HAKKAH  [GERÇEKLEŞECEK OLAN] SURESİ

 

Ey insanlar!
Gerçekleşecek olan!
“Gerçekleşecek olan” nedir?
“Gerçekleşecek olan” nedir, siz tam olarak bilemezsiniz.
Sûr’a bir tek üfleme üflendiği, yeryüzü ve dağlar yerlerinden kaldırılıp bir çarpışla birbirine çarpılarak darmadağın olduğu zaman, işte o gün, “o olay” olmuştur. Ve gök yarılmıştır, artık o, o gün dayanaksızdır. Tüm güçler, semanın çevresindedirler. O gün Rabbinin büyük tahtını; varlığını birliğini, yüceliğini, en yüksek makamın sahibi olduğunu, yok edilen eski varlıkların yerine yaratılan, daha iyi, daha mükemmel yeni varlıklar yansıtırlar.
O gün siz genişçe yayılırsınız, sizden hiçbir gizli şeyiniz gizli kalmayacak.
İşte kitabı sağından verilen kişiye gelince; işte o, “Alın, okuyun kitabımı. Şüphesiz ben, hesabıma kavuşacağıma inanıyordum/ kesinlikle biliyordum” der. Artık o, meyveleri sarkmış yüksek bir cennette hoşnut bir yaşamdadır. –Geçmiş günlerde yaptığınız işlerden ötürü afiyetle yiyin, için!–
Ve kitabı solundan verilen kimseye gelince; işte o: “Keşke kitabım bana verilmeseydi, hesabımın ne olduğunu da bilmeseydim. Ne olurdu o iş bitmiş olsaydı. Malım bana hiç yarar sağlamadı. Gücüm/otoritem de benden yok olup gitti” der.
–Onu yakalayın sonra da bağlayın. Sonra cehenneme yaslayın onu. Sonra da onu yetmiş arşın zincir içerisinde cehenneme sokun! Şüphesiz o, çok büyük Allah’a inanmıyordu. Miskinin yiyeceği üzerine teşvik de etmiyordu. Bu sebeple bugün burada onun için hiçbir samimi dost yoktur. Sadece hata edenlerin yiyeceği olan bir irinden başka yiyecek de yok.–
(78/69, Hâkka/1-3, 13-37)
-361-

Ey insanlar işte geçmiş toplumlar, öğrenin de ibret alın.
Semûd ve Âd, felaket kapısını şiddetli çalanı, şok edeni yalanladılar.
Sonra, Semûd’a gelince; onlar korkunç bir sesle değişime/yıkıma uğratıldılar.
Âd’a gelince; onlar gürültülü ve azgın bir fırtına ile değişime/yıkıma uğratılıverdiler.
Allah, o fırtınayı üzerlerine yedi gece sekiz gündüz peşpeşe musallat etmişti. Öyle ki, o toplumu, fırtınanın içinde, içi boş hurma kütükleri gibi yere serilmiş hâlde görürsün.
Bak şimdi görebilir misin onlara ait herhangi bir kalıntı?
Firavun, ondan öncekiler ve altı üstüne getirilenler, o hata ile geldiler.
Sonra da onlar Rablerinin elçisine karşı geldiler de Rableri, onları pek şiddetli bir yakalayışla yakalayıverdi.
Şüphesiz Biz, onu size bir ibret yapalım ve belleyici kulaklar bellesin diye sular kabarınca sizi gemide Biz taşıdık.
(78/69, Hâkka/4-12)
-362-

Ey insanlar!
Artık gördüklerinize ve görmediklerinize kasem olsun ki şüphesiz Kur’ân, şerefli bir Elçi sözüdür. Ve o, bir şair sözü değildir. –Siz ne az inanıyorsunuz!– Bir kâhin sözü de değildir. –Siz ne az düşünüyorsunuz/öğütleniyorsunuz!– Kur’ân, âlemlerin Rabbinden indirilmedir.
Eğer Elçi/Muhammed, bazı sözleri Bizim sözlerimiz olarak ortaya sürseydi, kesinlikle o’ndan tüm gücünü alırdık. Sonra o’ndan can damarını kesinlikle keserdik. Artık sizden hiç biriniz o’na siper de olamazdınız.
Ve şüphesiz Kur’ân, Allah’ın koruması altına girmiş kişiler için bir öğüttür.
Ve Biz kesinlikle sizden yalanlayanların varlığını biliyoruz.
Ve şüphesiz Kur’ân, Allah’ın ilâhlığını ve rabliğini örtenler için bir hasrettir.
Ve şüphesiz Kur’ân, kesin bilginin gerçeğidir.

Ey Kur’an ile uyarı görevinde bulunanlar!

O hâlde, çok büyük Rabbinizinn ismini temize çıkarın!
(78/69, Hâkka/38-52)