ENBİYA SURESİ

 

Ey insanlar!
Hesaplarınız yaklaştı. Siz ise aldırmazlık içinde, mesafeli duran kimselersiniz.

Rabbbinizden kendinize gelen her yeni öğüdü/hatırlatmayı ancak oyun yaparak ve kalpleriniz eğlenerek dinliyorsunuz. 
Şirk koşarak yanlış iş yapan o kimseler de, aralarında şu fısıltıyı gizlediler: “Kur’an’ı bize tebliğ eden Muhammed, sizin gibi bir insandan başka bir şey midir? Artık görüp dururken büyüye mi gidiyorsunuz?”

Ey Kur’an ile uyarıda bulunan kimseler!
Deyin ki: “Benim Rabbim gökte ve yerde her sözü bilir. Ve O, en iyi işiten, en iyi bilendir.”

Aksine o inkarcılar: “Kur’an’da yer alan uyarılar, karmakarışık düşlerdir; yok yok onu Muhammed kendisi uydurdu; yok yok o bir şairdir. Hadi öyleyse öncekilerin gönderildiği gibi bize bir alâmet/gösterge getirsin” dediler.

Ey insanlar! Bu açıklamaya kulak verin:
Onlardan önce yok ettiğimiz hiçbir memleket iman etmemişti. Şimdi bunlar mı iman edecekler?
Ve Biz, Muhammed’den önce de ancak kendilerine vahyettiğimiz olgun kimseleri gönderdik/elçi yaptık.
Haydi, siz bilmiyorsanız Öğüt/Kitap Ehli olanlara/vahiy bilgisi olanlara soruverin.
Ve Biz o elçileri yemek yemez birer ceset yapmadık. Onlar sürekli kalıcılar/ ölümsüz de değillerdi.
Sonra Biz onlara, verdiğimiz o sözü yerine getirdik. Böylece onları ve dilediğimiz kimseleri kurtardık. Aşırı gidenleri de değişime/yıkıma uğrattık.
Hiç kuşkusuz Biz size, öğüdünüz/şan şerefiniz içinde olan bir kitap indirdik. Buna rağmen hâlâ akıllanmayacak mısınız?
Biz, şirk koşmak sûretiyle yanlış yapan nice kentleri de kırıp geçirdik. Onlardan sonra da başka toplumları var ettik.
Öyle ki onlar azabımızın şiddetini hissettikleri zaman ondan hızla uzaklaşıp kaçıyorlardı. –Hızla uzaklaşıp kaçmayın, sorgulanmanız için, içinde şımarıp azdığınız şeylere ve evlerinize dönün.–
Onlar: “Yazıklar olsun bizlere! Şüphesiz biz gerçekten yanlış davrananlar imişiz” dediler.
İşte onların bu çağrıları, onları biçilmiş bir ekin ve sönmüş ocak/kül hâline getirinceye kadar son bulmadı.
(73/21, Enbiyâ/1-15)
-325-

Ey insanlar!

Ve Biz göğü, yeryüzünü ve aralarındaki şeyleri, oyun oynayanlar olarak yaratmadık.
Eğer Biz, bir eğlence edinmek isteseydik, elbette onu Kendi katımızdan edinirdik, eğer Biz yapanlar olsaydık.
Tam tersi Biz hakkı bâtılın başına çarparız da onun beynini parçalar. Bir de bakarsın bâtıl yok olup gitmiştir. Ve Allah’a yakıştırdığınız niteliklerden dolayı size yazıklar olsun!
Göklerde ve yeryüzünde olan kimseler de yalnızca O’nundur. O’nun katında olan kimseler de O’nun kulluğundan büyüklenmezler ve usanmazlar, gece-gündüz ara vermeyerek Kendisini noksan sıfatlardan arındırırlar.
Yoksa onlar, yeryüzünden birtakım ilâhlar edindiler de onlar, kendilerini mi canlandıracaklar/ diriltecekler?
Eğer yer ile gökte Allah’tan başka ilâhlar olsaydı, bunların ikisi de kesinlikle kargaşa içinde olurdu/düzenleri bozulurdu. O hâlde en büyük tahtınRabbi olan Allah, onların nitelemekte oldukları şeylerden arınıktır.
Arşın Rabbi Allah, yaptığından sorumlu olmaz, onlar ise sorumlu olacaklardır.
Yoksa onlar, O’nun astlarından birtakım ilâhlar mı edindiler?

