TEVBE SÛRESİ

 

Ey elçi/ inananlar!
Allah’tan ve Elçisi’nden ahitleştiğiniz ortak koşanlara bir ültümatom:
“Artık yeryüzünde dört ay daha rahat dolaşın. Ve kesinlikle kendinizin, Allah’ı âciz bırakan olmadığını ve kesinlikle Allah’ın, Kendisinin ilâhlığını ve rabliğini örten kimseleri rezil-rüsva eden olduğunu bilin.”
Ve “En büyük hac” günü,ortak koşanlardan antlaşma yaptığınız, size hiçbir eksiklik yapmamış ve sizin aleyhinize hiçbir kimseyle yardımlaşmamış kimseler hariç, şüphesiz Allah’ın ve O’nun Elçisi’nin ortak koşan kimselerden ilişiksiz olduğuna dair Allah’tan ve Elçisi’nden insanlara bir bildiri: “Artık eğer hatadan dönerseniz, bu sizin için hayırlıdır. Ve eğer sırt çevirirseniz o zaman şüphesiz kendinizin, Allah’ı âcizleştiren olmadığını biliniz.” Allah’ın ilâhlığını ve rabliğini örten şu kişilere de acıklı bir azabı müjdele! Artık siz de müddetlerine kadar kendilerine verdiğiniz sözlerinizi tamamlayın. Şüphesiz Allah, Kendisinin koruması altına girmiş kişileri sever.
Şu dokunulmaz kılınmış aylar/hac ayları çıktığı zaman da o ortak koşanları nerede bulursanız öldürün, onları yakalayın, hapsedin ve her gözetleme yerinde onlar için oturun. Artık, eğer tevbe ederlerse, salâtı ikame ederlerse [mâlî yönden ve zihinsel açıdan destek olma kurumları oluşturur, ayakta tutarlarsa] ve zekâtı/vergilerini verirlerse artık onların yollarını serbest bırakın. Şüphesiz Allah, kullarının günahlarını çok örten, onları cezalandırmayan ve bağışı bol olandır, engin merhamet sahibidir.
Eğer ortak koşanlardan herhangi biri aman dilerse, Allah’ın kelâmını dinlemesi için ona aman verin. Sonra onu güvenli yerine ulaştırın. Bu, şüphesiz onların bilmeyen bir toplum olmaları nedeniyledir.
Mescid-i Haram yanında antlaşma yaptıklarınız hariç, o ortak koşan kimseler için Allah katında ve Elçisi katında herhangi bir antlaşma nasıl olabilir? Artık onlar size karşı doğru durdukça siz de onlara karşı doğru olun. Şüphesiz Allah, Kendisinin koruması altına girmiş kişileri sever.
Nasıl olabilir ki? Ve eğer onlar, size üstünlük sağlarlarsa, sizin hakkınızda bir yemin ve antlaşma gözetmezler. Ağızlarıyla sizi hoşnut etmeye çalışırlar, kalpleri ise dayatır. Ve onların çoğu hak yoldan çıkmış kimselerdir: Onlar, Allah’ın âyetlerini çok az bir bedelle sattılar da Allah’ın yolundan alıkoydular. Şüphesiz onlar, yapmış oldukları kötü olanlardır. Onlar, herhangi bir mü’min hakkında yemin ve antlaşma gözetmezler. Ve işte bunlar, sınırı aşanların ta kendileridir.
Bundan sonra eğer tevbe ederlerse, salâtı ikame ederlerse [mâlî yönden ve zihinsel açıdan destek olma kurumları oluşturur, ayakta tutarlarsa] ve zekâtı/vergilerini verirlerse, artık onlar dinde kardeşlerinizdirler. Ve Biz âyetleri, bilen bir toplum için ayrıntılı olarak açıklıyoruz.
Ve eğer verdikleri sözden sonra yeminlerini bozar ve dininize dil uzatırlarsa, vazgeçmeleri için o, Allah’ın ilâhlığını ve rabliğini örtme öncüleriyle hemen savaşın. Şüphesiz onlar için sözleşmeler diye bir şey yoktur.
Yeminlerini bozan, Elçi’yi yurdundan çıkarmaya azmeden ve üstelik ilk önce size karşı savaşa kendileri başlayan bir toplumla savaşmaz mısınız? Yoksa onlara saygıyla, sevgiyle, bilgiyle ürperti mi duyuyorsunuz? Artık, eğer mü’min iseniz, Allah, Kendisine saygıyla, sevgiyle, bilgiyle ürperti duymaya daha layık olandır.
Onlarla savaşın ki, Allah sizin ellerinizle onları cezalandırsın ve onları rezil-rüsva etsin. Sizi de, onlara karşı muzaffer kılsın ve mü’min bir toplumun göğüslerine şifa versin, göğüslerinin kinini gidersin. Allah dilediğinin tevbesini de kabul eder. Ve Allah, çok iyi bilendir, en iyi yasa koyan, bozulmayı iyi engelleyen/sağlam yapandır.
Sizden çaba harcayanları, Allah’ın Elçisi’nden ve inananların astlarından sırdaş/ can dostu edinmeyenleri Allah ortaya çıkarmadan bırakılacağınızı mı sandınız? Ve Allah, yaptıklarınızdan çok iyi haberi olandır.
Ortak koşanlar, kendilerinin, Allah’ın ilâhlığını ve rabliğini örtüşlerine kendileri şâhit olup dururlarken Allah’ın mescitlerini imar etmeleri söz konusu olamaz. İşte onlar, işleri boşa gitmiş kimselerdir. Ve onlar Ateş içinde sürekli kalacaklardır.
Allah’ın mescitlerini, ancak Allah’a ve âhiret gününe inanan, salâtı ikame eden [mâlî yönden ve zihinsel açıdan destek olma kurumları oluşturan-ayakta tutan], zekâtı/vergisini veren ve sadece Allah’a saygıyla, sevgiyle, bilgiyle ürperti duyan kimseler açar ve yaşatırlar. Artık işte onların, kılavuzlandıkları doğru yol üzere olan kimselerden olmaları beklenir.
Siz hac yapanın sularının tedarik edilmesini ve Mescid-i Haram’ın imar edilmesini, Allah’a ve âhiret gününe iman eden ve Allah yolunda cihat eden kimse gibi mi yapıyorsunuz? Bunlar, Allah katında eşit olamazlar. Ve Allah, şirk koşarak, küfrederek yanlış yapanlar toplumuna kılavuzluk etmez.
(113/9, Tevbe/1-19)
-696-
Ey iman eden kimseler! 
Ortak koşan bu kimseler sadece bir pisliktirler. Artık bu yıllarından sonra Mescid-i Haram’a yaklaşmasınlar. Eğer yoksulluktan/onların uzaklaşmasıyla kazanç kaybına uğramaktan korktuysanız da Allah sizi dilediğinde armağanlar ile yakında zenginleştirecektir. Şüphesiz Allah en iyi bilen, en iyi yasa koyandır.
Kendilerine Kitap verilenlerden, Allah’a ve âhiret gününe inanmayan, Allah’ın ve Elçisi’nin haram kıldığını haram tanımayan ve hak dini din edinmeyen kimseler ile, alçalmış oldukları hâlde cizye verene kadar savaşın.
Onlar, Allah’ın astlarından bilginlerini, rahiplerini ve Meryem oğlu Îsâ’yı kendilerine rabler edindiler. Oysa onlar sadece bir tek olan ilâha kulluk etmekle emrolunmuşlardı. Allah’tan başka ilâh diye bir şey yoktur. O, ortak koşanların ortak koştuğu şeylerden de arınıktır.
Onlar, Allah’ın nurunu ağızlarıyla söndürmek istiyorlar. Hâlbuki Allah, sadece, Allah’ın ilâhlığını ve rabliğini örten kimseler hoş görmeseler de Kendi nurunu tamamlamaya dayatıyor.
İman eden, hicret eden ve mallarıyla, canlarıyla Allah yolunda cihat edenler, Allah katında derece bakımından daha büyüktür. İşte bunlar, kurtulanların ta kendileridir.
Onların Rabbi, onları Kendi katından bir rahmet, bir rıza ve içinde sonsuz olarak kalmak üzere, içinde tükenmez nimetler bulunan kendilerine ait cennetlerle müjdeler. Şüphesiz Allah, katında çok büyük ödül olandır.
(113/9, Tevbe/28-29, 31, 32, 20-22)
-697-
Ey iman etmiş kimseler! 
Eğer babalarınız ve kardeşleriniz imana karşılık Allah’ın ilâhlığını ve rabliğini örtmeyi seviyorlarsa, onları yardımcı, yol gösterici, koruyucu yakınlar edinmeyiniz. Sizden her kim de onları yardımcı, yol gösterici, koruyucu yakınlar kabul ederse, artık işte onlar, yanlış davrananların ta kendileridir.
Andolsun ki Allah, birçok yerde ve Huneyn Günüsize yardım etti. Hani çokluğunuz size güven vermişti de onun size bir yararı olmamış ve yeryüzü bütün genişliğine rağmen size dar gelmişti. Sonra da arkanızı dönüp kaçmıştınız.
Sonra Allah, Elçisi’nin üzerine ve mü’minlerin üzerine kalbi teskin eden güven ve yatışma duygularını/ morallerini içlerinde oluşturdu ve sizin görmediğiniz ordular indirdi. Allah’ın ilâhlığını ve rabliğini örten kimseleri de azaba uğrattı. Ve işte bu, Allah’ın ilâhlığını ve rabliğini örten o kimselerin cezasıdır.
Sonra, bütün bu olup bitenlerin arkasından Allah, dilediği kimseye dönüş nasip eder. Ve Allah, çok bağışlayıcıdır, çok merhamet edicidir.
(113/9, Tevbe/23, 25-27)
-698-

