İSRA SURESİ

 

Ey Kur’an ile uyarılmak istenen insanlar. 
Biz geçmişte de Mûsâ’ya da Kitap verdik ve Benim astlarımdan vekil [tüm varlıkları belirli bir programa göre ayarlayan ve bu programı koruyarak, destekleyerek uygulayan bir kişi/kurum] tanımayınız diye Kitab’ı, İsrâîloğulları –Nûh’la beraber gemiye taşıyarak kurtardığımız kimselerin soyundan olanlar– için bir kılavuz yaptık. Şüphesiz Nûh, kendisine verilen nimetlerin karşılığını çokça ödeyen bir kuldu.
Ve Biz İsrâîloğulları’na Kitap’ta/yazgıda şunu gerçekleştirdik: “Kesinlikle siz, yeryüzünde iki defa kargaşa çıkaracaksınız/ bozguna uğrayacaksınız ve kesinlikle büyük bir yükselişle yükseleceksiniz.”
İşte o ikisinden birincisinin zamanı gelince, üzerinize güçlü kuvvetli kullarımızı gönderdik de onlar, evlerin aralarına girip araştırdılar. Ve o yerine getirilmesi gereken bir vaat idi.
Sonra sizi tekrar güçlü kulların üzerine galip kıldık ve size mallarla ve oğullarla yardım ettik. Ve sizi işe yarayanlar açısından daha çok şey sahibi yaptık.
–Eğer iyilik ettiyseniz, kendinize iyilik etmişsinizdir ve eğer kötülük ettiyseniz o da onun kendisi içindir.– Artık diğer bozguna uğrama zamanı gelince de size kötülük yapmaları, ilk kez girdikleri gibi yine mescide/Beytü’l-Makdis’e girmeleri, ele geçirdikleri yerleri yıkıp bozmaları için üzerinize güçlü kullarımızı tekrar göndereceğiz.
Umulur ki Rabbiniz size merhamet eder. Ve eğer siz döndüyseniz Biz de döndük. Ve Biz cehennemi, Allah’ın ilâhlığını ve rabliğini örtenler için kuşatıcı bir zindan yaptık.
(50/17, İsrâ/2-8) 
-158-

Ey insanlar! Bu davete kulak verin.

Şüphesiz ki bu Kur’ân, insanları en doğru ve en sağlam şeye/rüşde kılavuzlar ve düzeltmeye yönelik işler yapan mü’minlere kendileri için kesinlikle ve kesinlikle büyük bir ecir olduğunu ve âhirete inanmayan kişiler için Bizim can yakıcı bir azap hazırladığımızı müjdeler.
(50/17, İsrâ/9-10) 
-159-

Ey insanlar! Sizi gözlem yapmaya davet ediyorum.
İnsan, hayrı davet eder gibi kötülüğü davet eder. Ve insan çok acelecidir.
Ve Biz geceyi ve gündüzü iki alâmet/gösterge yaptık. Sonra Rabbinizden bir armağanlar aramanız, yılların sayısını ve hesabını bilmeniz için gecenin alâmetini/göstergesini silip, bir gördürücü aydınlık olarak gündüzün alâmetini/göstergesini getirdik. Ve Biz her şeyi ayrıntılı olarak açıkladık da açıkladık.
Ve her insanın kendi yaptıklarının karşılıklarını, ayrılmayacak şekilde boynuna doladık. Ve biz kıyâmet günü açılmış bulacağı kitabı onun için çıkarırız: “Oku kendi kitabını! Bugün kendi zatın, kendine karşı hesap sorucu olarak sana o yeter!”
Kim kılavuzlanan doğru yolu bulursa, sırf kendi iyiliği için kılavuzlanan doğru yolu bulmuştur. Kim de saparsa, ancak kendi aleyhine sapmış olur. Ve hiçbir yük taşıyıcı başkasının yükünü çekmez. Ve Biz, bir peygamber göndermedikçe, azap ediciler olmadık.
Ve Biz bir ülkeyi değişime/yıkıma uğratmak istediğimiz zaman, onun varlık ve güç sahibi önde gelenlerine, hak yolda olmalarını, hak yolda önderlik yapmalarını emrederiz de onlar, bunun aksine, orada hak yoldan çıkarlar. Artık oranın üzerine Söz  hak olur da Biz orayı kökünden darmadağın ederiz.
Ve Biz Nûh’tan sonraki nesillerden nicelerini değişime/yıkıma uğrattık. Ve kullarının günahlarını hakkıyla haberdar olan ve en iyi gören olarak Rabbin yeter.
Her kim çarçabuk geçen dünyayı isterse, istediğimiz kimseye, dilediğimiz şeyi çabuklaştırırız. Sonra onun için cehennemi hazırlarız, kınanmış ve kovulmuş olarak oraya girer.
Kim de âhireti isterse ve mü’min olarak âhirete yaraşır bir çaba ile âhiret için çalışırsa, işte öylelerinin çalışmalarının karşılığı verilir.
Hepsine; dünyayı isteyenlere ve âhireti isteyenlere Rabbinin ihsanından veririz. Rabbinin ihsanı kısıtlanmış değildir.

