KALEM SÛRESİ

 

4

Dikkat dikkat! Yöneticilerinizi, zihinsel yönden sağlıklı gelişmiş, mazisi temiz,alnı ak, yüzü pak, servetinde kazancında şaibe olmayan ve yüksek ahlak sahibi kişilerden seçin. Biz, tüm Mekke halkının da kabul ettiği ve bildiği gibi Mekkeli Muhammed bu özelliklere sahip olduğu için kendisini elçi seçtik.
(2/68, Kalem/1-4)
-5-

Toplumu uyarma ve aydınlatma görevini üstlenen kimseler, haklarında yapılan haksız ithamlara, iftiralara ve yalanlara aldırmasınlar. Kimin hak yolda oldu her zaman ortaya çıkacaktır. 
Şüphesiz Rabbiniz, Kendi yolundan sapanı ve kılavuzlanarak doğru yola ermiş olanları en iyi bilendir. O hâlde âhiret gününü yalanlayan o kişilere sakın itaat etmeyin!
Onlar, uzlaşma yolunu da önereceklerdir.
Sakına sakın, çok yemin eden, aşağılık, alaycı, gammaz; arkadan çekiştiren, arabozucu, kovuculuk için gezip duran, mal ve oğulları var diye hayrı engelleyen, saldırgan, günaha batmış, kaba/obur, sonra da kötülükle damgalı şu asalakların hiçbirine itaat etmeyin, size verilen görevden taviz vermeyin, uzlaşma sağlamayın, hak dinde beşer ile sentez oluşturmayın.
Âhireti yalanlayan o kişiler, âyetlerimiz kendilerine okunduğu zaman: “Daha öncekilerin masalları” deyip kaçmayı deneyeceklerdir.
Yakında Biz onların burnunu sürteceğiz.
(2/68, Kalem/5-16) 
-6-
Şüphesiz Biz, o çiftlik sahiplerine belâ verdiğimiz gibi o inkarcılara, yalanlayıcılara belâ vereceğiz; onları yıpratacağız:

-Bir zamanlar çiftlik sahibi kimseler, çok güzel ürünler yetiştirmişler, sabah olunca kesinlikle çiftliğin ürünlerini devşireceklerine yemin etmişlerdi. Kendilerine çok güveniyorlar, artık zengin olduklarını kabul ediyorlardı. Ama onlar uyurken Rabbin tarafından bir tayfun çiftliğin üzerinden dolaşıverdi. Sabaha, çiftlik, biçilmiş/devşirilmiş gibi oluverdi, çiftlikteki üründen eser kalmamıştı. Onlar ise sabahladıkları vakit birbirlerine seslendiler: “Haydi, devşirecekseniz sabahleyin erkence gidin!” dediler. Hemen yola koyuldular, aralarında fısıldaşıyorlardı: Sakın bugün aranıza bir yoksul sokulmasın!
Kasıla kasıla erkenden gittiler. Ama çiftliği gördüklerinde: “Biz şüphesiz biz şaşırmışız/yanlış yere gelmişiz; yok yok, biz yoksun bırakılmışız; Allah bizi cezalandırmış!” dediler. Artık akılları başlarına gelmişti.
En hayırlı olanları: “Ben size ‘Allah’ı noksanlıklardan arındırmıyor musunuz?’ dememiş miydim?” dedi. Onlar: “Rabbimiz Seni tenzih ederiz, doğrusu bizler yanlış iş yapan, haksız davranan kimselermişiz!” dediler.
 Sonra döndüler, birbirlerini, “Yazıklar olsun bizlere! Bizler gerçekten azgınlarmışız, umarız ki Rabbimiz bize onun yerine daha hayırlısını verir; gerçekten biz bütün ümidimizi Rabbimize çeviriyoruz.” diyerek kınıyorlardı.-
Dünyadaki azap işte böyledir! Elbette âhiret azabı daha büyüktür, keşke bilenlerden olsalardı!
O yalanlayıcılar da bunun aynısını yaşamak istiyorlarsa, bu olaydan ibret alarak akıllarını başlarına şimdiden alsınlar.
(2/68, Kalem/17-33)
-7-
Şüphesiz ki Allah’ın koruması altına girmiş kişiler için Rableri yanında nimetleri bol cennetler vardır. Allah, kesinlikle Müslümanları günahkârlar gibi yapmaz, onları korur? 
(2/68, Kalem/34-35)
-8-

Ey inkarcılar! Neyiniz var, nasıl hükmediyorsunuz? Yoksa içinde, ders aldığınız şeyler: “Siz bu âlemde neyi seçerseniz/beğenirseniz o kesinlikle sizin olacak” garantisi verilmiş olan size ait bir yazılı belge mi var? Ya da size karşı kıyâmet gününe kadar sürecek, “Siz her ne hüküm verirseniz kesinlikle öyle olacak” diye üzerimizde yeminler/üstlenmeler mi var?
Sorun bakalım âhireti yalanlayan o kişilere, içlerinden böyle bir şeyi hangisi garanti etmektedir? Yoksa onların ortakları mı var? O hâlde ortaklarını getirsinler, eğer doğrulardan iseler.
Gerçeğin bütün çıplaklığıyla ortaya konulup işin büyümeye başladığı, işin ciddîleştiği ve boyun eğip teslim olmaya davet edildikleri gün artık güçleri yetmez. Gözleri yere eğilmiş, kendilerini bir horluk, düşkünlük sarmış bulunur. Oysa onlar, sağ-salim iken de boyun eğip teslim olmaya davet ediliyorlardı.
(2/68, Kalem/36-43) 
-9-

Siz, bu sözü/ Kur’ân’ı yalanlayanları Bana bırakın! Biz onları bilmedikleri yerden yakalayacağız. Ve Ben, onlara süre tanırım, çünkü Benim plânım zordur/sağlamdır.
Yoksa siz onlardan bir ücret istiyorsunuz da bu yüzden onlar ağır borç altında mı eziliyorlar? Yoksa görmedikleri, bilmedikleri şeyler, gelecekte olacak olaylar yanlarında da onu onlar mı yazıyorlar?
Siz, Rabbinizin kararı için sabredin, bunalıp da uyarı- aydınlatma görevinden kaçan kimseler gibi olmayın. – Bir zaman onlar (Yunus ve Musa), bir kez aşırı bunaldıklarında Rabblerine seslenmişlerdi. Eğer Rabbinizden onlara bir iyilik ulaşmasaydı, kınanmış bir durumda, boş bir yere atılacaktı. Ancak, Rableri onları seçti, sonra da onları  iyilerden yaptı.-
Allah’ın ilâhlığını ve rabliğini örten kimseler, sizin ulaştırdığınız o öğüdü/ Kur’ân’ı işittikleri zaman az daha sizi bakışlarıyla gerçekten devirecekler; size yiyeceklermiş gibi bakacaklar ve “O şüphesiz bir delidir/gizli güçlerin desteklediği biridir” diyecekler.
Hâlbuki Kur’ân, bütün âlemler için bir öğütten başka bir şey değildir.
(2/68, Kalem/44-52)