Ey insanlar!
Ve Yahudiler; “Uzeyr Allah’ın oğludur” dediler. Hristiyanlar da, “Mesih Allah’ın oğludur” dediler. Bu, onların ağızlarıyla geveledikleri sözler olup, güya bununla, daha önce yaşayan Allah’ın ilâhlığını ve rabliğini örten kimselerin sözlerini taklit ediyorlar. Allah, onlarla savaşmıştır. Nasıl da döndürülüyorlar!
Allah, ortak koşanlar hoşlanmasa da, kendisini, Din’in; hepsinin üzerine çıkarması için Elçisi’ni, doğru yol kılavuzu ve hak din ile gönderendir.
(113/9, Tevbe/30, 33)
-699-

Ey iman etmiş kişiler!
Şüphesiz, hahamlardan, rahiplerden birçoğu kesinlikle insanların mallarını haksız yere yerler ve Allah yolundan saptırırlar. Ve altın ve gümüşü yığıp da onları Allah yolunda harcamayan kimseler, hemen onlara acıklı bir azabı müjdele! 
O gün, biriktirdikleri altın ve gümüşlerin üstü cehennem ateşinde kızdırılacak da bunlarla alınları, yanları ve sırtları dağlanacak: “İşte bu kendi canınız için saklayıp biriktirdiğiniz şeydir. Haydi, şimdi tadın şu biriktirmiş olduğunuz şeyleri!”
(113/9, Tevbe/34-35)