Ey Kur’an ile uyarı görevinde bulunanlar! Deyin ki: “Kesin delilinizi getirin. İşte şu, bizimlee beraber olanların öğüdüdür ve bizden öncekilerin öğüdüdür.” Tam tersi, onların çoğu gerçeği bilmezler. Artık onlar, yüz çevirenlerdirler.
(73/21, Enbiyâ/16-24)
-326-

Ey insanlar!
Ve Biz Muhammed’den önce hiçbir elçi göndermedik ki ona: “Gerçek şu ki, Benden başka ilâh diye bir şey yoktur. Onun için Bana kulluk edin” diye vahyetmiş olmayalım.
İnsanlardan bir kısmı: “Rahmân [yarattığı bütün canlılara dünyada çokça merhamet eden Allah] çocuk edindi” dediler. Rahmân, bundan arınıktır. Aksine onlar armağanlar verilmiş kullardır. Onlar, O’nun sözünün önüne geçemezler; onlar, yalnız O’nun emriyle iş yaparlar. O, Rahmân’ın çocukları saydıkları şeylerin önlerinde olanı ve arkalarında olanı bilir. Ve onlar, O’nun hoşnut olduğu kimselerden başkasına yardımda/destekte bulunmazlar. Bununla birlikte onlar O’na duydukları derin saygı ve sevgiden dolayı ondan uzaklaşma korkusundan tir tir titrerler.
Ve onlardan her kim: “Ben, şüphesiz O’nun astlarından bir ilâhım” derse, artık Biz onu cehennemle cezalandırırız. İşte şirk koşarak yanlış yapanları Biz böyle cezalandırırız.
(73/21, Enbiyâ/25-29)
-327-
Ey insanlar!

Allah’ın ilâhlığını ve rabliğini örtmüş olan şu kimseler, gökler ve yer bitişik bir hâlde idi de Bizim o ikisini ayırdığımızı ve hayatı olan her şeyi sudan oluşturduğumuzu görmediler mi? Buna rağmen hâlâ inanmıyorlar mı?
Ve Biz, yeryüzünün içinde, size sofra olsun diye sağlam kazıklar yaptık. Ve orada kılavuzlandıkları yollarını bulsunlar diye bol bol yollar oluşturduk.
Ve Biz, gökyüzünü korunmuş bir tavan yaptık. Onlar ise, gökyüzünün âyetlerinden yüz çevirenlerdirler.
Ve O, geceyi, gündüzü, güneşi ve ay’ı yaratandır. Hepsi bir yörüngede yüzmektedir.
Biz, Muhammed’den önce de hiçbir beşer için sonsuzluk tanımadık. Peki, Muhammed öldü de onlar sürekli kalanlar mıdırlar?
Her kimliği olan varlık ölümü tadıcıdır. Ve eritip saflaştırmak üzere, sizi Biz, şer ve hayır ile sınarız. Ve siz yalnız Bize döndürüleceksiniz.
(73/21, Enbiyâ/30-35)
-328-

Ey Kur’an ile uyarıda bulunan kimseler!
Ve Allah’ın ilâhlığını ve rabliğini örten o kişiler, sizii gördükleri zaman, sadece, sizi alaya alıyorlar; “İlâhlarınızı anıp duran bu mudur?” Hâlbuki onlar Rahmân’ın [yarattığı bütün canlılara dünyada çokça merhamet eden Allah'ın] anılmasını, öğüdünü, Kitabı, Kur’ân’ı örtenlerin ta kendileridir.
İnsan çok aceleci özellikle yaratılmıştır. Size yakında alâmetlerimi göstereceğim. Şimdi siz Benden acele istemeyin.
Ve inkâr eden kişiler, “Eğer doğrular iseniz, bu vaat ne zamandır?” diyorlar.
Allah’ın ilâhlığını ve rabliğini örtmüş olan bu kişiler ateşi yüzlerinden ve sırtlarından men edemeyecekleri ve kesinlikle yardım da olunmayacakları zamanı bir bilseler!
Aslında bu azap, onlara ansızın gelecek de kendilerini şaşırtacaktır. Artık onu geri çevirmeye güçleri yetmeyecek ve onlara süre tanınmayacak.
Ve hiç kuşkusuz sMuhammed’den önce birçok elçiyle alay edildi de içlerinden alay edenleri, o alay ettikleri şey kuşatıverdi.
Deyin ki: “Geceleyin ve gündüzün sizi Rahmân’dan [yarattığı bütün canlılara dünyada çokça merhamet eden Allah'tan] kim koruyabilir?” Aslında onlar, Rablerinin anılmasından, öğüdünden yüz çevirenlerdir.
Yoksa onlar için, Bizim astlarımızdan, onlara engel olan birtakım tanrılar mı var? O sözde tanrılar kendilerine yardıma güç yetiremezler. Onlar tarafımızdan desteklenmezler de.
Aslında Biz, o kâfirleri ve atalarını kendilerine ömür uzun gelinceye dek yararlandırdık. Peki, şimdi Bizim yeryüzüne gelip onu etrafından eksilttiğimizi görmüyorlar mı? O hâlde üstün gelen onlar mıdır?
Deyin ki: “Biz sizi ancak vahiyle uyarıyoruz.” Uyarıldıkları zaman sağırlar çağrıya kulak vermezler.
Ve şüphesiz, Rabbinizin azabından bir esinti onlara dokunursa, kesinlikle ‘Eyvah bizlere! Şüphesiz biz yanlış yapanlarmışız’ diyeceklerdir.
Biz kıyâmet günü için “hak edilen pay terazileri” koyarız; hiçbir kimse, hiçbir şekilde haksızlığa uğratılmaz. O şey bir hardal tanesi ağırlığınca da olsa, onu getiririz. Ve hesap görenler olarak Biz yeteriz.
(73/21, Enbiyâ/36-47)
-329-

