MÜ’MİN SURESİ

 

Dikkat, dikkat!
Bu kitabın indirilişi, Çok Güçlü, En İyi Bilen, günahı bağışlayan, tevbeyi kabul eden, azabı çok çetin olan, bol nimet; ikram sahibi Allah tarafındandır. O’ndan başka ilâh diye bir şey yoktur. Dönüş yalnızca O’nadır.

Ey Kur’an ile uyarı görevinde bulunanlar!

Allah’ın âyetleri hakkında sadece, Allah’ın ilâhlığını ve rabliğini örtmüş kimseler tartışır. O hâlde onların beldeler içinde dönüp dolaşmaları sizi aldatmasın.
Onlardan önce Nûh toplumu ve onlardan sonraki birtakım karşıt grup yalanladı. Her ümmet, kendi elçilerini yakalamak için girişimde bulundu; onunla hakkı bâtılla iptal etmek için mücâdele ettiler. Ben de onları yakalayıverdim. İşte, azabım nasıl oldu?
Ve işte böylece Allah’ın ilâhlığını ve rabliğini örtmüş olan o kimseler üzerine Rabbinin “Şüphesiz onlar ateşin ashâbıdır” sözü hak oldu.
(60/40, Mü’min/1-6) 
-230-

Ey insanlar!

Allah ile ilgili bilgileri taşıyanlar; Allah’ın varlığına, birliğine, ilâhlığına ve rabliğine gösterge olan tüm varlıklar ve Arş’ın sahibi tarafından görevlendirilmek sûretiyle Allah bilgisini, “tevhid”i bir yerden bir yere götürenler, Allah’ı tanıtıp öğreten peygamberler, Rablerinin övgüsüyle birlikte Kendisini noksan sıfatlardan arındırırlar ve O’na inanırlar. İman etmiş kimseler için bağışlanma dilerler: “Rabbimiz! Sen rahmet ve bilgice her şeyi kuşattın. Onun için tevbe eden ve Senin yoluna uyan kimseleri bağışla ve onları cehennemin azabından koru! Rabbimiz! Onları ve onların atalarından, zevcelerinden ve soylarından sâlih olan kimseleri kendilerine vaat ettiğin Adn cennetlerine girdir. Şüphesiz Sen en üstün, en güçlü, en şerefli, mağlûp edilmesi mümkün olmayan/mutlak galip olan ve en iyi yasa koyan, bozulmayı iyi engelleyen/sağlam yapanın ta kendisisin. Onları kötülüklerden de koru. Ve Sen her kimi kötülüklerden korursan, artık o gün elbette ona rahmet etmişsindir. İşte bu, büyük kurtuluşun ta kendisidir.”
(60/40, Mü’min/7-9) 
-231-

Ey insanlar bu ahıret sahnesine dikkat edin!
Şüphesiz Allah’ın ilâhlığını ve rabliğini örtmüş olan o kimselere seslenilir: “Elbette Allah’ın buğzu, kendinize buğzunuzdan daha büyüktür. Zira siz imana davet olunurdunuz da Allah’ın ilâhlığını ve rabliğini örter dururdunuz.”
Kâfirler dediler ki: “Rabbimiz! Sen bizi iki kere öldürdün, iki kere dirilttin. Artık günahlarımızı itiraf ettik. Şimdi çıkışa bir yol var mı?”
İşte bu, şu sebeptendir: Siz, “bir ve tek” olarak Allah’a davet edildiğiniz zaman örttünüz/inanmadınız. O’na ortak koşulunca da inandınız. Artık hüküm, o çok yüce ve çok büyük Allah’ındır.
(60/40, Mü’min/10-12) 
-232)

Ey insanlar!