Ey Kur’an ile uyarı görevi yapan kullar!

İnsanların bir kısmını bir kısmı üzerine fazlalıklı yaptığımıza bir bakın! Elbette âhiret, dereceler bakımından daha büyüktür, fazlalık bakımından da daha büyüktür.
Allah ile birlikte başka bir ilâh edinmeyin/tanımayın! Yoksa kınanmış ve yalnız başına bırakılmış olarak oturup kalırsınız.
(50/17, İsrâ/11-22) 
-160-

Ve sizin Rabbiniz kesin olarak, “Kendisinden başkasına kul olmamanızı, anne ve babayı iyileştirmeyi-güzelleştirmeyi karar altına aldı. Onlardan biri veya her ikisi senin yanında ihtiyarlığa ererse, sakın onlara “Öf” demeyin, onları azarlamayın; onlara çok duyarlı davranın. Ve ikisine de onurlu, tatlı ve güzel söz söyleyin. Ve merhametinden dolayı onlar için alçak gönüllülük kanatlarını indirin. Ve deyin ki: “Rabbimiz! Onların bizi küçükten eğitip görgülü biri olarak yetiştirdikleri gibi, onlara rahmet et.”
Sizin Rabbiniz içinizdekileri çok iyi bilir. Eğer sâlihler olursanız elbette O tam anlamıyla dönenleri bağışlayıcıdır.
Yakınlık sahibine; yurtlarından çıkarılan fakirlere, yoksula ve yolda kalmışa da hakkını verin. Ve yersiz/kötülüğe harcama yapmayın. –Şüphesiz yersiz/kötülüğe harcama yapanlar, şeytanların kardeşleridir. Şeytan ise Rabbine karşı çok nankördür.–
Ve eğer Rabbinizden umduğunuz bir rahmeti arayarak, akraba, yoksul ve yolda kalmışa yardım etmeyecekseniz, o vakit de kendilerine yumuşak ve tatlı/onların ağırına gitmeyecek bir söz söyleyin.
Ve elinizi boynuna bağlanmış yapmayın/cimri olmayın, onu büsbütün de saçmayın/savurganlık yapmayın. Aksi hâlde kınanmış ve yaptığına pişman olur kalırsınız.
Gerçekten sizin Rabbiniz, kullarından dilediği için rızkı genişletir ve daraltır. Şüphesiz ki O, kullarından gerçekten haberdardır, hakkıyla görendir.
Ve yoksulluk kaygısıyla çocuklarınızı öldürmeyin. Onları ve sizi Biz rızıklandırırız/besleriz. Onları öldürmek gerçekten büyük bir günahtır.
Zinaya da yaklaşmayın/zinaya yol açacak yollardan uzak olun. Şüphesiz ki o, iğrençliktir ve kötü bir yoldur.
Ve hak ile olmadıkça, Allah’ın haram kıldığı bir kimseyi öldürmeyin. Ve kim haksızlık edilerek öldürülürse, Biz onun yakınlarına bir yetki vermişizdir. O da öldürmede aşırı gitmesin. –Şüphesiz öldürülen/haklarını koruyacak yakınları yardım olunmuştur.–
Ergenlik çağına erinceye kadar yetimin malına da –en güzel bir şekilde olması dışında– yaklaşmayın. Ahdi/verilmiş sözünüzü de yerine getirin. Şüphesiz verilen sözde sorumluluk vardır.
Ölçtüğünüz zaman tam ölçün ve dosdoğru terazi ile tartın. Bu, hem daha hayırlıdır ve sonuç/uygulama olarak daha güzeldir.
Ve hiç bilmediğin bir şeyin ardına düşmeyin! Şüphesiz kulak, göz, gönül, bunların her biri ondan sorumludurlar.
Ve yeryüzünde kibir ve azametle yürümeyin! Şüphesiz ki siz asla yeri yaramazsınız ve boyca dağlara erişemezsiniz.
Kötü olan bütün bunlar, Rabbinin katında hoşlanılmayan şeylerdir.
İşte yukarıda belirlenen bu ilkeler/emirler, Rabbinizin size gönderdiği yanlış işleri ve kargaşayı engellemek için konulmuş kanun, düstur ve ilkelerden bazılarıdır. Allah’la beraber başka bir ilâh edinmeyin. Aksi hâlde kınanmış ve kovulmuş olarak cehenneme bırakılırsınız.
(50/17, İsrâ/23-39) 
-161-

