ARAF SURESİ

 

Dikkat, dikkat!  Öğüt/şeref sahibi Kur’ân kanıttır ki, onlardan önce nice kuşakları değişime, yıkıma uğrattık Biz. Onlar da çağrıştılar; yalvarıp yakardılar. Ama artık kurtuluş vakti değildi, iş işten geçmişti, yakaracak zaman yakarmalıydılar. Şimdi Allah’ın ilâhlığını ve rabliğini örten şu kimseler bir gurur ve bölünme içindedirler; kafaları çok karışık.

Ve içlerinden kendilerine bir uyarıcı geldiğine şaşmaktar da Allah’ın ilâhlığını ve rabliğini örten o kimseler, “Bu bir sihirbazdır, çok çok yalan söyleyen birisidir. O bunca ilâhı, bir tek ilâh mı yapmış? Bu gerçekten çok şaşılacak bir şey!” diyerek hâlâ  yedek ilahlarına sarılmaktadırlar.
Ve içlerinden ileri gelenler yürüyerek: “İlâhlarınız üzerinde direnin ve sözünüzden, kararınızdan dönmeyin. Bu, gerçekten, sizden beklenen bir şeydir! Biz bunu son/başka bir dinde işitmedik, bu ancak bir uydurmadır. Öğüt/Kitap’a onlar mı sahip çıkıyorlar, bizi uyarı yapmak onlara mı kaldı? demektedirler” –Aksine onlar Benim öğüdümden/ Kur’ân’dan yetersiz bilgi içindeler, aksine onlar henüz azabımı tatmadılar.–
Yoksa çok güçlü ve çok bağış yapan Rabbinin rahmet hazineleri onların yanında mıdır? Ya da bütün o göklerin, yerin ve aralarında olanların mülkü onların mıdır? Öğüt, öğüt verecek kitap onların tekelinde midir? Öyleyse, burada, çeşitli gruplardan oluşmuş, bozguna uğramış bir ordu olan onlar, her yolu deneyerek yükselsinler, kur’an ile uyarıya engel olmaya çalışsınlar! 
Onlardan önce Nûh’un toplumu, Âd, kazıklar sahibi Firavun, Semûd, Lût’un toplumu ve Eyke ashâbı da yalanladılar. İşte onlar, ayrı ayrı baş çeken gruplardır.
Onların hepsi, sadece elçileri yalanladılar. Bu sebeple azabım hak oldu. Ve bunlar, göz açıp kapayacak kadar bile gecikmesi olmayan bir çığlıktan başkasını beklemiyorlar.
Ve bir de utanmadan, “Rabbimiz! Hesap gününden önce bizim azaptan payımızı acele ver bize!” diye dalga geçmekteler.
(38/38, Sâd/1-16) 
-63-

Ey Kur’an ile uyarı görevi yapan kullar! Siz onların dediklerine sabredin ve güçlerin sahibi kulumuz Dâvûd’u hatırlayın, siz de onun gibi olun. Şüphesiz o, Rabbine çokça dönendi.
Gerçekten Biz, dağlara boyun eğdirdik/yapısal olarak insanların yararına kullanılacak biçimde yarattık. Her zaman kendisiyle birlikte Allah’ı noksanlıklardan arındırırlardı. Kuşları da toplu olarak o’na boyun eğdirmiştik/Dâvûd’un ve insanların yararlanacağı biçimde yaratmıştık. Hepsi o’na dönücü idi. Biz o’nun mülkünü de pekiştirdik. Ve o’na yasayı ve hakkı bâtıldan ayıran sözü söyleme imkânını verdik. Size de Davu’da verdiğimiz ayrıcalıkları veririz. Siz gayretinizi sürdürünüz.

