YASİN SURESİ

 

Dikkat dikkat! Ey insanlar, iyi inceleyin!
Babaları uyarılmamış, bu yüzden de kendileri duyarsız bir toplumu kendisiyle uyarasın diye en üstün, en güçlü, en şerefli, yenilmesi mümkün olmayan/ mutlak galip olanın, engin merhamet sahibinin indirdiği yasalar içeren/ bozulması engellenmiş Kur’ân kanıttır ki Muhammed, o elçilerdendi.  Hiç şüphesiz Muhammed dosdoğru bir yol üzerinde idi. 
Andolsun, uyarı kabul etmeyenlerin çoğu üzerine Söz hak olmuştur. Artık onlar inanmazlar.
Şüphesiz ki o uyarı kabul etmeyenler boyunlarının içinde demir halkalar; inanmamak için bin bir behane gösterirler. Onlar, maldan, candan, çıkardan, hevadan vaz geçmezler. Çıkar ve zevkü sefa tutkusu onların gözünü kör etmiştir. Artık onlar görmezler. Ve onları uyarmışsın yahut uyarmamışsın onlara göre birdir, onlar inanmazlar.

Ey Kur’an ile uyarı görevi yapan kullar!
Şüphesiz siz o öğüt, hatırlatma olan Kur’ân’a uyan ve görülmeyen, duyulmayan, sezilmeyen yerlerde bile Rahmân’a [yarattığı bütün canlılara dünyada çokça merhamet eden Allah'a] saygıyla, sevgiyle, bilgiyle ürperti duyan kimseyi uyarırsınız. Siz hemen bu kulları bir bağışlanma ve çok şerefli bir ödül ile müjdeleyin.
Şüphesiz ki ölüleri ancak Biz diriltiriz Biz. Onların önceden yapıp gönderdiklerini ve eserlerini de yazarız. Zaten Biz her şeyi bir “apaçık önderde/ Kur’ân’da” sayıp tesbit etmişizdir.
Siz duyarsız topluma, o kentin ashâbını örnek verin.:
Hani oraya elçiler gelmişti.
Hani Biz onlara iki elçi göndermiştik de onlar ikisini de yalanlamışlardı. Biz de üçüncü ile güçlendirmiştik de onlar: “Şüphesiz ki biz size elçileriz” dediler.
Onlar da: “Siz ancak bizim gibi bir beşersiniz. Rahmân [yarattığı bütün canlılara dünyada çokça merhamet eden Allah], hiçbir şey indirmedi de. Siz sadece yalan söylüyorsunuz” dediler.
Elçiler dediler ki: “Rabbimiz biliyor ki biz gerçekten size gönderilmiş elçileriz. Bize düşen de sadece apaçık tebliğdir.”
O kentin halkı dediler ki: “Şüphesiz biz sizin yüzünüzden uğursuzluğa uğradık. Eğer vazgeçmezseniz, andolsun ki sizi taşlayarak öldürürüz ve kesinlikle bizden size çok acıklı bir azap dokunur.”
Elçiler: “Sizin uğursuzluğunuz sizinle beraberdir. Size öğüt verildi diye mi? Aslında siz sınır tanımayan bir toplumsunuz” dediler.
O sırada o kentin en uzak yerinden bir adam koşarak geldi. Dedi ki: “Ey toplumum! Uyun elçilere! Uyun sizden hiçbir ücret istemeyen o kişilere ki, onlar “kılavuzlanan doğru yol”u bulmuşlardır. Bana ne oluyor da kulluk etmeyecekmişim O beni yaratana? Siz de sadece O’na döndürüleceksiniz. Ben, hiç O’nun astlarından ilâhlar edinir miyim? Eğer Rahmân [yarattığı bütün canlılara dünyada çokça merhamet eden], Kendisinden bana bir zarar dileyecek olsa, ilâhların yardımı, torpili benden yana hiçbir yarar sağlamaz ve o ilâhlar beni kurtaramazlar. Şüphesiz ki ben, ilâhlar edindiğim takdirde apaçık bir sapıklık içindeyim. Şüphesiz ki ben, Rabbinize iman ettim. Haydi, kulak verin bana!”
Denildi ki: “Haydi gir cennete!” O da dedi ki: “Ne olurdu! Toplumum, Rabbimin beni bağışladığını ve beni onurlandırılanlardan yaptığını bir bilselerdi.”
Ve Biz arkasından onun toplumunun üzerine hiçbir ordu indirmedik, indirecekler de değildik. Sadece bir çığlık! Bir de bakmışsın ki, onlar hemen sönüvermişlerdir.