Ey insanlar! Geçmişi hatırlatıyoruz size:
Ve andolsun ki Mûsâ ve Hârûn’a Furkân’ı ve görülmeyen, duyulmayan, sezilmeyen ıssız yerde Rablerine saygıyla, sevgiyle, bilgiyle ürperti duyan, kıyâmetin kopmasından içleri titreyen, Allah’ın koruması altına girmiş kişiler için bir ışığı ve öğüdü verdik.
İşte bu Kur’ân da Bizim indirdiğimiz mübarek bir öğüttür. Şimdi siz bunu tanıtmayan, tanınmasını engelleyen kimseler misiniz?
Ve andolsun ki Biz, daha önce İbrâhîm’e rüşdünü vermiştik. Ve Biz o’nu bilenler idik.
Hani İbrâhîm, babasına ve toplumuna: “Israrla kendisine tapınıp durduğunuz heykeller nedir?” demişti.
Onlar: “Biz atalarımızı bunlara tapanlar olarak bulduk” dediler.
İbrâhîm: “Andolsun ki sizler ve atalarınız apaçık bir sapıklık içindesiniz” dedi.
Onlar: “Sen bize hakkı mı getirdin, yoksa sen oyun oynayanlardan mısın?” dediler.
İbrâhîm dedi ki: “Tam tersi, Rabbiniz göklerin ve yerin Rabbidir ki, onları O yaratmıştır. Ben de buna şâhitlik edenlerdenim. Allah’a yemin ederim ki siz arkanızı dönüp gittikten sonra, ben putlarınıza kesinlikle bir tuzak kuracağım.”
Sonra da İbrâhîm, ona müracaat etsinler diye kendilerine ait büyükleri dışında bunları parça parça etti.
Toplumu, “Bizim tanrılarımıza bunu kim yaptı? Şüphesiz o, kesinlikle yanlış yapanlardandır” dediler.
Bazıları, “Onları anıp duran bir genç duyduk. Onun için “İbrâhîm” deniliyor” dediler.
Onlar, “O hâlde o’na tanık olmaları için İbrâhîm’i insanların gözleri önüne getirin” dediler.
Onlar, “Ey İbrâhîm! Bunu tanrılarımıza sen mi yaptın?” dediler.
İbrâhîm: “Aksine, onu şu büyükleri yaptı. Konuşabiliyorlarsa haydi kendilerine sorun” dedi.
Bunun üzerine kendi vicdanlarına döndüler de: “Şüphesiz siz, yanlış iş yapanların ta kendisisiniz” dediler.
Sonra onlar yine kendi kafalarına döndüler: “Andolsun ki bunların konuşmayacağını bilirdin” dediler.
İbrâhîm: “O hâlde, Allah’ın astlarından size hiçbir şekilde fayda vermeyen ve size zarar vermeyen şeylere mi tapıyorsunuz? Size de, Allah’ın astlarından taptıklarınıza da yazıklar olsun! Siz hâlâ akıllanmayacak mısınız?” dedi.
Toplumu: “Eğer yapanlarsanız, şunu yandırın [ateşe verin, sıkıntıya sokun] ve tanrılarınıza yardım edin” dediler.
Biz: “Ey ateş! İbrâhîm’e karşı soğuk ve güvenli ol” dedik.
Ve ona bir düzen kurmak istediler de Biz kendilerini daha fazla zarara/kayba uğrayıp acı çeken kimseler yaptık.
İbrâhîm’i de, Lût’u da, âlemler için, içinde bolluklar bulunan topraklara kurtardık.
Ve Biz o’na İshâk’ı, ilave olarak da Ya‘kûb’u bağışladık. Ve hepsini iyi kimseler yaptık.
Ve Biz onları, Bizim emrimizle kılavuzluk yapan önderler yaptık. Ve Biz onlara hayırlar işlemeyi, salâtı ikame etmeyi [mâlî yönden ve zihinsel açıdan destek olma kurumlarını oluşturma-ayakta tutmayı], zekâtı/vergiyi vermeyi vahyettik. Ve onlar, sadece Bize kulluk yapanlar idiler.
Ve Lût; Biz o’na bir hüküm, bir bilgi verdik. Onu çirkin işler işleyen kentten kurtardık. Şüphesiz onlar, kötü bir toplumdular, hak yoldan çıkmış kimselerdiler.
Ve Biz Lût’u rahmetimizin içine girdirdik. Şüphesiz o, sâlihlerdendir.
Ve Nûh’u; hani o daha önce nida etmişti de Biz de o’na cevap vermiştik. Sonra da Biz kendisini ve ailesini, yakınlarını, inananlarını büyük sıkıntıdan kurtardık.