-700-

Ey elçi/ Kur’an ile uyarı görevinde bulunanlar!
Deyin ki: Eğer babalarınız, oğullarınız, kardeşleriniz, eşleriniz, akrabalarınız, kabileniz, elde ettiğiniz mallar, durgunluğa uğramasından ürperdiğiniz ticaret, hoşlandığınız meskenler, size Allah’tan, O’nun Elçisi’nden ve O’nun yolunda cihattan daha sevimli ise, artık Allah emrini getirinceye kadar bekleyiniz. Ve Allah hak yoldan çıkmışlar toplumuna kılavuzluk etmez.
(113/9, Tevbe/24)
-701-

Ey insanlar!
Şüphesiz Allah katında; gökleri ve yeri yarattığı günkü Allah’ın yazısında ayların sayısı, ay olarak on ikidir. Bunlardan dördü dokunulmaz kılınmıştır. İşte bu koruyan dindir. Bu nedenle dokunulmaz aylarda kendinize haksızlık etmeyiniz. Ve sizinle toptan savaşan ortak koşanlarla siz de toptan savaşın. Ve şüphesiz Allah’ın, Kendisinin koruması altına girmiş kişiler ile beraber olduğunu bilin.
O “nesi”,ancak Allah’ın ilâhlığını ve rabliğini örtüşte fazlalıktır ki, onunla Allah’ın ilâhlığını ve rabliğini örtmüş kimseler şaşırtılır; Allah’ın haram kıldığının sayısına uydursunlar da Allah’ın haram kıldığını helâl kılsınlar diye, onu bir yıl helâl, bir yıl haram sayarlar. Kendilerine amellerin kötülüğü süslenip güzel gösterildi. Ve Allah, Kendisinin ilâhlığını ve rabliğini örtenler toplumuna kılavuzluk etmez.
(113/9, Tevbe/36-37)
-702-
Ey iman etmiş kişiler! 
Ne oldu ki size, Allah yolunda savaşa çıkın denildiği zaman yere ağırlaşıp kaldınız/çakılıp kaldınız. Âhiretten cayıp basit dünya hayatına mı razı oldunuz? Ama âhrettekine göre, bu basit dünya hayatının kazanımı pek azdır.
Eğer savaşa çıkmazsanız, Allah sizi acıklı bir azap ile azaplandırır ve yerinize başka bir toplumu getirir ve siz O’na zarar diye bir şey veremezsiniz. Ve Allah, her şeye en iyi güç yetirendir.
Eğer siz Elçi’ye/ Kur’an ile uyarı görevinde bulunanlara yardım etmezseniz, bilin ki Allah o’na kesinlikle yardım etmiştir. Hani o Allah’ın ilâhlığını ve rabliğini örtmüş kişiler, o’nu ikinin ikincisi olarak çıkarmışlardı. 
Hani ikisi (Elçi ve arkadaşı) mağarada idiler. Hani o, arkadaşına “Üzülme, şüphesiz Allah bizimle beraberdir” diyordu. Bunun üzerine Allah, o’nun üzerine kalbi teskin eden güven ve yatışma duygularını/morallerini içlerine koymuş, o’nu sizin görmediğiniz askerlerle güçlendirmiş ve Allah’ın ilâhlığını ve rabliğini örten kişilerin sözünü en alçak yapmıştı. Allah’ın kelimesi de en yücenin ta kendisidir. Ve Allah, en üstün, en güçlü, en şerefli, mağlûp edilmesi mümkün olmayan/mutlak galip olandır, en iyi yasa koyan, bozulmayı iyi engelleyen/sağlam yapandır.
Hafif teçhizatla ve ağırlıklı olarak savaşa çıkın ve mallarınızla, canlarınızla Allah yolunda gayret gösterin. Eğer bilirseniz bu sizin için daha hayırlıdır.
(113/9, Tevbe/38-41)
-703-
Ey elçi/ Kur’an ile uyarı görevinde bulunanlar!

