [alâmetlerimizi/ göstergelerimizi] yalanlayanları da suda boğduk. O uyarılanların âkıbetinin nasıl olduğuna bir bakıver.
Sonra onun ardından kendi toplumlarına elçiler gönderdik de onlar, onlara apaçık belgeler getirdiler. Ama daha önce onu yalanlamaları nedeniyle inanmadılar. İşte Biz, sınırı aşanların kalplerini böyle damgalarız/mühürleriz.
***
Sonra bunların arkasından Mûsâ ve Hârûn’u âyetlerimizle/ alâmetlerimizle/ göstergelerimizle Firavun’a ve ileri gelenlerine gönderdik. Fakat onlar büyüklendiler ve günahkâr bir toplum oldular.
Kendilerine tarafımızdan gerçek gelince, “Hiç şüphesiz bu, kesinlikle apaçık bir sihirdir” dediler.
Mûsâ dedi ki: “Siz hak için, o, size gelince, ‘Bu, bir büyülü sözdür?’ mü diyorsunuz? Hâlbuki büyülü söz söyleyenler, umduklarına eremezler.”
Onlar: “Sen atalarımızı üzerinde bulduğumuz şeyden bizi çeviresin ve yeryüzünde saltanat ikinizin olsun diye mi bize geldin? Biz ikinize de inanmayız” dediler.
Ve Firavun, “Bana en bilgili, etkili söz söyleyen bilginlerin tümünü getirin!” dedi.
Sonunda etkili söz söyleyen bilginler gelince, Mûsâ onlara, “Ne atacaksanız atın!” dedi.
Onlar ortaya atınca da Mûsâ, “Sizin getirdiğiniz şey bir göz boyama/ aldatmacadır. Şüphesiz, Allah onun boş ve asılsızlığını ortaya çıkaracaktır. Şüphe yok ki, Allah kargaşacıların işini düzeltmez. Ve Allah, günahkârların hoşuna gitmese de, hakkı, Kendi kelimeleriyle ortaya koyup gerçekleştirir” dedi.
Sonra Firavun ve adamlarının kendilerini ateşe atacağı korkusundan dolayı Mûsâ’ya kendi toplumundan bir soydan başka kimse iman etmedi. Ve şüphesiz Firavun yeryüzünde çok üstün idi ve o kesinlikle sınırı aşanlardandı.
Ve Mûsâ, “Ey toplumum! Siz Allah’a iman ettinizse, sadece O’na teslim olan Müslümanlardan oldunuzsa, artık sadece O’na sonucu bırakın!” dedi.
Onlar da, “Biz Allah’a işin sonucunu bıraktık. Ey Rabbimiz! Bizi o şirk koşarak yanlış iş yapan toplum için ateşlere sürükleme ve bizi rahmetinle Allah’ın ilâhlığını ve rabliğini örten o kimseler toplumundan kurtar!” dediler.
Ve Biz Mûsâ ile kardeşine, “Toplumunuz için Mısır’da birtakım okullar hazırlayın ve okullarınızı kıble/hedef kılın ve salâtı ikame edin [mâlî yönden ve zihinsel açıdan destek olmayı sağlayın, kurumları oluşturun, ayakta tutun] ve mü’minlere müjde verin!” diye vahyettik.
Ve Mûsâ: “Rabbimiz! Şüphesiz Sen Firavun’a ve ileri gelenlerine basit dünya hayatında zînet ve mallar verdin. –Rabbimiz! Senin yolundan saptırsınlar diye– Rabbimiz! Onların mallarını sil-süpür ve kalplerine sıkıntı düşür. Çünkü onlar o acıklı azabı görmedikçe iman etmeyecekler” dedi.
Allah “Her ikinizin de duası kesinlikle kabul olundu. Öyleyse ikiniz doğru yolda devam edin. Ve bilmeyen kişilerin yolunu sakın izlemeyin!” dedi.
Ve İsrâîloğulları’nı bol sudan/nehirden geçirdik. Ama Firavun ve askerleri azgınlık ve düşmanlıkla onları hemen izledi. Sonunda boğulma ona yetişince, “Gerçekten, İsrâîloğulları’nın inandığı Tanrı’dan başka tanrı olmadığına ben de inandım, ben de teslim olanlardanım” dedi. –Şimdi mi? Hâlbuki daha önce isyan etmiştin ve de bozgunculardan olmuştun. Artık Biz senden sonra geleceklere ibret olasın diye, bugün seni zırhınla birlikte kurtaracağız.– Ve şüphesiz insanlardan birçoğu kesinlikle Bizim âyetlerimize/ alâmetlerimize/ göstergelerimize karşı duyarsız/ilgisizdirler.