Ey insanlar!
Biz, bu Kur’ân’da, onların akıllarını başlarına almaları için türlü şekillerde evirip çevirdik/farklı farklı şekillerde açıklama yaptık. Ve bu açıklamalar, ancak onların nefretini artırmıştır.
Kur’ân öğrenip-öğrettiğiniz zaman sizinle âhirete inanmayanlar arasında görünmez/gizli bir perde yaptık.
Ve onların kalpleri üzerine, onu kavrayıp anlamalarını engelleyen kabuklar, kulaklarına da bir ağırlık yaptık. Ve siz Kur’ân’da sadece Rabbinizi ‘bir ve tek’ olarak andığınız zaman, ‘nefretle kaçar vaziyette’ gerisin geriye giderler.
Biz, onların sizii dinlediklerinde ne için dinlediklerini, gizli konuşmalarında da o şirk koşarak yanlış yapan kimselerin, “Siz büyülenmiş bir adamlardan başkasına uymuyorsunuz” dediklerini çok iyi biliriz.
Sizin için nasıl örnekler verdiklerine bir bakın! Böylece sapıklığa düştüler! Artık bir yola da güçleri yetmez.
(50/17, İsrâ/41, 45-48) 
-162-

Ey Kur’an ile müşrikleri uyaran kullar!
Deyin ki: “Eğer dedikleri gibi Allah ile birlikte birtakım ilâhlar olsaydı, o zaman o ilâhlar en büyük tahtın sahibine/Allah’a bir yol ararlardı.”
Rabbiniz, oğulları size özel olarak verdi de Kendisi meleklerden dişiler mi edindi? Şüphesiz ki siz çok büyük bir söz söylüyorsunuz.
Allah, onların dediklerinden büyük bir yücelikle arınık ve pek yücedir.
Tüm gökler/uzay, yeryüzü ve bunların içinde bulunanlar, Allah’ı noksan sıfatlardan arındırırlar. O’nun övgüsü ile birlikte noksan sıfatlardan arındırmayan hiçbir şey yoktur. Fakat siz, onların Allah’ı noksan sıfatlardan arındırmalarını iyi kavramıyorsunuz. Şüphesiz ki O, yumuşak davranandır, çok bağışlayandır.
(50/17, İsrâ/42, 40, 43-44) 
-163-