Eğer sefer, yakın bir kazanç ve sıradan bir sefer olsaydı, onlar kesinlikle sizi izlerlerdi. Fakat o yapılması zor olan iş kendilerine uzak geldi. Bununla beraber, “Bizim de gücümüz yetseydi, kesinlikle sizinle beraber elbette çıkardık” diye Allah’a yemin edecekler –kendilerini yıkıma uğratıyorlar– ve Allah biliyor ki onlar, kesinlikle yalancı kimselerdir.
Allah seni affetti. Doğru kimseler, sana iyice belli oluncaya ve sen yalancıları bilinceye kadar, niçin onlara izin verdin?
Allah’a ve âhiret gününe inanan kimseler, mallarıyla ve canlarıyla cihat etmeye senden izin istemezler. Ve Allah, o Kendi koruması altına girmiş kimseleri en iyi bilendir.
Sizden izin isteyenler, sadece Allah’a ve âhiret gününe inanmayan ve kalpleri şüpheye düşüp de şüphelerinin içinde bocalayıp duran kişilerdir.
Ve eğer çıkışı isteselerdi, kesinlikle çıkış için birtakım hazırlık yaparlardı. Fakat Allah, onların gönderilmelerini hoş görmedi de onları yoldan alıkoydu. –Ve “Oturun oturanlarla beraber!” denildi.–
Eğer sizin içinizde çıkmış olsalardı, sadece bozgunculuğu artıracaklardı ve kesinlikle aranıza sosyal yangın sokmak için koşacaklardı. İçinizde onlara kulak verecekler de vardı. Ve Allah, o yanlış davrananları çok iyi bilendir.
Andolsun ki onlar, bundan önce de insanları dinden çıkarmak istediler ve sana türlü işler çevirdiler. Sonunda hak geldi ve onlar istemedikleri hâlde Allah’ın emri açığa çıktı.
Onlardan bazı kimseler, “Bana izin ver, beni sosyal yangına düşürme/başımı belaya sokma!” derler. Gözünüzü açın! Onlar sosyal yangının içine düştüler. Cehennem de Allah’ın ilâhlığını ve rabliğini örten o kimseleri çepeçevre kuşatıcıdır.
Eğer size bir iyilik dokunursa fenalarına gider. Eğer size bir musibet dokunursa, “Biz kesinlikle tedbirimizi önceden almıştık” derler. Ve onlar sevinenler olarak yan çizip giderler.
Deyin ki: “Hiçbir zaman bize Allah’ın bizim için yazdığından başkası dokunmaz. O, bizim mevlamızdır. Onun için mü’minler yalnızca Allah’a işin sonucunu havale etsinler.”
Deyin ki: “Siz, bize iki güzelliğin birinden başkasını mı gözetirsiniz? Biz ise size, Allah’ın Kendi katından veya bizim elimizle bir azap indirmesini gözetiyoruz. Haydi, siz gözetedurun, şüphesiz biz de sizinle beraber gözetenleriz.”
Deyin ki: “İsteyerek veya istemeyerek Allah yolunda harcama yapın; sizden hiçbir zaman kabul edilmeyecektir. Şüphesiz siz hak yoldan çıkanların toplumu oldunuz.”
Ve onların yaptıkları harcamaların kendilerinden kabul olunmasına, sadece, onların Allah’ın ilâhlığını ve rabliğini örtmeleri, O’nun Elçisi’nin gerçek elçi oluşunu örtmeleri ve salâta [mâlî yönden ve zihinsel açıdan destek olmay]a sadece tembel tembel gitmeleri, Allah yolunda harcamalarını da ancak istemeyerek yapmaları engel oldu.
Öyleyse onların malları ve evlatları seni imrendirmesin. Ancak Allah, bunlarla, onları basit dünya yaşamında cezalandırmak, onlar Allah’ın ilâhlığını ve rabliğini örten birileri iken canlarını çıkarmak istiyor.
Sizden olmadıkları hâlde, şüphesiz kendilerinin kesinlikle sizden olduğuna dair Allah’a yemin de ederler. Velâkin onlar, korkup duran bir topluluktur.
Eğer onlar, sığınacak bir yer veya barınacak mağaralar veyahut girilecek bir delik bulsalardı, kesinlikle başlarını dikerek o tarafa doğru yönelirlerdi.
Onlardan bazıları da, sadakalar hakkında sana dil uzatan kimselerdir. Ki, o sadakalardan kendilerine verilmişse hoşnut olurlar, verilmemişse hemen öfkeleniverirler.
Ve keşke onlar, Allah ve Elçisi’nin kendilerine verdiğine razı olsalardı. Ve “Bize Allah yeter. Allah, yakında bize armağanlar verecektir, Elçisi de. Şüphesiz biz, sadece Allah’a rağbet edenleriz” deselerdi.
Kesinlikle, Allah tarafından bir taksim/zorunlu görev olarak sadakalar/ kamunun gelirleri ancak fakirler, miskinler/ yoksullar, işsizler, o iş üzerine çalışan görevliler/ kamu görevlileri, kalpleri İslâm’a ısındırılacaklar, özgürlüğü olmayan köleler, ağır borç altındakiler, Allah yolundakiler [askerler, öğrenci ve öğretmenler], yolda kalmışlar içindir. Allah her şeyi en iyi bilendir ve en iyi yasa koyandır.
Yine onlardan bazıları, Peygamber’i inciten ve “O, kendisine söylenen her şeyi dinleyip tasdik eden biridir!” diyen kimselerdir. Deyin ki: “Sizin için bir hayır kulağıdır; Allah’a inanır, mü’minlere inanır ve sizden iman edenlere de bir rahmettir.” Ve Allah’ın Elçisi’ni inciten kimseler, acıklı bir azap kendileri için olanlardır.
Sizi hoşnut etmek için, sizin için Allah’a yemin ederler. Bunlar eğer mü’min iseler Allah’ı ve Elçisi’ni razı etmeleri daha doğrudur.
Şüphesiz kim Allah ve Elçisi’yle boy ölçüşmeye kalkarsa, şüphesiz onun için içinde sonsuza dek kalanlar olarak cehennem ateşi olduğunu bilmediler mi? İşte bu, en büyük rüsvalıktır.
(113/9, Tevbe/42-63)
-704-
Ey elçi/ Kur’an ile uyarı görevinde bulunanlar!

Münâfıklar, kalplerindeki şeyleri kendilerine haber verecek bir sûrenin üzerlerine indirilmesinden çekinirler. Deyin ki: “Siz alay edin! Şüphesiz Allah, sizin çekindiğiniz şeyi ortaya çıkarandır.
Ve eğer onlara sorsaydın, kesinlikle, “Biz sadece dalmıştık, oyun oynuyorduk” diyecekler. Deyin ki: “Allah, âyetleri ve Elçisi ile mi alay ediyordunuz?”
Özür dilemeyin, siz “İman ettik” dedikten sonra kesinlikle Allah’ın ilâhlığını ve rabliğini örttünüz. Sizden bir kısmını affetsek bile, şüphesiz kendileri günah işleyen kimseler oldukları için azaplandıracağız.
(113/9, Tevbe/64-66)
-705-

Ey elçi/ Kur’an ile uyarı görevinde bulunanlar!