Allah, size alâmetlerini/göstergelerini gösteren, sizin için gökten bir rızık indirendir. Ve ancak gönülden yönelenler öğüt alırlar.
Öyleyse, Allah’ın ilâhlığını ve rabliğini örtenler hoşlanmasa da dini sadece Kendisine ait kılarak Allah’a dua edin.
O, dereceleri yükseltendir, en büyük tahtın/en yüksek mevkiin sahibidir: O, buluşma günü hakkında uyarmak için Kendi emrinden/ Kendi işinden olan vahyi kullarından dilediğine bırakır.
O buluşma günü, onlar, meydana çıkarlar. Kendilerinden hiçbir şey Allah’a karşı gizli kalmaz. –‘Bugün mülk kimindir?’, ‘Sadece tek ve kahredici olan Allah’ındır!’–
Bugün her kişi kazandığının karşılığını alacaktır. Bugün haksızlık diye bir şey yoktur. Şüphesiz Allah, hesabı çok çabuk görendir.
Yaklaşan gün hakkında da onları uyar. O zaman kalpler yutkunarak; dehşetten ürpererek  gırtlaklara dayanmıştır. Şirk koşmak suretiyle yanlış yapan kimse için ne sıcak bir dost vardır, ne de itaat edilecek bir destekçi, yardımcı, iltimasçı…
Allah, gözlerin hainliğini ve göğüslerin gizlediğini bilir.
Ve Allah hakkı gerçekleştirir. Onların O’nun astlarından yalvardıkları kimseler hiçbir şeyi gerçekleştiremezler. Şüphesiz Allah, en iyi işitenin, en iyi görenin ta kendisidir.
(60/40, Mü’min/13-20) 
-233-

Ey insanlar! Kayba yğramanın nedeni gözlem yapmamaktır. Bu mesajlara kulak verin.

Onlar yeryüzünde gezmediler mi ki kendilerinden önceki kişilerin sonları nasıl olmuş görsünler. Onlar, yeryüzünde kuvvetçe ve eserce kendilerinden daha çetin idiler. Yine de Allah onları günahları sebebiyle alıverdi. Ve kendileri için Allah’tan koruyan biri olmadı.
İşte bu, şu sebepledir: Kendilerine elçileri apaçık delillerle geliyorlardı da onlar örttüler/ inanmadılar. Bunun üzerine Allah da kendilerini alıverdi. Şüphesiz O, güçlüdür, cezalandırması çok çetindir.
(60/40, Mü’min/21-22) 
-234-