Ve âyetlerimizi yalanlayan toplumuna karşı o’na yardım ettik. Şüphesiz onlar kötü bir toplumdular da Biz onları topluca suda boğduk.
Dâvûd ve Süleymân’ı da; hani onlar, toplumun koyunlarının, içinde geceleyin yayıldığı ekin hakkında hüküm veriyorlardı. Biz de, toplumun yasalarının ne olduğunu biliyorduk.
Sonra da Biz, onu Süleymân’a hemen iyice kavrattık. Ve hepsine yasa ve bilgi verdik. Dâvûd’la beraber Allah’ı noksan sıfatlardan arındırsınlar diye, dağları ve kuşları buyruk altına aldık/onları insanların yararlanacağı ölçüler içinde yarattık. Ve Biz yapanlarız.
Ve Biz, sizin kötülüğünüzden sizi korumak için, sizin için zırh yapımını o’na öğrettik. Artık siz kendinize verilen nimetlerin karşılığını ödeyenler misiniz?
Ve Süleymân’a, içinde bolluklar oluşturduğumuz toprağa doğru o’nun emriyle akıp giden kasırga hâlindeki rüzgârı boyun eğdirdik. Ve Biz her şeyi bilenleriz.
Ve şeytanlardan, kendisi için dalgıçlık eden ve bundan daha düşük iş yapan şeytanları da boyun eğdirdik. Ve Biz onlar için koruyucular idik
Ve Eyyûb; hani o: “Şüphesiz bana zarar dokundu. Sen merhametlilerin en merhametlisisin” diye Rabbine nida etmişti de Biz, o’nun için karşılık vermiştik. Sonra o’ndan zararlı olan şeyleri kaldırdık. Ve katımızdan bir rahmet ve kulluk edenlere bir öğüt olmak üzere, kendisine ailesini, yakınlarını ve kaybettikleriyle bir mislini daha verdik.
Ve İsmâîl, İdrîs ve Zülkifl, hepsi sabreden kimselerdendi.
Onları da rahmetimizin içine girdirdik. Şüphesiz onlar sâlih kişilerden idiler.
Ve Zünnûn’u [kılıç sahibini, Ninovalı'yı], hani öfkelenerek gitmişti de kendisini sıkıntıya sokmayacağımızı sanmıştı. Sonra da karanlıklar içinde, “Senden başka ilâh diye bir şey yoktur! Seni tenzih ederim. Şüphesiz ben yanlış yapanlardan oldum!” diye seslenmişti.
Sonra da Biz, o’na cevap verdik ve o’nu, gamdan/üzüntüden kurtardık. Ve işte, inananları Biz böyle kurtarırız.
Ve Zekeriyyâ; hani o, Rabbine: “Rabbim! Beni tek başıma bırakma, Sen varislerin en hayırlısısın” diye seslenmişti de Biz, o’nun için karşılık vermiştik. Ve kendisine Yahyâ’yı ihsan ettik. Ve o’nun için eşini düzelttik/doğum yapmaya elverişli hâle getirdik. Şüphesiz onlar hayırlarda yarışıyorlar, umarak ve korkarak Bize yalvarıyorlardı. Ve Bize karşı derin saygı duyuyorlardı.
Ve o, ırzını titizlikle koruyan kadın; işte Biz, onu güvenli bilgimizle bilgilendirdik. Ve kendisini ve oğlunu âlemler için bir alâmet/gösterge yaptık.
Ey insanlar!
Şüphesiz bu, bir tek ümmet olarak sizin ümmetinizdir. Ben de sizin Rabbinizim. O hâlde Bana kulluk edin.
Hâlbuki ortak koşanlar, işlerini aralarında paramparça ettiler. Hepsi yalnızca Bize dönücülerdir.
Öyleyse kim inanmış olarak düzeltmeye yönelik işler yaparsa onun emeği için iyilikbilmezlik edilmeyecektir. Biz, hiç şüphesiz onu yazanlarız da.
Ve değişime/yıkıma uğrattığımız bir kent üzerine yasak: “Şüphesiz bunlar, dönmeyecekler!”
Hatta akıncılar ve komutanı açıldığı zaman, onlar, yüksek tepeden akın edip çıkarlar.
Ve gerçek vaat yaklaştığı zaman Allah’ın ilâhlığını ve rabliğini örtmüş olan o kişilerin gözleri dönüverir: “Eyvah bizlere! Kesinlikle biz bundan bilgisizlik/duyarsızlık içindeydik. Aslında biz yanlış iş yapan kimseler idik.”
(73/21, Enbiyâ/48-97)
-330-