Ve size şu davacıların haberi geldi mi, biliyor musunuz neler oldu? Bir zaman halk mihraba/Dâvûd’un özel evine çıkıp varmışlardı.
Dâvûd’un yanına girdiklerinde o, onlardan korkuvermişti. Ona, “Korkma! Biz, iki davacıyız. Bazımız, bazımıza haksızlık etti. Şimdi sen aramızda hak ile hüküm ver, haksızlık etme ve bizi doğru yolun ortasına yönelt” dediler. Birisi de dedi ki: “İşte bu benim kardeşim. Onun doksan dokuz koyunu var, benim ise bir tek koyunum var. Böyle iken, ‘Onu da bana ver’ dedi ve konuşmada bana üstün geldi/tartışmada beni yendi.”
Dâvûd dedi ki: “Doğrusu senin bir koyununu kendi koyunlarına katmak istemesiyle o sana haksızlık etmiştir. Gerçekten de ortakların, bir toplulukta yaşayanların çoğu kesinlikle birbirlerine haksızlık ediyorlar. Ancak iman edenler ve düzeltmeye yönelik işler yapan kimseler haksızlık etmezler. Ama onlar da ne kadar azdır!” Ve Dâvûd, Bizim kendisini birtakım sıkıntılarla imtihan ederek arı-duru hâle getirdiğimize/olgunlaştırdığımıza kesin kanaat getirdi ve anladı. Hemen Rabbinden bağışlanma diledi, ortak koşmaktan uzak olarak yere kapandı ve döndü.
Biz de o’nun için bunu bağışladık/Biz de o’nu bağışladık. İşte böyle! Şüphesiz yanımızda o’nun için bir yakınlık ve güzel bir dönüş yeri vardır.
Davud’un adaletli, bilgili davranışı karşısında halk, Ey Dâvûd! Gerçekten Biz seni bu yerde eski yöneticinin yerine yönetici yaptık. O hâlde insanlar arasında hak aracılığıyla, haksızlık ve kargaşayı engelleyip adaleti sağla. Keyfe, arzuya uyma. O takdirde seni Allah’ın yolundan saptırır. Kesinlikle Allah yolundan sapanlar; hesap gününü umursamadıklarından kendileri için çok şiddetli bir azap vardır.
İşte böyle. Davud kendisine lütfedilmiş bilgiler sayesinde itibar gördü, halk ayağına vardı ve onu kendilerine yönetici yaptı.
Ey kur’an ile uyarıda bulunan kullar, Aynı şeyler sizin için de niye olmasın ki!!!
Dâvûd’a Süleymân’ı da bahşettik. O ne güzel kuldu! Şüphesiz o, Rabbine çokça dönendi.
Bir zaman kendisine akşamüstü iyi cins ve rahvan atlar sunulmuştu; “Ben, mal, servet, çıkar sevgisini, Rabbimin anılmasından dolayı sevdim.” –Sonunda onlar perdenin arkasına girdiler.– “Geri getirin onları bana!” dedi. Hemen onların bacaklarını, boyunlarını sıvazlamaya başladı.
Andolsun ki Biz Süleymân’ı da çeşitli badirelerden, sıkıntılardan geçirerek saflaştırmıştık/olgunlaştırmıştık. Ve tahtının üzerine bir ceset bırakmıştık. Sonra o, döndü; “Ey Rabbim! Beni koru/bana maddî ve manevî pislik bulaştırma ve bana, benden sonra hiç kimseye yaraşmayan bir mülk hibe et/bağışla! Şüphesiz ki Sen, bol bol hibe edensin/bağışlayansın” dedi.
Bunun üzerine Biz de, o’nun emriyle istediği yere yumuşacık akıp giden rüzgârı, şeytânları; tüm dalgıç ve yapı ustalarını ve zincirlere bağlanmış olan diğerlerini o’nun emrine verdik.
-İşte bu, Bizim hesaba gelmez ihsanımızdır. Artık sen dilersen başkalarına ver veya vermeyip tut.-
Şüphesiz ki o’nun için yanımızda bir yakınlık ve güzel bir dönüş yeri vardır.

Gördüğünüz gibi Süleyman’ın idareciliğinde inişler çıkışlar oldu. Ama o, Allah’a yönelmeden hiç sapmadı. Sizinde başınıza çeşitli sıkıntılar gelebilir. Siz de Süleyman gibi her fırsatta Allah’a yönelirseniz, Allah sizi de bağışlar ve nice nimetlere kavuşturur.