Ey kur’an ile uyarı görevi yapanlar ve tüm insanlar! Tarihi iyi inceleyin.
Andolsun Mûsâ’yı Firavun’a, Hâmân’a ve Karun’a âyetlerimizle ve açık bir delil ile elçi olarak gönderdik de onlar: “Bu bir sihirbaz, büyük bir yalancıdır” dediler.
Böylece Mûsâ, katımızdan kendilerine bir hak ile geldiği zaman onlar: “Mûsâ ile birlikte iman etmiş kişilerin oğullarını öldürün; kadınlarını ise sağ bırakın” dediler. Allah’ın ilâhlığını ve rabliğini örtenlerin düzeni, boşa çıkmakta olandan başkası da değildir.
Ve Firavun: “Bırakın beni, öldüreyim Mûsâ’yı, o da Rabbini çağırsın. Şüphesiz ben o’nun, sizin dininizi değiştirmesinden veyahut yeryüzünde kargaşa çıkarmasından korkuyorum” dedi.
Mûsâ da: “Şüphesiz ben hesap gününe inanmayan her kibirliden, benim Rabbim ve sizin Rabbiniz’e sığınırım” dedi.
Ve Firavun ailesinden imanını saklayan bir babayiğit adam: “Bir adamı, Rabbim Allah dediği için öldürecek misiniz? Hâlbuki o, kesinlikle size Rabbinizden delillerle gelmiştir. Ve eğer o, bir yalancı ise bir bakarsın ki o’nun yalanı kendi aleyhine oluvermiştir. Ve eğer doğru ise size yaptığı tehditlerin bir kısmı size isabet eder. Şüphesiz Allah, aşırı giden bir yalancı kişiye kılavuz olmaz. Ey toplumum! Yeryüzünde açığa çıkmış olarak bugün yönetim sizindir. Peki, eğer gelecek olursa Allah’ın hışmından bizi kim yardım edip kurtarır?” dedi. 
Firavun: “Ben size görüşümden başkasını göstermiyorum ve ben sadece size reşitliğin/akıllı olmanın yoluna kılavuzluk ediyorum” dedi.
Yine o iman etmiş olan kimse: “Ey toplumum! Şüphesiz ben sizin hakkınızda Ahzâb’ın günü benzerinden; Nûh toplumunun, Âd’ın, Semûd’un ve daha sonrakilerin maceralarının benzerinden korkuyorum. Ve Allah, kulları için bir haksızlık, yanlışlık istemez. Ey toplumum! Şüphesiz ben size gelecek o çağrışma-bağrışma/ kaçışma gününden; arkanıza dönüp kaçacağınız günden korkuyorum. Sizin için Allah’tan koruyan biri yoktur. Her kimi de Allah şaşırtırsa, artık onun için bir yol gösterici yoktur. Ve andolsun ki bundan önce size Yûsuf delillerle gelmişti. O zaman da o’nun size getirdiği şeylerde şüphe edip durmuştunuz. Sonunda o öldüğünde de, “Bundan sonra Allah asla elçi göndermez” dediniz. Allah, şu kendilerine gelmiş bir güç olmaksızın, Allah’ın âyetleri/alâmetleri/göstergeleri hakkında mücâdele eden, aşırı giden, şüpheci olan kişileri işte böyle şaşırtır. Bu durum, Allah katında ve iman edenler yanında buğz olarak büyüktür. İşte Allah, her böbürlenen zorbanın kalbi üzerine damga basar” dedi.
Ve Firavun: “Ey Hâmân! Sebeplere; göklerin sebeplerine ulaşmam için bana bir kule yap da Mûsâ’nın ilâhının ne olduğunu anlayayım. Ve şüphesiz ben o’nun yalancı olduğu kanısındayım” dedi. İşte böylece Firavun’a amelinin kötülüğü süslü gösterildi ve yoldan çıkarıldı. Ve Firavun düzeni, yalnızca kayba/ zarara uğratıp acı çekme içindedir.
Yine iman etmiş olan o kimse: “Ey toplumum! Bana uyun ki size akıllı olmanın yoluna kılavuzluk edeyim. Ey toplumum! Bu bayağı hayat ancak geçici bir kazanımdır. Âhiret ise kesinlikle durulacak yurdun ta kendisidir. Her kim bir kötülük yaparsa, ona ancak yaptığının bir misli ile ceza verilir. Ve erkek veya kadın, her kim mü’min olarak düzeltmeye yönelik iş işlerse, artık onlar, orada hesapsızca rızıklanmak üzere cennete girerler.” Yine: “Ey toplumum! Bana ne oluyor ki, siz beni ateşe davet ediyorken ben sizi kurtuluşa davet ediyorum! Siz, beni, Allah’a inanmamaya ve benim için hiç bilgi olmayan şeyleri O’na ortak koşmaya davet ediyorsunuz. Ben ise sizi o çok güçlü ve çok bağışlayıcı olan Allah’a davet ediyorum. Hiç inkâr edilemez ki, gerçekten sizin beni kendisine davet ettiğiniz şey, dünya ve âhirette kendisine bir çağrı olmayan şeydir. Ve şüphesiz dönüşümüz Allah’adır. Ve şüphesiz sınırı aşanlar, cehennem ashâbının ta kendileridir. Artık siz benim, sizin için söylediklerimi yakında hatırlayacaksınız. Ve ben işimi Allah’a havale ediyorum. Şüphesiz Allah, kullarını en iyi görendir” dedi.
Sonra Allah o mü’mini onların kurdukları tuzakların kötülüklerinden korudu. Firavun’un yakınlarını ise, azabın kötüsü; ateş kuşattı. Onlar sürekli olarak ateşe arz olunurlar. Kıyâmet kopacağı gün ise: “Firavun’un yakınlarını azabın en şiddetlisine sokun!”
(60/40, Mü’min/23-46) 
-235-

Ey insanlar! Ahırette kesin yaşanacak bu sahneyi iyi izleyin.

Ve onlar, ateş içinde birbirleriyle tartışırlarken, zayıf olanlar, büyüklük taslayanlara: “Şüphesiz bizler size uyan kimseler idik. Şimdi siz bizden, ateşten bir bölümü savabiliyor musunuz?” derler.
Büyüklük taslayanlar: “Şüphesiz hep onun içindeyiz. Şüphesiz Allah, kullar arasında hükmünü vermiştir” dediler.
Ve ateş içindeki kimseler, cehennem bekçilerine: “Rabbinize dua edin de bir gün olsun bizden azaptan biraz hafifletsin” dediler.
Bekçiler: “Size elçileriniz açık kanıtları getirmediler miydi?” diye sorarlar. Onlar: “Evet, getirmişlerdi” derler. Bekçiler: “Öyle ise kendiniz yakarın” derler. Allah’ın ilâhlığını ve rabliğini örtenlerin yakarması sadece şaşkınlıktadır/ boşa çıkmıştır.
(60/40, Mü’min/47-50) 
-236-