Münâfık erkekler ve münâfık kadınlar birbirlerindendir; kötülüğü emreder, iyilikten sakındırırlar ve ellerini sıkı tutarlar/ cimrilik ederler. Allah’ı terk ederler de, Allah da onları terk ediverir. Gerçekten de münâfıklar hak yoldan çıkmış kimselerin ta kendileridir.
Allah, münâfık erkek ve münâfık kadınlara ve Kendisinin ilâhlığını ve rabliğini örtenlere/ inanmayanlara, içinde temelli kalanlar olarak cehennem ateşini vaat etmiştir. O, onlara yeter. Ve Allah onları dışlayıp rahmetinden mahrum bırakmıştır! Ve onlara kalıcı bir azap vardır.
Siz de tıpkı kendinizden önceki, sizden daha güçlü-kuvvetli, mal ve evlatça sizden daha varlıklı ve de paylarına düşen kadar yararlanan kimseler gibisiniz. İşte siz de, sizden öncekiler paylarına düşen kadarıyla nasıl yararlanmak istedilerse siz de onlar gibi payınıza düşen kadarıyla yararlanmak istediniz. Siz de dalanlar gibi daldınız. İşte bunların, dünyada ve âhirette amelleri boşa gitti ve işte bunlar kayba/zarara uğrayıp acı çeken kimselerin ta kendileridir.
Onlara, kendilerinden önceki kişilerin; Nûh’un toplumunun, Âd’ın, Semûd’un, İbrâhîm’in toplumunun, Medyen ashâbı’nın ve alt-üst olmuş kentlerin haberi gelmedi mi? Onlara elçileri açık delillerle gelmişlerdi. Ve sonra Allah, onlara haksızlık eden biri değildi. Velâkin onlar şirk koşmak sûretiyle kendilerine haksızlık ediyorlardı.
(113/9, Tevbe/67-70)
-706-

Ey elçi/ Kur’an ile uyarı görevinde bulunanlar!

İnanan erkekler ve inanan kadınlar; bunların bazısı bazılarının koruyucu, yol gösterici yakınlarıdırlar. Bunlar herkesçe kabul gören iyi şeyleri emrederler, tüm kötü şeylerden vazgeçirirler, salâtı ikame ederler [mâlî yönden ve zihinsel açıdan destek olma kurumları oluşturur, ayakta tutarlar], zekâtı/vergiyi verirler, Allah’a ve O’nun Elçisi’ne itaat ederler. İşte bunlar, Allah onlara rahmet edecektir. Şüphesiz Allah, en üstün, en güçlü, en şerefli, mağlûp edilmesi mümkün olmayan/mutlak galip olandır, iyi yasa koyan, bozulmayı iyi engelleyen/sağlam yapandır.
Allah, mü’min erkeklere ve mü’min kadınlara, içinde sürekli kalanlar olarak altlarından ırmaklar akan cennetler ve Adn cennetlerinde hoş meskenler vaat etti. Allah’ın rızası ise daha büyüktür. İşte bu, çok büyük kurtuluşun ta kendisidir.
(113/9, Tevbe/71-72)
-707-
Ey Peygamber/ Kur’an ile uyarı görevinde bulunanlar!
! İnkârcılar ve münâfıklar ile cihat edin. Ve onlara karşı sert olun. Onların barınma yerleri de cehennemdir. Ve o, ne kötü bir oluş yeridir!
Onlar, söylemediklerine, Allah’a yemin ederler. Hâlbuki onlar, Allah’ın ilâhlığını ve rabliğini örtme sözünü kesinlikle söylediler. İslâmlaşmalarından sonra da Allah’ın ilâhlığını ve rabliğini örten birileri oldular. Ve ulaşamadıkları, sahip olamadıkları şeyleri çok istediler. Onlar sadece, Allah’ın ve Elçisi’nin mü’minleri Allah’ın armağanlarından zenginleştirmiş olmasından kinlendiler. Artık, eğer hatalarından dönerlerse kendileri için hayırlı olur. Eğer geri dururlarsa da Allah onları dünyada ve âhirette çok acıklı bir azap ile azaplandıracaktır. Yeryüzünde onlar için bir koruyucu, yol gösterici yakın ve iyi bir yardımcı da yoktur.
Ve onlardan bazıları, “Eğer Allah armağanlarından bize verirse, kesinlikle bağışta bulunacağız ve kesinlikle iyilerden olacağız” diye Allah’a söz veren kimselerdir.
Sonra, ne zaman ki Allah, onlara armağanlarından verir, onda cimrilik ederler ve yüz çevirerek geri dururlar.
Sonunda Allah’a vaat ettikleri şeylerde sözlerini tutmadıkları ve yalan söyledikleri için, O da Kendisiyle karşılaşacakları güne kadar kalplerinde sürüp gidecek bir münâfıklık yerleştirerek onları cezalandırdı.
Şüphesiz onlar; mü’minlerden, sadakalardan kendi gönülleriyle bağışta bulunanlara ve güçlerinin yettiğinden fazlasını bulamayanlara dil uzatan, sonra da onlarla alay eden kimseler, Allah’ın, onların sırlarını ve fısıltılarını bilip durduğunu ve şüphesiz Allah’ın bütün bilinmeyenlerin çok iyi bilicisi olduğunu bilmediler mi? Allah, onları maskaraya çevirmiştir. Ve onlar için çok acıklı bir azap vardır.
Onlar için ister bağışlanma dileyin, ister dilemeyin. Onlar için yetmiş kere bağışlanma dileseniz de yine Allah onları bağışlamayacaktır. Bu, onların Allah’ı ve Rasûlü’nü kabul etmemeleri nedeniyledir. Allah, hak yoldan çıkmışlar toplumuna kılavuzluk etmez.
(113/9, Tevbe/73-80)
-708-
Ey elçi/ Kur’an ile uyarı görevinde bulunanlar!
O geri bırakılanlar/savaşa katılmayanlar, Allah’ın Elçisi’ne karşıt olarak oturmalarıyla ferahladılar ve mallarıyla, canlarıyla Allah yolunda cihat etmekten hoşlanmadılar, bir de “Bu sıcakta savaşa çıkmayın” dediler. Deyin ki: “Cehennem ateşi daha sıcaktır.” Keşke iyice kavrayıp anlayabilselerdi.
Artık kazandıkları günahın cezası olarak, çok az gülsünler, çok çok ağlasınlar.
(113/9, Tevbe/81-82)
-709-

Ey elçi/ Kur’an ile uyarı görevinde bulunanlar!