Ve onlar dediler ki: “Biz, bir kemik yığını olduğumuz ve ufalanıp toz olduğumuz vakit mi, gerçekten biz, yeni bir yaratılışla diriltilecek miyiz?”
Deyin ki: “İster taş olun, ister demir. Veyahut gönlünüzde büyüyen başka bir yaratık olun.” Sonra onlar; “Bizi kim geri döndürecek?” diyecekler. Deyin ki: “Sizi ilk defa yaratmış olan.” Bunun üzerine sana başlarını sallayacaklar ve “Ne zamandır bu?” diyecekler. Deyin ki: “Çok yakın olması umulur! Sizi çağıracağı/diriltileceğiniz gün, O’nu överek O’nun çağrısına uyacaksınız ve sadece pek az kaldığınızı zannedeceksiniz.”
(50/17, İsrâ/49-52) 
-164-

Ey Kur’an ile uyarıda bulunan kullar!
Kullarıma söyleyin de en güzel olanı söylesinler. Şüphesiz şeytan aralarına kargaşa sokar. Şüphesiz şeytan, insan için apaçık bir düşmandır.
Sizin Rabbiniz sizi daha iyi bilendir. Dilerse tevbeniz sebebiyle size merhamet eder veyahut dilerse azap eder. Sizi de onların üzerine, vekil [bir programa göre ayarlayan ve bu programı koruyarak, destekleyerek uygulayan biri] olarak göndermedik.
Ve Rabbiniz göklerde ve yerde olan kimseleri en iyi bilendir. Ve andolsun ki Biz, peygamberlerin kimini kiminin üzerine fazlalıklı kıldık. Biz, Dâvûd’a da Zebûr’u verdik.
Deyin ki: “Allah’ın astlarından, ilâh olduğunu iddia ettiğiniz şeyleri çağırın. Göreceksiniz ki onlar, sizden sıkıntıyı kaldırmaya ve değiştirmeye güç yetiremezler.
İşte ilâh olduğunu iddia ettiğiniz şeyler, hangisi Rablerine daha yakın olmak için vesile arayarak yalvaran ve O’nun merhametini uman ve O’nun azabından korkan kimselerdir. Gerçekten senin Rabbinin azabı korkunçtur.
Ve hiçbir şehir yoktur ki, kıyâmet gününden önce Biz onu değişime/yıkıma uğratmayalım yahut şiddetli bir azap ile azaplandırmayalım. Bu, Kitap’ta satırlaştırılmıştır.
Ve Bizi, alâmetleri/göstergeleri göndermekten ancak öncekilerin onları yalanlamış olmaları alıkoydu. Ve Semûd’a, açık, gözle görülebilir biçimde sosyal destek kurumları kurmaları görevini vermiştik de onun sebep olmasıyla haksız davranmışlardı. Ve Biz, o alâmetleri/göstergeleri ancak korkutmak için göndeririz.
Ve hani Biz Elçimiz Muhammed’e, “Şüphesiz Rabbin insanları kuşatmıştır” demiştik. Ve kendisine açıkça gösterdiğimiz o görüntüyü ve Kur’ân’da uzak durulmasını istediğimiz altın, mal-mülk tutkunluğunu da, yalnız insanlara bir imtihan için yapmışızdır. Ve Biz onları korkutuyoruz, fakat bu, onlara sadece büyük bir azgınlığı arttırıyor.
(50/17, İsrâ/53-60)

-165-

Ey insanlar! Kendinizi iyi tanımanız için bu temsili anlatımı iyi anlayoın!
Bir zamanlar Biz doğadaki güçlere; “Âdem’e/bilgilendirilmiş insana boyun eğip teslimiyet gösterin” demiştik de İblis’ten/düşünce yetisinden başka hepsi boyun eğip teslimiyet göstermişlerdi. O, “Ben bir çamur olarak/madde olarak yarattığın kimseye mi boyun eğip teslimiyet göstereceğim?” demişti.
İblis dedi ki: “Şu benden üstün tuttuğun şu kişiyi gördün mü? Yemin ederim ki, eğer beni kıyâmet gününe kadar ertelersen, pek azı dışında onun soyunu kendi buyruğum altına alacağım.”
Allah dedi ki: “Git! Sonra onlardan kim sana uyarsa, bilin ki, şüphesiz ki, cezanız yeterli bir ceza olarak cehennemdir. Onlardan gücünü yetirdiklerini sesinle sars. Ve atlılarınla ve yayalarınla onların üzerine yaygara kopar! Mallarda ve çocuklarda onlara ortak ol! Ve onlara vaatlerde bulun.” –Ve şeytan onlara aldatmadan başka bir şey vaat etmez.– Şüphesiz ki, Benim kullarım, senin için onlar aleyhine hiçbir güç yoktur.” –Tüm varlıkları belirli bir programa göre ayarlayan ve bu programı koruyarak, destekleyerek uygulayan” olarak da Rabbin yeter.–