Ey Kur’an ile uyarı görevini sürdüren kullar!
Şüphesiz Biz elçilerimize; elçilik misyonunu sürdüren kullarımıza ve iman etmiş kişilere şu basit dünya yaşamında ve şâhitlerin kalktığı/şâhitlik edecekleri günde kesinlikle yardım ederiz.
O gün şirk koşarak yanlış yapan kimselere özür dilemeleri yarar sağlamaz. Ve onlara dışlanarak mahrum bırakılma vardır, yurdun en kötüsü de onlar içindir.
Ve andolsun ki Biz, temiz akıl sahiplerine bir yol gösterici ve bir hatırlatma olmak üzere Mûsâ’ya “yol gösterme” verdik ve İsrâîloğulları’na o kitabı miras bıraktık.
O hâlde sabredin. Şüphesiz Allah’ın vaadi haktır. Günahınız için affedilme isteyin, sürekli olarak Rabbinin övgüsüyle birlikte Kendisini tüm noksanlıklardan arındırın.
Şüphesiz kendilerine gelmiş kesin bir delil olmaksızın, Allah’ın âyetleri/alâmetleri/göstergeleri hakkında mücâdele edenler; onların göğüslerinde ancak yetişemeyecekleri bir kibir vardır. Sen hemen Allah’a sığın. Şüphesiz O, en iyi işiten ve en iyi görendir.
Elbette göklerin ve yerin yaratılması, insanların yaratılmasından daha büyüktür. Ama insanların çoğu bilmiyorlar.
Ve kör ile gören eşit olmaz. İman etmiş ve düzeltmeye yönelik işler yapmış olanlar ve kötülük yapanlar da eşit değildir. Ne kadar da az düşünüyorsunuz!
Şüphesiz o kıyâmet kopuş anı, elbette gelecektir. Onda hiç şüphe yoktur. Fakat insanların çoğu inanmıyorlar.
Ve sizin Rabbiniz: “Bana yalvarın, dua edin ki size karşılık vereyim. Şüphesiz Bana kulluk etmekten büyüklenen kimseler yakında horlanmış olarak cehenneme gireceklerdir” dedi.
Allah, içinde dinlenesiniz diye geceyi, göz açıcı bir aydınlık olarak da gündüzü sizin için ayarlayandır. Şüphesiz Allah insanlara karşı bir armağan sahibidir. Velâkin insanların çoğu verilen nimetlerin karşılığını ödemezler.
İşte, her şeyin yaratıcısı Rabbiniz Allah budur. O’ndan başka ilâh diye bir şey yoktur. O hâlde nasıl oluyor da döndürülüyorsunuz!
İşte Allah’ın âyetlerini bile bile inkâr eden kimseler böyle çevriliyorlar.
Allah, sizin için yeryüzünü bir karargâh, göğü de bir bina yapan, size şekil veren, –ki şekillerinizi ne de güzel vermiştir– ve sizi temiz şeylerden rızıklandırandır. İşte O, Rabbiniz Allah’tır. –İşte, âlemlerin Rabbi olan Allah ne cömerttir!–
O, diridir, O’ndan başka ilâh diye bir şey yoktur. Bu nedenle, dini sadece O’nun için arındıranlardan olarak O’na dua edin. Tüm övgüler yalnız âlemlerin Rabbi Allah’adır.”
Deyin ki: “Bize Rabbimizden apaçık deliller geldiği zaman, şüphesiz biz, sizin Allah’ı bırakıp o taptıklarınıza kulluk yapmaktan kesinlikle men edildik ve biz âlemlerin Rabbine teslim olmamızla emrolunduk. O, sonra güçlü kuvvetli bir çağa erişmeniz, sonra da ihtiyarlar olmanız, adı konmuş bir süreye ermeniz ve de aklınızı kullanmanız için sizi bir topraktan, sonra bir nutfeden, sonra bir embriyodan yaratandır. –Sonra O, sizi zayıf, ufak-tefek bir çocuk olarak çıkarır. Sizden kimi de, daha önce vefat ettiriliyor; geçmişte yaptıklarınız ve yapmanız gerekirken yapmadıklarınız bir bir hatırlatılıyor.– O, yaşatır ve öldürür. Artık O, bir emir gerçekleştirince artık ona sadece ‘Ol!’ der de o, hemen olur.”
(60/40, Mü’min/51-68) 
-237-

Ey Kur’an ile uyarı görevinde bulunan kullar!