Eğer Allah sizii onlardan bir taifenin yanına döndürür de onlar çıkmak için sizden izin isterlerse, deyin ki: “Artık siz hiçbir zaman benimle beraber asla çıkmayacaksınız. Ve hiçbir zaman benimle birlikte düşmanla savaşmayacaksınız. Şüphesiz siz ilkinde oturup kalmaktan hoşlanıyordunuz. Artık geride kalanlarla beraber oturup kalın!”
Ve onlardan ölen biri için destek olmayın, onun kabrinin üzerine dikilmeyin. Şüphesiz onlar, Allah’ın ilâhlığını ve rabliğini örten, O’nun Elçisi’nin gerçek elçi olduğunu örtenlerdir. Ve onlar, hak yoldan çıkmış olarak ölmüşlerdir.
Onların malları ve evlatları da sizii imrendirmesin. Allah, ancak onları dünyada bunlarla cezalandırmayı ve onlar Allah’ın ilâhlığını ve rabliğini örten biri iken canlarının güçlükle çıkmasını istiyor.
(113/9, Tevbe/83-85)
-710-

Ey elçi/ Kur’an ile uyarı görevinde bulunanlar!

Ve “Allah’a iman edin ve Elçisi ile birlikte cihat edin” diye bir sûre indirildiği zaman, onlardan güç [mal, mülk, evlat] sahibi olanlar senden izin istediler ve “Bırak bizi oturanlarla beraber olalım” dediler. Geri kalanlarla birlikte olmayı seçtiler. Onların kalpleri de damgalandı/ mühürlendi. Artık onlar iyice kavrayıp anlamazlar.
Fakat Elçi ve o’nunla beraber olan inanmış kimseler mallarıyla, canlarıyla cihat ettiler. Ve işte onlar, bütün hayırlar kendilerinin olanlardır. Ve işte onlar, durumu bozulmayan, kazançlı çıkanların ta kendileridir.
Allah onlar için, içinde sürekli kalanlar olarak, altından ırmaklar akan cennetler hazırladı. İşte bu, o çok büyük kurtuluştur.
(113/9, Tevbe/86-89)
-711-
Ey elçi/ Kur’an ile uyarı görevinde bulunanlar!

Bedevi Araplardan özür beyan edenler, kendilerine izin verilmesi için geldiler. Allah’a ve Elçisi’ne yalan söyleyenler de oturup kaldılar. Bunlardan Allah’ın ilâhlığını ve rabliğini örten biri olan kimselere, yakında çok acıklı bir azap dokunacaktır.
Allah ve Elçisi için samimi oldukları takdirde, zayıflara, hastalara ve de harcamada bulunacak bir şey bulamayan kimselere, bir de kendilerini bindiresin diye sana geldiklerinde, “Sizi üzerine bindirecek bir şey bulamıyorum” dediğin zaman, Allah yolunda harcayacakları bir şey bulamadıklarından dolayı üzülüp gözlerinden yaş döke döke geri dönüp giden kimselere bir günah yoktur. İyilik-güzellik üretenler aleyhine bir yol yoktur. Allah, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.
Yol, ancak zengin oldukları hâlde sizden izin isteyen o kimselerin aleyhinedir. Bunlar geride kalanlarla birlikte olmaya razı oldular. Allah da onların kalpleri üzerine damga/mühür bastı. Bundan dolayı onlar bilmezler.
Kendilerine döndüğünüz zaman size özür beyan edecekler. Deyin ki: “Özür beyan etmeyin. Size kesinlikle inanmayız. Allah bize, sizin haberlerinizden önemli haberler verdi.” Bundan sonra da Allah ve Elçisi işinizi görecektir. Daha sonra da görünmeyeni ve görüneni bilen Allah’a döndürüleceksiniz. Sonra da O, size yapmış olduklarınızı haber verecektir.
Kendilerine döndüğünüz zaman, onlardan mesafelenmeniz için, size Allah’a yemin edecekler. Siz de onlardan hemen mesafelenin. Şüphesiz onlar kirlidir, pislenmiştir. Kazandıklarının cezası olarak varacakları yer de cehennemdir.
Kendilerinden razı olasınız diye size yemin ederler. Artık eğer siz onlardan razı olursanız da, bilin ki Allah şüphesiz  hak yoldan çıkmış o kimseler toplumundan razı olmaz.
Bedevi Araplar, Allah’ın ilâhlığına ve rabliğine inanmama ve münâfıklık bakımından daha çetin; Allah’ın, Elçisi’ne indirdiklerinin sınırlarını bilmemeye/ öğrenmemeye daha yatkındırlar. Allah da, en iyi bilen, en iyi ilke koyandır.
Bedevi Araplardan kimi de var ki, kamu yararına harcadığını zorla ödenmiş borç sayar ve size belalar gelmesini bekler. –O çirkin bela kendi üzerlerine!– Ve Allah, en iyi işitendir, en iyi bilendir.
Yine bedevi Araplardan kimi de vardır ki onlar, Allah’a ve âhiret gününe inanır ve harcadığını Allah katında yakınlıklar ve Elçi’nin destekleri sayar. Gözünüzü açın! Şüphesiz bu, onlar için bir yakınlıktır. Allah onları yakında rahmetine girdirecektir. Şüphesiz Allah, kullarının günahlarını çok örten, onları cezalandırmayan ve bağışı bol olandır, engin merhamet sahibidir.
(113/9, Tevbe/90-99)
-712-

Ey elçi/ Kur’an ile uyarı görevinde bulunanlar!