Ey tevhit’ten sapanlar!
Kesinlikle siz ve Allah’ın astlarından taptıklarınız, cehennemin odunusunuz/ yakıtısınız; siz oraya gireceksiniz.
Eğer Allah’ın astlarından tapınılan şeyler ilâh olsalardı, oraya girmezlerdi. Ve hepsi orada temelli kalacaktır. Orada onların bir inlemeleri vardır. Bunlar orada bir şey işitemezler de.
(73/21, Enbiyâ/98-100)
-331-

Ey insanlar!
Şüphesiz tarafımızdan kendilerine “En Güzel” hazırlanan kimseler; işte onlar, cehennemden uzaklaştırılmışlardır. Onlar, cehennemin uğultusunu duymazlar. Onlar, nefislerinin istediği şeyler içinde sürekli kalıcıdırlar.
O en büyük korku onları üzmez ve kendilerine haberciler: “İşte bu, size söz verilmiş olan gününüzdür” diye akıllarına getirirler.
(73/21, Enbiyâ/101-103)
-332-

Ey insanlar!
Biz, göğü, kitapların dürüldüğü gibi dürdüğümüz zaman, yaratmaya ilk başladığımız gibi –katımızdan verilmiş bir söz olarak– onu yeniden var edeceğiz. Şüphesiz Biz yapanlarız.
(73/21, Enbiyâ/104)
-333-

Ey insanlar!
Ve andolsun ki Biz, Öğüt’ten/Tevrât’tan sonra, Zebûr’da da ‘Şüphesiz yeryüzüne ancak Benim sâlih kullarım mirasçı olacak’ diye yazdık.
Şüphesiz Kur’ân’da, kulluk eden toplum için kesinlikle bir iletilen mesaj vardır.
Biz Muhammed’i de ancak, âlemler için bir rahmet olarak/rahmet için gönderdik.

Ey Kur’an ile uyarıda bulunanlar!
Deyin ki: “Tüm peygamberlere ‘İlâhınız ancak tek bir ilâhtır’ diye vahyolunuyor. Şimdi siz Müslümanlar mısınız?”
Buna rağmen eğer yüz çevirirlerse: “Size dosdoğru/ eşit/tarafsız olarak açıkladım ve tehdit olunduğunuz şey yakın mı, uzak mı bilmiyorum. Şüphesiz Allah, sözden açığa vurulanı bilir, gizlediğiniz şeyleri de bilir. Ve ‘Belki bu gecikme sizi denemek ve bir süreye kadar yararlandırmak içindir’ ben bilmiyorum” deyin onlara.
Deyin ki: “Rabbimiz! Aramızda gerçekle hükmet” ve “Bizim Rabbimiz, o yarattığı bütün canlılara dünyada çokça merhamet eden Allah’tır, sizin nitelemeleriniz üzerine yardımı istenendir.”
(73/21, Enbiyâ/105-112)