Allah’ın âyetleri üzerinde tartışanları görmediniz mi/hiç düşünmediniz mi? Nasıl da döndürülüyorlar? Kitabı ve elçilerimize gönderdiklerimizi yalanlayanlar elbette ileride, boyunlarında halkalar ve zincirler olarak kaynar suya sürülüp, sonra ateşte yakılırlarken bileceklerdir. Sonra onlara: “Allah’ın astlarından ortaklar koştuğunuz şeyler nerededir?” denir. Onlar: “Bizden kaybolup gittiler; aslında biz zaten önceleri hiçbir şeye yakarmıyorduk” derler. İşte Allah, Kendisinin ilâhlığını ve rabliğini örtenleri böyle saptırır: “İşte bu, yeryüzünde haksız yere şımarmanız ve böbürlenmenizden ötürüdür. Orada sürekli kalmak üzere cehennem kapılarına girin!” –İşte, büyüklenenlerin durağı ne de kötüdür!–
(60/40, Mü’min/69-76) 
-238-

Ey Kur’an ile uyarı görevinde bulunan kullar!

Artık siz sabredin, şüphesiz Allah’ın vaadi haktır. Artık onlara yapıp durduğumuz tehdidin bir kısmını size göstersek de veya sizi vefat ettirsek; geçmişte yaptıklarını ve yapman gerekirken yapmadıklarını bir bir hatırlattırsak da onlar, yalnızca bize döndürüleceklerdir.
Ve andolsun ki Biz sMuhammed’in önünden nice elçiler gönderdik. Onlardan kimini sana anlattık, onlardan kimini de anlatmadık. Hiçbir elçi, Allah’ın izni/ bilgisi olmaksızın bir alâmet/ gösterge getiremez. Artık Allah’ın emri gelince de hak ile gerçekleştirilir. Bâtılcılar, işte burada kayba, zarara uğrayıp acı çektiler.
(60/40, Mü’min/77-78)

-239-

Ey insanlar!
Allah, onlardan bir kısmına binesiniz diye sizin için hayvanları yaratan, ayarlayandır. Onların bir kısmından da yiyorsunuz. Ve sizin için onlarda daha nice menfaatler vardır. Ve Allah onların üzerinde gönüllerinizdeki bir arzuya erersiniz diye hayvanları yaratandır, ayarlayandır. Ve siz, onlar üzerinde ve gemiler üzerinde taşınırsınız.
Ve Allah size alâmetlerini/ göstergelerini gösteriyor. Peki, şimdi Allah’ın alâmetlerinin/ göstergelerinin hangisini tanınmaz hâle getirirsiniz?
(60/40, Mü’min/79-81) 
-240-

Ey insanlar! Bir araştırın.

Bu ahırete inanmayanlar, şirk üzerinde ısrar edenler daha yeryüzünde gezip de kendilerinden öncekilerin sonu nasıl olmuş bir bakmazlar mı? Onlar kendilerinden hem daha çok, hem de kuvvetçe ve yeryüzündeki eserlerinin sağlamlığı bakımından daha çetin idiler. Öyle iken o kazandıkları şeyler, kendilerine yarar sağlamadı.
Ne zaman ki elçileri onlara açık delillerle geldi, kendilerinde bulunan bilgiden dolayı şımarıklık etmişlerdi. Hâlbuki o, alay ettikleri şey onları kuşatmıştı.
Sonra da ne zaman hışmımızı gördüler: “Allah’ın birliğine inandık ve O’na ortak koştuğumuz şeyleri örttük/kabul etmedik” dediler.
Ama hışmımızı gördükleri zamanki imanları kendilerine yarar sağlayacak değildi. –Allah’ın, kulları hakkındaki sürüp giden tutumu…– İşte Allah’ın ilâhlığını ve rabliğini örten o kimseler burada kaybettiler, zarara uğradılar.
(60/40, Mü’min/82-85)