Muhacir ve Ensar’dan ilk önce öne geçenler ve iyileştirme-güzelleştirme ile onları izleyen kimseler; Allah onlardan razı oldu, onlar da O’ndan razı oldular. Ve Allah onlara, içlerinde temelli kalıcılar olarak altlarından ırmaklar akan cennetler hazırladı. İşte bu, büyük bir kurtuluştur.
Ve yanınızda bedevi Araplardan münâfıklar var. Medîne halkından da münâfıklığa iyice alışmış olanlar var. Onları sen bilmezsin. Biz biliriz onları. İki kez azap edeceğiz onlara, sonra da çok büyük bir azaba döndürüleceklerdir.
Diğerleri de günahlarını itiraf ettiler. Sâlih bir amelle diğer kötüyü karıştırdılar. Olur ki Allah onların tevbelerini kabul eder. Şüphesiz Allah, kullarının günahlarını çok örten, onları cezalandırmayan ve bağışı bol olandır, engin merhamet sahibidir.
Onların mallarından sadaka al ki, sadaka ile kendilerini temizlersin ve arındırırsın. Bir de onlara destek ol. Şüphesiz senin desteğin onlar için bir huzurdur. Allah en iyi işitendir, en iyi bilendir.
Onlar Allah’ın, kullarından tevbeyi kabul ettiğini, sadakaları aldığını ve Allah’ın tevbeleri çokça kabul eden, çok tevbe fırsatı verenin, çok merhamet edenin ta kendisi olduğunu bilmediler mi?
Ve deyin ki: “Elinizden geleni yapın! Artık Allah, Elçisi ve mü’minler işlerinizi görecektir. Ve siz görünmeyeni ve görüneni bilen Allah’a döndürüleceksiniz. Sonra O, işlemiş olduklarınızı size haber verecektir.”
Ve diğerleri, Allah’ın emrine bırakılmış olanlardır. O, ya kendilerini azaplandırır ya da tevbelerini kabul eder. Ve Allah en iyi bilendir, en iyi yasa koyandır.
(113/9, Tevbe/100-106)
-713-

Ey elçi/ Kur’an ile uyarı görevinde bulunanlar!

Ve zarar vermek, Allah’ın ilâhlığını ve rabliğini örtmek, Müslümanların arasına ayrılık sokmak ve daha önce Allah ve Elçisi’ne karşı savaş açmış; bozum yapmaya teşebbüs etmiş olanlara gözcülük etmek için mescit yapan şu kimseler, “Biz en güzelden başka bir şey istemedik” diye yemin de ederler. Allah da tanıklık eder ki şüphesiz bunlar, kesinlikle yalancılardır.
Siz o mescidin içinde sonsuza dek dikilmeyin/görev yapmayın! İlk gününde Allah’ın koruması altına girme üzerine kurulan mescit, elbette içinde görev yapmana daha layıktır. Onun içinde arınmayı seven er kişiler vardır. Allah da arınan kimseleri sever.
Peki, temelini Allah’ın koruması altına girme ve hoşnutluk üzerine kurmuş olan kimse mi hayırlıdır, yoksa temelini yıkılmak üzere olan bir uçurumun kenarına kurup da onunla birlikte cehennemin ateşine yuvarlanan mı? Ve Allah, şirk koşarak, küfrederek yanlış davrananlar toplumuna kılavuz olmaz.
Onların kalpleri parça parça olmadıkça, o kurdukları temelleri, kalplerinde bir kuşku olarak kalıp kaybolmayacaktır. Ve Allah, en iyi bilendir, en iyi yasa koyandır.
(113/9, Tevbe/107-110)
-714-

Ey elçi/ Kur’an ile uyarı görevinde bulunanlar!

Şüphesiz Allah, tevbe eden, kulluk eden, övgüde bulunan, seyahat eden, Allah’ı birleyen, boyun eğip teslimiyet gösteren, herkesçe kabul gören iyi şeyleri emreden, kötü olan her şeyden vazgeçiren, Allah’ın hududunu koruyan inananlardan canlarını ve mallarını şüphesiz cenneti onlara verme karşılığında satın almıştır: Onlar, Allah yolunda savaşırlar; sonra öldürürler ve öldürülürler. Bu, Allah’ın Tevrât, İncîl ve Kur’ân’daki gerçek bir vaadidir Ve sözünü, Allah’tan daha çok tutan kim vardır? Öyleyse, yaptığınız alış-verişle sevinin. Ve işte bu, büyük kurtuluşun ta kendisidir. Ve mü’minlere müjde verin!
(113/9, Tevbe/111-112)
-715-

Ey elçi/ Kur’an ile uyarı görevinde bulunanlar!

Kendilerine, cehennem ashâbı oldukları iyice belli olduktan sonra Peygamber’e/ Kur’an ile uyarı görevinde bulunanlara/ ve iman etmiş kişilere, akraba bile olsalar, ortak koşanlar için bağışlanma dilemek yoktur. İbrâhîm’in babası için bağışlanma dilemesi de yalnızca ona vermiş olduğu bir sözden dolayı idi. Sonra onun, Allah için bir düşman olduğu kendisine açıkça belli olunca ondan uzaklaştı. Şüphesiz İbrâhîm, çok içli, çok halim birisi idi.
Allah, bir topluma doğru yolu gösterdikten sonra, Kendisinin koruması altına girdirecek şeyleri kendilerine ortaya koymadıkça onları saptırmaz. Şüphesiz Allah, her şeyi en iyi bilendir.
Hiç şüphesiz Allah, göklerin ve yeryüzünün mülkü yalnızca Kendisinin olandır. O, diriltir ve öldürür. Sizin için O’nun astlarından bir yol gösterici, koruyucu yakın ve bir yardımcı yoktur.
(113/9, Tevbe/113-116)
-716-

