NAZİAT SURESİ

 

Ey insanlar! Kıyametin gerçekliği ile ilgili şu referanslara dikkat edin:
Evrendeki çekim kuvveti, evrendeki itme kuvveti,
yıldızlar; galaksiler; güneş, ay ve bunların kendi eksenlerinde ve bağlı olduğu yıldız çevresindeki yörüngelerde yüzmesi, bu sayede gece, gündüz ve diğer yaşam koşullarının, med-cezirin, gece-gündüzün, mevsimlerin oluşması,
tüm canlı türlerinin ve bitkilerin yaşam koşullarının ayarlanması kanıttır ki
Allah’ın ilâhlığını ve rabliğini örtenler için sürekli sıkıntı, bunalım ve vicdan azabı vesilesi olan,
mü’minlere hem kolay, hem de kolaylaştıran, onlara müjdeler veren, onların mutlu olmalarını sağlayan,
elden ele, dilden dile, gönülden gönüle dolaşıp duran, hep öne geçen, önemseten ve kişisel ve sosyal tüm işleri ayarlayan, her işe ait emirlerinin, yasaklarının olması; ilkeler koyan Kur’ân âyetleri kanıttır ki,
şüphesiz bunda; “o gün, kişinin iki gücünün/mal ve çevresinin ne takdim ettiğine bakıp/yaptıklarıyla yüz yüze gelip ve Allah’ın ilâhlığını ve rabliğini örten kişinin, ‘Ah ne olaydı, ben bir toprak olsaydım’ demesinde”, saygıyla, sevgiyle bilgiyle ürperti duyacak kimseler için bir ibret vardır.
(81/79, Nâziât/1-5, 26)
-370-

Ey insanlar!
Ahiretin gerçekliğine inanmayanlar, “Biz tekrar eski hâlimize mi döndürülecekmişiz? Biz, çürümüş kemikler olduktan sonra mı” diyorlar.
Dediler ki: “Öyleyse bu çok zararlı bir dönüştür.”
Yaratılışça siz mi daha çetinsiniz yoksa gök mü? Göğü, Allah yaptı; boyunu yükseltti, sonra da onu düzene koydu, gecesini kararttı ve ışığın parlaklığını çıkarttı. Ve ondan sonra, sizin ve hayvanlarınız için bir yararlanma olmak üzere yeryüzünü döşedi/ yeryüzünden suyunu ve otlağını çıkardı, dağları da demirledi/sağlam bir şekilde yerleştirdi.
O gün sarsan sarsacak.
Onu ikinci bir sarsıntı izleyecek.
Yürekler o gün titreyerek çarpar.
Onların gözleri saygılıdır.
İşte o, bir tek haykırıştır.
Bir de bakmışsın onlar meydandadır.
Artık o en büyük felaket geldiği vakit,
O gün, insan ne yaptığını iyice anlayacak.
Gören kimseler için cehennem apaçık gösterilecek.
Artık her azmış ve dünya hayatını tercih etmiş kimseye gelince, işte şüphesiz cahîm/cehennem, varılacak yerin ta kendisidir.
Rabbinin makamından korkan ve kendini boş-iğreti arzudan meneden kimseye gelince; artık, hiç şüphesiz cennet, barınağın ta kendisidir.
Gerçek budur, buna göre akılllarını başlarına alsınlar.
(81/79, Nâziât/10-12, 27-33, 6-9, 13-14, 34-41)
-371-
Ey Kur’an ile uyarı görevinde bulunanlar!
Size o kıyâmetin kopuş zamanından soruyorlar; onun demir atması ne zaman?
Onun anılmasından sizde ne var ki?
Onun sonucu sadece sizin Rabbinize aittir.
Siz ancak kıyâmetin kopuş zamanına, saygıyla, sevgiyle, bilgiyle ürperti duyan kişilerin uyarıcısısınız.
Sonra onlar onu görecekleri gün, dünyada bir akşam veya kuşluğundan başka durmamış gibidirler.
(81/79, Nâziât/42-46)
-372-

Ey Kur’an ile uyarı görevinde bulunanlar!

Mûsâ’nın haberi size geldi mi?
Hani, Rabbi ona mukaddes Tuvâ vadisinde/iki kez temizlenmiş vadide seslenmişti: “ Firavun’a git! Şüphesiz o azdı.”
Sonra de ki: “Arınmaya var mısın? Ve de seni Rabbine kılavuzlayayım da O’na saygıyla, sevgiyle, bilgiyle ürperti duyasın!”
Sonra da Mûsâ, Firavun’a o büyük alâmeti/göstergeyi gösterdi.
Sonra da Firavun, yalanladı ve karşı geldi. Sonra çabucak arka döndü. Sonra toplayıp seslendi de: “Ben, sizin en yüce Rabbinizim!” dedi.
Allah da, dünya ve âhiret azabıyla yakalayıverdi.
(81/79, Nâziât/15-25)