Ey kur’an ile uyarı yapan kullar, şu mesajları duyurun herkese:
Yazıklar olsun o kullara ki, kendilerine gelen her bir elçi ile kesinlikle alay ederlerdi.
Kendilerinden önce nice kuşakları değişime, yıkıma uğrattığımızı ve bunların kendilerine dönmeyeceklerini görmediler mi? Onların hepsi de toplanıp sadece Bizim huzurumuzda hazır bulundurulacaklardır. 
Ve ölü toprak, duyarsız topluma bir delildir. Biz ona hayat verdik ve ondan taneler çıkardık da ondan yiyip duruyorlar.
Ve Biz onun ürününden ve kendi elleriyle yaptıklarından yesinler diye orada hurmalıklardan, üzüm bağlarından bahçeler yaptık. İçlerinde pınarlardan sular fışkırttık. Hâlâ kendilerine verilen nimetlerin karşılığını ödemeyecekler mi?
Yerin bitkilerinden, kendi nefislerinden ve daha bilemeyecekleri şeylerden çiftleri, onun hepsini yaratan her türlü noksanlıktan arınıktır.
Gece de, duyarsız topluma bir delildir. Biz geceden gündüzü sıyırırız da onlar hemen karanlığa dalıverirler.
Kendi yolunda kendisi için kararlaştırılmış olan için akıp giden güneş de duyarsız toplum için bir delildir. İşte bu, çok güçlü ve her şeyi bilen Allah’ın ayarlamasıdır.
Bizim kendisi için, eski kuru bir hurma dalı gibi dönünceye dek menziller; konaklar ayarladığımız Ay da, o duyarsızlaşmış toplum için bir delildir.
Güneşin aya erişip çatması uygun olmaz. Gece de gündüzü öne geçici değildir. Hepsi de bir yörüngede yüzerler.
Bizim, şüphesiz onların soyunu dopdolu bir gemide taşımamız ve şüphesiz kendileri için onun gibi binecekleri şeyleri yaratmamız da duyarsız toplum için bir delildir.
Ve Biz dilersek –Bizden bir rahmet ve bir zamana kadar yararlanma; süre tanınması dışında– onları suda boğarız da o zaman onların çığlığına hiç yetişen olmaz. Onlar kurtarılamazlar da. 
Ve onlara: “Rahmet olunmanız için, geçmişte yaptığınız ve gelecekte yapacağınız işlerde/ geçmiş ve gelecek kusurlarınızdan/ geçmiş toplumların başına gelenlerin sizin başınıza gelmemesi için, âhirette başınıza gelecek felaketlere karşı, “Allah’ın koruması altına girin” denildiği zaman ve kendilerine Rablerinin âyetlerinden herhangi bir âyet geldiğinde, onlar sadece ondan yüz çevirenler oldular.
Onlara: “Allah’ın sizi rızıklandırdığı şeylerden harcamada bulunun” denildiği zaman da Allah’ın ilâhlığını ve rabliğini örtmüş o kişiler, şu iman etmiş kişiler için: “Allah’ın dileyince doyurabileceği kimseyi biz mi doyuracağız? Siz ancak apaçık bir sapıklık içindesiniz” dediler.
Bir de duyarsız toplum: “Eğer doğrulardan iseniz bu söz verilen tehdit ne zaman?” diyorlar. 
Onlar sadece birbiriyle çekişip dururlarken, kendilerini yakalayıverecek bir tek çığlıkla karşı karşıya kalacaklardır. İşte o zaman bir vasiyette bile bulunamazlar. Ailelerine, yakınlarına da dönemezler.
Ve Sûr’a üflenmiştir. Bir de bakmışsın ki onlar kabirlerinden Rablerine doğru akın ediyorlar.
Onlar: “Eyvah başımıza gelenlere! Yatıp uyuduğumuz yerden bizi kim kaldırdı/uyandırdı? Bu, Rahmân’ın [yarattığı bütün canlılara dünyada çokça merhamet eden Allah'ın] vaat ettiği şeydir. Gönderilen elçiler de doğru söylediler. Sadece bir tek çığlık olmuştur. Bir de bakmışsın ki hepsi huzurumuzda “hazır ol”a geçirilmişlerdir.
Artık bugün kişi herhangi bir şekilde haksızlığa uğramaz. Ve sadece yapmış olduklarınız ile karşılıklandırılırsınız. 
(41/36, Yâ-Sîn/1-54) 
-92-
Ey insanlar! Ahıretten naklettiğim bu sahneleri iyi değerlendirin:

Gerçekten cennetin ashâbı bugün gönül şenliği sürerek bir uğraşı içindedirler.
Kendileri ve kendilerine sunulan refakatçı eşler, gölgeler içinde koltuklar üzerine kurulmuşlardır.
Yalnızca onlara, orada meyveler vardır. İsteyecekleri her şey de onlarındır.
Söz olarak onlara engin merhamet sahibi Rabbden “selâm” vardır. 
Ve ey günahkârlar! Bugün siz hadi ayrılın!
Ben; “Ey Âdemoğulları! Şeytana kulluk etmeyin, kesinlikle o size apaçık bir düşmandır ve Bana kulluk edin, işte bu dosdoğru yoldur ve andolsun ki şeytan sizden birçok kuşakları saptırdı” diye size ahit vermedim mi? Hâlâ aklını kullananlar değil miydiniz? İşte bu, sizin vaat olunmuş olduğunuz cehennemdir.
Örtüp durduğunuz/ inanmadığınız şeyler nedeniyle hadi bugün yaslanın ona! Bugün Biz onların ağızlarının üzerine mühür vururuz; Bize elleri konuşur, ayakları da kazandıkları şeylere şâhitlik eder. 
(41/36, Yâ-Sîn/55-65) 
-93-

Ey insanlar! İyi düşünün.
Eğer Biz dileseydik, gözlerini üzerinden silme kör yapardık da yola dökülürlerdi. Artık nereden görecekler ki?
Ve eğer dileseydik, oldukları yerde kılıklarını değiştirirdik de ileri gitmeye ve geri dönüp gelmeye güç yetiremezlerdi. Amma Biz onları özgür bıraktık, inanmaya zorlamadık.
Ve Biz kime uzun ömür verirsek, yaratılışta onu tersine çeviririz/ tepesi üstü dikeriz. Buna rağmen hâlâ akıllanmayacaklar mı? 
(41/36, Yâ-Sîn/66-68)
-94-

Ey Kur’an’a karşı itiraz edenler! Kur’an’ı iyi inceleyin.

Ve Biz Kur’an’ı tebliğ eden Elçimiz Muhammed’e şiir öğretmedik. Bu o’nun için yaraşmaz da. O, sadece diri olanları uyarmak ve Allah’ın ilâhlığını ve rabliğini örten kimselerin üzerine Söz’ün hak olması için bir öğüt ve apaçık bir Kur’ân’dır. 
(41/36, Yâ-Sîn/69-70)
-95-
Ey insanlar, özellikle de inkarcılar!

Siz görmediniz mi ki, Biz şüphesiz sizin için kudretimizin meydana getirdiklerinden birtakım hayvanlar yarattık da siz onlara sahip bulunuyorsunuz.
Ve onları, sizin için aşağı tutulan varlıklar yaptık. Bu yüzden binekleriniz onlardandır. Onlardan yiyip duruyorsunuz da.
Ve onlarda daha birçok menfaatler ve içecekler var. Hâlâ kendinize verilen nimetlerin karşılığını ödemeyip nankörlük mü edeceksiniz?
Bir de siz, kendileri yardım olunmaları için Allah’ın astlarından ilâhlar/ tanrılar edinmektesiniz.
Onlar, size yardıma güç yetiremezler. Hâlbuki ilâh edinenler, sözde ilâhlar için hazır askerlerdir.

Ey kur’an ile uyarı görevi yapan kullar!
O hâlde inkarcıların sözü sizi üzmesin. Şüphesiz ki Biz, onların gizlediklerini ve açığa vurduklarını da biliyoruz.
Ve o kişi, kendisini bir nutfeden/ bir damla sudan yarattığımızı görmedi mi de şimdi o apaçık bir düşmandır.
Ve kendi yaratılışını dikkate almayarak Bize bir örnekleme yaptı: Dedi ki: “Kim diriltecekmiş o kemikleri? Onlar çürümüş iken!”
Bu kafada olanlara deyin ki: “Onları ilk defa yaratan onları diriltecektir. Ve O, her yaratmayı çok iyi bilendir. O, size o yemyeşil ağaçtan bir ateş/oksijen yapandır. Şimdi de siz oksijenden yakıp duruyorsunuz.
Gökleri ve yeri yaratan, onlar gibilerini de yaratmaya güç yetiren değil midir? Evet, elbette güç yetirendir! Ve O çok mükemmel yaratandır, çok iyi bilendir.
Şüphesiz ki O, bir şeyi dilediğinde, O’nun buyruğu/işi o şeye “Ol!” demektir; o da hemen oluverir.
O hâlde her şeyin mülkiyet ve yönetimi Kendi elinde olan Allah, her türlü noksanlıklardan arınıktır. Siz de yalnız O’na döndürüleceksiniz.”
(41/36, Yâ-Sîn/71-83)