Ey insanlar!

Sizin Rabbiniz, Kendi armağanlarından hak ettiklerinizi arayasınız diye, sizin için denizde gemileri yürüten Zat’tır. Şüphesiz ki O, size çok merhametlidir.
Ve denizde size bir zarar dokunduğunda, o yalvardığınız kişiler kaybolup giderler, O, kaybolmaz. Sonra O, sizi karaya çıkararak kurtarınca, yüz dönersiniz. Ve insan, çok iyilik bilmeyen biridir!
O’nun sizi kara tarafından yerin dibine geçirmesinden yahut üzerinize bir kasırga göndermesinden güvende misiniz? Sonra kendinize varlıkları belirli bir programa göre ayarlayan ve bu programı koruyarak, destekleyerek uygulayan birini de bulamazsınız.
Ya da sizi tekrar denize döndürüp de üzerinize kasırgalar göndermesinden ve böylece ettiğiniz iyilikbilmezlik sebebiyle sizi boğmasından güvende misiniz? Sonra bu yaptığımıza karşı, Bizim aleyhimize size yardım edecek bir koruyucu bulamazsınız.
Ve andolsun ki Biz, insanoğlunu şan ve şeref sahibi yaptık ve karada, denizde taşıtlara yükledik ve temiz-hoş yiyeceklerden onları rızıklandırdık. Ve onları yarattıklarımızın birçoğundan oldukça fazlalıklı kıldık.
O gün Biz bütün insanları önderleriyle çağıracağız. Ki o gün, kimin kitabı sağ eline verilirse, işte onlar kendi kitaplarını okuyacaklar ve onlar kandil fitili/çekirdeğin iplikçiği kadar bir haksızlığa uğratılmayacaklar.
Her kim de bu dünyada kör ise işte o, âhirette de kördür. Ve yolca daha şaşkındır.
(50/17, İsrâ/61-72) 
-166-

Ey Kur’an ile uyarı görevi yapanlar!
Az kalsın onlar sizi, elinizdeki Kur’an’dan uzaklaştırarak ondan başkasını Bize dayandırarak söyleyesiniz diye size yanlış yaptırıp sizii ateşte yakacaklardı. İşte o takdirde sizi halil/ iz bırakan bir önder edinirlerdi.
Ve eğer Biz sizii sağlamlaştırmamış olsaydık, gerçekten onlara birazcık meylediverirsiniz.
O durumda size hayatın iki katını ve ölümün iki katını tattırırdık. Sonra Bize karşı kendine hiçbir yardımcı da bulamazdınız.
Ve yakında sizi bu yerden/ yurdunuzdan çıkarmak için kesinlikle rahatsız edecekler. O takdirde sizden önce elçilerimizden gönderdiğimiz kişiler hakkındaki yasamıza/uygulamamıza göre onlar da sizin ardından pek az kalacaklardır. –Bizim uygulamamızda herhangi bir değişme göremezsin.–
Güneşin batmasından/ kaybolmasından gecenin kararmasına kadar salâtı ikame edin [mâlî yönden ve zihinsel açıdan destek olmayı kurumlaştır ve ayakta tutun] ve sabah öğrenip-öğretilmesini sağlayın. Çünkü sabah öğrenip-öğretilmesi görülecek şeydir.
Ve geceden de. Ayrıca, sizea özgü bir fazlalık olarak siz, salâtı geceleri uyanıp uygulayın, plan- program yapın! Rabbinizin, sizi güzel bir makama ulaştıracağı umulur.
Ve deyin ki: “Rabbimiz! Bizi, doğruluk girişiyle girdir ve doğruluk çıkışıyla çıkar. Ve bize katından yardımcı bir kuvvet ver.”
Ve deyin ki: “Hak geldi, bâtıl yok oldu. Şüphesiz bâtıl yok olup gider.”
(50/17, İsrâ/73-81) 
-167-