Ve andolsun İsrâîloğulları’nı çok güzel bir yurda yerleştirdik ve onları hoş nimetlerden rızıklandırdık da kendilerine bilgi gelene kadar ihtilâfa düşmediler. Şüphesiz Rabbin, o anlaşmazlığa düştükleri konularda kıyâmet günü aralarında gerçekleştirecektir.
(51/10, Yûnus/71-93) 
-182-
Artık, sizin indirdiğimiz şeylerin bir kısmına dair kesin, yeterli bilginiz yok idiyse, hemen sizden önce kitap öğrenip öğreten kimselere; vahy ile ilgili derin bilgisi olanlara sorun! Andolsun ki Elçi Muhammed’e Rabbinizden hak gelmiştir. O hâlde sakın şüphe edenlerden olmayın! Sakın Allah’ın âyetlerini yalanlayanlardan da olma, sonra zarara/kayba uğrayıp acı çekenlerden olursunuz.
(51/10, Yûnus/94-95) 
-183-
Şüphesiz, şu, aleyhlerinde Rabbinin Kelime’si hak olmuş olan kimseler, kendilerine bütün alâmetler/göstergeler hep birden gelse, yine de o acıklı azabı görünceye kadar iman etmezler.
Ne olurdu, iman edip de imanları kendilerine yarar sağlamış bir kent olsaydı ya? Ancak Yûnus’un toplumu ayrıdır. Onlar iman ettikleri vakit, basit dünya yaşamında o rezillik azabını üzerlerinden kaldırdık ve onları bir süreye kadar yararlandırdık.
Oysa Rabbin dileseydi, elbette yeryüzündekilerin hepsi topluca inanırdı. Artık, inanan kimseler olmaları için, insanları sen mi zorlayacaksın?
Allah’ın izni/ bilgisi olmaksızın, hiç kimse için iman etme yoktur. Ve Allah, kirliliği/azabı aklını kullanmayanların üzerine bırakır.

Deyin ki: “Göklerde ve yerde ne var bir bakın!” –Ve iman etmeyecek bir topluluğa apaçık âyetler/alâmetler/ göstergeler ve uyarmalar bir şey sağlamaz/ uyarmalar ne sağlar?–
Artık onlar, sadece kendilerinden önce gelmiş geçmiş olanların uğradıkları günlerin aynısını mı bekliyorlar? Deyin ki: “Bekleyin, ben de sizinle beraber bekleyenlerdenim.”
Sonra Biz, elçilerimizi ve iman edenleri kurtarırız. İşte böyle! Mü’minleri kurtarmak üzerimize düşen bir görevdir.
Deyin ki: “Ey insanlar! Eğer benim dinimin ne olduğunu kesin ve tam olarak bilmiyorduysanız, iyi bilin ki, Allah’ın astlarından sizin taptıklarınıza biz tapmayız. Velâkin sizin canınızı alacak olana/Allah’a taparız. Ve biz mü’minlerden olmamızla ve ‘Tüm benliğini ortak koşmaktan, Allah’ın ilâhlığını ve rabliğini örtmekten Hakk’a dönen biri olarak Din’e döndürün ve sakın ortak koşanlardan olmayın! Ve Allah’ın astlarından size yarar sağlamayan, zararı da dokunmayacak olan şeylere yalvarmayın! Buna rağmen eğer yaparsan, o zaman hiç şüphesiz sen şirk koşarak yanlış iş yapan kimselerden olursunuz’ diye emrolunduk, uyarıldık.”
Ve eğer Allah, size bir zarar dokunduracak olursa, onu O’ndan başka giderecek biri yoktur. Ve eğer size bir hayır dilerse, o zaman da O’nun fazlını geri çevirecek biri yoktur. O, armağanlarını kullarından dilediğine isabet ettirir. Ve Allah, çok yarlıgayıcı, çok merhametlidir.
Deyin ki: “Ey insanlar! Rabbinizden, elbette, size hak gelmiştir. Artık kılavuzlanan doğru yola giren, ancak kendisi için girmiştir ve gerçekten, sapan da, kendi zararına sapmıştır. Ve biz, sizin üzerinize sizi ayakta tutan; sizden sorumlu biri değiliz.”
Ve siz Muhammed’e vahyolunan şeye uyun! Ve Allah hükmünü verinceye kadar sabredin. Ve Allah, hüküm verenlerin en hayırlısıdır.
(51/10, Yûnus/96-109)