Ey inananlar!
Andolsun ki Allah, Peygamber’e ve en zor saatinde o’na uyan Muhacirlere ve Ensar’a, kendilerinden bir kısmının kalpleri az kalsın kayacak gibi olmuşken, tevbe nasip etti. Sonra da onların tevbelerini kabul etti. Şüphesiz O, onlara çok şefkatlidir, çok merhametlidir.
Geri bırakılanlardan o üç kişinin de tevbelerini kabul etti. Öyle ki, yeryüzü bütün genişliğine rağmen onlara dar gelmeye başlamıştı, benlikleri de kendilerini sıkıntıya sokmuştu. Allah’tan kurtuluşun, ancak Allah’a sığınmakta olduğuna da iyice inanmışlardı. Sonra Allah, onlara dönmeleri için tevbe nasip etti de tevbelerini kabul etti. Şüphesiz ki Allah, tevbeleri çokça kabul eden, çok tevbe fırsatı verenin, çok merhametli olanın ta kendisidir.
Ey iman etmiş kimseler! 
Allah’ın koruması altına girin ve doğru kimselerle birlikte olun.
(113/9, Tevbe/117-119)
-717-
Ey elçi/ Kur’an ile uyarı görevinde bulunanlar!

Medîne halkı ve bedevi Araplardan civardakiler için, Allah’ın Elçisi’nden geri kalmaları ve onun canından evvel kendi canlarını düşünmeleri olacak şey değildir. İşte bu, Allah yolunda isabet eden her susuzluk, her yorgunluk ve her açlık, Allah’ın ilâhlığını ve rabliğini örtenleri öfkelendirecek olması,
ayak bastıkları her yer ve düşmana karşı elde ettikleri her başarı karşılığında kendilerine kesinlikle sâlih bir amel yazılmış olması,
yaptıkları küçük ve büyük her harcama ve geçtikleri her vadi karşılığında, kesinlikle kendileri için, yaptıkları işin daha güzeliyle Allah’ın kendilerini ödüllendirmesi yazılmış olması sebebiyledir. Şüphesiz Allah iyilik-güzellik üretenlerin ödülünü kaybetmez.
Mü’minlerin, önlem almaları için, hepsinin birden topyekün ayrılmaları/ seferber olmaları da olmazdı. Öyleyse, dinde derin bilgi elde etmeleri, toplumları kendilerine döndükleri zaman onları uyarmaları için onların her kesiminden bir grubun ayrılmaması gerekmez miydi?
(113/9, Tevbe/120-122)
-718-
Ey iman etmiş kimseler!
İnkârcılardan tehlike oluşturan kişiler ile savaşın ve sizde bir sertlik bulsunlar. Ve şüphesiz Allah’ın, Kendi koruması altına girmiş kimseler ile birlikte olduğunu biliniz.
(113/9, Tevbe/123)
-719-

Ey elçi/ Kur’an ile uyarı görevinde bulunanlar!

Ve bir sûre indirildiği zaman, içlerinden bir kimse, “O indirilmiş sûre hanginizin imanını arttırdı?” der. Fakat iman etmiş kimselere gelince, o inen sûre, onların imanını arttırmıştır ve onlar sürekli olarak müjdelenip duruyorlar.
Kalplerinde bir hastalık olanlara gelince de; onların da pisliklerinin içine pislik ilave etmiştir. Ve onlar Allah’ın ilâhlığını ve rabliğini örten birileri olarak ölmüşlerdir. 
Onlar her yıl bir veya iki kere şüphesiz kendilerinin acı olaylar ile denendiklerini görmüyorlar mı? Sonra da tevbe etmiyor ve öğüt almıyorlar.
Bir sûre indirildiğinde, bazısı bazısına bakar: “Sizi bir kimse görüyor mu?” Sonra sırt çevirir giderler. Gerçekten onlar, iyice anlayıp kavramayan bir topluluk olmaları dolayısıyla, Allah onların kalplerini çevirmiştir.
(113/9, Tevbe/124-127)
-720-

Ey insanlar!
Andolsun, içinizden size, sıkıntıya uğramanız kendisine ağır gelen, size düşkün, sadece inananlara çok şefkatli, kolaylık sağlayan, çok merhametli bir elçi gelmiştir.
(113/9, Tevbe/128)
-721-

Ey elçi/ Kur’an ile uyarı görevinde bulunanlar!

Buna rağmen eğer uzaklaşırlarsa hemen deyin ki: “Bize Allah yeter. O’ndan başka ilâh diye bir şey yoktur. Biz sadece O’na işin sonucunu havale ettim O, çok büyük tahtın Rabbidir.”
(113/9, Tevbe/129)

       En büyük hac, Peygamber’in de katılıp bizzat yönettiği hacdır.

       Bu pasajı, teknik gerekçeler ve anlam bilgisi gereği Resmi Mushaf’tan farklı tertip ettik. Ayrıntılı açıklama için bkz. Tebyîn.

        Huneyn, Mekke ile Tâif arasında, Tihame bölgesinde geniş bir vâdidir. Mekke’nin fethinden sonra Müslümanlarla Havazin müşrikleri burada savaşmıştı.

         “Erteleme, geciktirme” demek olan nesî, Arapların haram aylara riâyet etmekten kaçınmalarını, yozlaştırma çabalarını ifade eder.

          Bu âyetlerde mü’minlere sitem edilmekte, münâfıkların ve keyif düşkünü kimselerin davranışları kınanmakta ve Müslümanlara; herhangi bir özür beyân etmeden ağır ve hafif olarak her şartta Allah yolunda malları ve canlarıyla cihat etmeleri emredilmektedir.
Bu pasajda konu edilen Tebük seferi, (–Tebük, Medîne ile Şam arasında, suyu ve hurmalıkları bol olan bir yerin adıdır–) hicrî 9. yılda, Şam’da toplanan 40.000 kişilik Bizans ordusuna karşı çarpışmak üzere Medîne’den Şam’a doğru düzenlenen askerî bir harekettir. Konunun iyi anlaşılması için Tebük seferi ile ilgili ansiklopedik düzeyde bilgi sahibi olunması gerekir.