Ey insanlar!
Ve Biz Kur’ân’dan, inananlar için şifa ve rahmet olan şeyleri indiriyoruz. Ve bu, sadece şirk koşarak yanlış iş yapanların yıkımını artırıyor.
Ve Biz insana nimet verdiğimiz zaman, yüz çevirip uzaklaşır. Ona fenalık dokununca da ümitsizliğe düşer.

Ey kur’an ile uyarı görevi yapan kullar!

Deyin ki: “Herkes bulunduğu hâl üzerine iş yapar. Bu durumda Rabbin, yol olarak kimin en doğru olduğunu daha iyi bilendir.”
Ve size vahiyden soruyorlar. Deyin ki: “Vahy, Rabbimin işindendir. Size ise az bilgiden başka bir şey verilmemiştir.”
Ve andolsun ki dilersek elinizdeki Kur’an’ı ortadan kaldırırız; sonra Bize karşı, kendinizee varlıkları belirli bir programa göre ayarlayan ve bu programı koruyarak, destekleyerek uygulayan birini bulamazsınız.
Rabbinizden bir rahmet olarak Biz bunu yapmadık. Gerçekten O’nun senin üzerindeki armağanları çok büyüktür.
Deyin ki: “Andolsun ki bugünün, yarının tüm insanları, bu Kur’ân’ın bir benzerini getirmek üzere bir araya gelseler, birbirlerine yardımcı da olsalar, onun benzerini kesinlikle getiremezler.”
Ve andolsun ki Biz bu Kur’ân’da insanlar için her örnekten evirip çevirmişizdir. Yine de insanların çoğu gerçeği örtmekten başkasından kaçındılar/inkârda ısrarcı oldular.
Ve “Bizim için yerden bir pınar fışkırtmadıkça sana asla inanmayacağız. Yahut senin hurmalardan, üzümlerden oluşan bir bahçen olmalı. Onların aralarında şarıl şarıl ırmaklar akıtmalısın. Yahut iddia ettiğin gibi göğü parçalar hâlinde üzerimize düşürmelisin yahut Allah’ı ve melekleri karşımıza getirmelisin. Yahut senin altın süslemeli bir evin olmalı yahut göğe yükselmelisin. Ancak, senin yükselişine, öğrenip öğreteceğimiz bir kitabı bize indirmene kadar asla inanmayız” dediler. Siz deyin ki: “Rabbim noksanlıklardan arınıktır. Elçi beşer bir elçiden başka bir şey miyim ki!”
Ve insanlara yol gösterimi/Kur’ân gelince, kendilerinin iman etmelerine, sadece “Allah bir beşeri mi elçi gönderdi?” demeleri engel olur.
Deyin ki: “Eğer yeryüzünde huzur içinde yürüyüp duran melekler olsaydı, elbette Biz onlara gökten elçi olarak bir melek indirirdik.”
Deyin ki: “Benimle sizin aranızda şâhit olarak Allah yeter. Şüphesiz O, kullarına, her şeyin iç yüzünü, gizli taraflarını iyi bilendir, en iyi görendir.
Ve Allah kime kılavuz olursa, işte o doğru yolu bulmuş olandır. Kimi de saptırırsa, artık bunlar için Allah’ın astlarından hiçbir yardımcı, koruyucu, yol gösterici yakın kimse bulamazsın. Ve Biz, onları kıyâmet günü kör, dilsiz ve sağır oldukları hâlde, yüzleri üstü toplayacağız. Onların varacakları yer cehennemdir. Ne zaman ki cehennem dindi, onlara ateşi arttırırız. İşte bu, onların, âyetlerimizi/ alâmetlerimizi/ göstergelerimizi örtbas etmiş olmaları ve “Bizler, bir yığın kemik ve ufalanmış toz olduğumuz zaman mı, biz yeni bir yaratılışla kesinlikle diriltilmiş mi olacağız?” demiş olmaları nedeniyle onların cezasıdır.
Onlar, gökleri ve yeri yaratan Allah’ın, kendilerinin aynı olan insanları yaratmaya da güç yetiren olduğunu ve onlar için şüphe edilmeyen bir süre sonu belirlemiş olduğunu da görmediler mi? İşte bu şirk koşarak yanlış iş yapanlar, gerçeği örtmeden başka şeyden kaçındılar/ hep gerçekleri örtmeye yöneldiler.
Deyin ki: “Eğer siz Rabbimin rahmet hazinelerine sahip olsaydınız, harcanır tükenir endişesiyle kesinlikle elinizde tutar; kimseye bir şey vermezdiniz. Ve insan çok cimridir.”
(50/17, İsrâ/82-100) 
-168-

Ey insanlar! Geçmişi de hatırlayın.
Ve andolsun Biz Mûsâ’ya apaçık dokuz âyet [alâmet/gösterge] verdik –işte İsrâîloğulları’na soruver–. Hani Mûsâ, kendilerine geldi de Firavun o’na, “Ey Mûsâ! Ben senin büyülenmiş olduğunu kesinlikle biliyorum” demişti.
Mûsâ dedi ki: “Sen kesinlikle bildin ki, âyetleri, birer ibret olmak üzere, ancak göklerin ve yerin Rabbi indirdi. Ve ben de senin yıkıma uğramışlığına kesinlikle inanıyorum.”
Bunun üzerine Firavun, Mûsâ’yı ve İsrâîloğulları’nı Mısır’dan sürmek istedi de Biz, onu ve beraberindekilerin hepsini suda boğduk.
Ve ondan sonra Biz İsrâîloğulları’na, “Bu topraklara siz yerleşin! Sonra âhirete dair verilen söz geldiği vakit, sizi toplayıp bir araya getireceğiz” dedik.
(50/17, İsrâ/101-104) 
-169-

Ey insanlar!
Ve Biz Kur’ân’ı sadece hak ile indirdik, o da sadece hak ile indi. Ve Biz Muhammed’iyalnızca müjdeci ve uyarıcı olarak elçi yaptık.
Ve Kur’ân’ı, Biz onu insanlara ağır ağır öğrenip öğretesiniz diye parça parça ayırdık ve Biz onu indirdikçe indirdik!
Ey Kur’an ile uyarı görevi yapanlar!
Deyin ki: “Siz Kur’ân’a ister inanın, ister inanmayın; şu daha önce kendilerine bilgi verilenler; Kur’ân onlara okunduğunda onlar, boyun eğip teslimiyet göstererek çeneleri üstü kapanırlar. Ve “Rabbimiz her türlü kusurdan arınıktır. Rabbimizin vaadi kesinlikle gerçekleşecektir” derler.”
Ve onlar, ağlayarak çeneleri üstü kapanırlar. Ve Kur’ân, onların saygılarını, alçak gönüllüğünü artırır.
Deyin ki: “Allah diye çağırın veyahut Rahmân diye çağırın. Hangi şeyle çağırırsanız çağırın en güzel isimler O’nundur. Salâtı [mâlî yönden ve zihinsel açıdan destek olmanı] açıkça yapmayın, gizli de yapmayın. Ve bu ikisi arasında bir yol arayın.”
Ve deyin ki: “Tüm övgüler, hiçbir çocuk edinmeyen, sahiplikte ve yönetimde kendisinin herhangi bir ortağı bulunmayan, düşkünlükten dolayı yardımcısı olmayan Allah’a özgüdür.” Ve Allah’ı ululadıkça ululayın!
(50/17, İsrâ/105-111