Ey Kur’an ile uyarıda bulunan kullar!
Kulumuz Eyyûb’u da hatırlayın, bir düşünün hele! Bir zaman o, Rabbine seslenmişti: “Şeytân bana acı ve dert, tasa sıkıntı dokundurdu.”
–“Hemen, hızlıca, yaya olarak oradan uzaklaş! İşte yıkanılacak bir yer, soğuk içecek!”–
Ve Biz o’na, ailesini ve onlarla birlikte olanların bir mislini daha tarafımızdan bir rahmet ve kavrama yeteneği olanlar için bir ibret olarak bahşettik.
“Ve eline bir tutam ot mesabesinde ki sermayeni/baharatçılık için nane, fesleğen demeti al, onunla hemen, rızık aramak için sefere çık ve kararsız olma, doğrudan sapma, günah işleme.” Gerçekten Biz o’nu sabırlı biri olarak bulduk. O, ne güzel kuldu! Şüphesiz o, Rabbine çokça dönendir.
Evet, Eyyüb’ün hayatında da inişler çıkışlar oldu. O da Kullujtan Bişze yönelmekten hiç vazgeçmedi. Biz de onu ödüllendirdikçe ödüllendirdik, ona kaybettiklerinin kat kat fazlasını verdik. Siz de Eyüb gibi olursanız, siz de kaybettiklerinizin kat katını ödül olarak alırsınız.

Ey Kur’an ile uyarıda bulunan kullar!
Güç ve öngörü sahibi kullarımız İbrâhîm’i, İshâk’ı ve Ya’kûb’u da hatırlayın!
Şüphesiz Biz onları “Yurt Düşüncesi/ özgür vatan hasreti” saflığıyla saflaştırdık, arı-duru hâle getirdik. Ve şüphesiz onlar, yanımızda seçilmiş en hayırlı kimselerdendir. İsmâîl’i, Elyasâ’yı, Zülkifl’i de an. Hepsi de hayırlı kimselerdendir.
Siz de bunlar gibi, sürgünler yeyip vatan hasreti çekerseniz, sakın umutsuzluğa düşmeyin. Siz de nezdimizde hayırlı kullar olabilirsiniz.
(38/38, Sâd/17-26, 30-48) 
-64-

Ey insanlar, iyi araştırınız! Biz gökyüzünü, yeryüzünü ve aralarında olanları boşuna yaratmadık. Bu, Allah’ın ilâhlığını ve rabliğini örten kişilerin zannıdır. Cehennem ateşinden dolayı vay Allah’ın ilâhlığını ve rabliğini örten şu kişilerin hâline!
Yoksa, iman eden ve de sâlihâtı işleyenleri Biz, yeryüzündeki o bozguncular gibi mi yaparız? Yoksa Allah’ın koruması altına girmiş o kimseleri din-iman tanımayıp kötülüğe batanlar gibi mi yaparız?

Ey insanlar! Size içerisinde mesajlarımızı ilettiğimiz bu Kur’an, temiz akıl sahipleri onun âyetlerini düşünsünler ve öğüt alsınlar diye elçimiz Muhammed’e indirdiğimiz bereketli bir kitaptır. 
İşte bu, bir öğüttür/şereftir/hatırlatmadır. 
İyi biliniz ki, Allah’ın koruması altına giren kimseler için güzel bir dönüş yeri; içlerinde yaslanarak birçok meyve ve içecekler istedikleri ve de yanlarında hepsi de aynı yaşta, gözleri karşılarındakinden başkasını görmeyen hizmetçilerin bulunduğu, kapıları kendilerine açılmış olan Adn cennetleri vardır.
İşte bu, hesap günü için size vaat edilendir. –Hiç şüphesiz ki işte bu, Bizim rızkımızdır; ona hiç tükenmek yoktur.–
Yine iyi biliniz ki, azgınlar için de en kötü dönüş yeri; kendisine yaslandıkları cehennem vardır. –O ne kötü yataktır!– İşte o kaynar su ve irindir. Artık onu tadıp dursunlar!
Ve onun şeklinden çifter çifter diğerleri vardır. İşte bunlar da sizinle birlikte atılırcasına giren bir gruptur. Onlara bir rahat yok. Şüphesiz onlar cehenneme sallanacaklardır.
Onlar orada: “Hayır, asıl size merhaba yok. Cehennemi önümüze siz getirdiniz. O ne kötü bir duraktır!” diyecekler.
Yine, onlar “Rabbimiz! Bizim önümüze bunu kim getirdiyse onun ateşteki azabını kat kat arttır!” diye kendilerini aldatanların cezasının artırılmasını isteyeceklerdir.
Ve yine onlar: “Kendilerini kötülerden saydığımız birtakım adamları niye göremiyoruz? Biz onları alaya almıştık/aşağılamıştık. Yoksa gözler onlardan kaydı mı?” diye küçük gördükleri kimselerin kurtulmuş olduğuna üzüleceklerdir.
Şüphesiz ki bu, ateş ehlinin birbiriyle tartışması/davalaşması gerçektir. Onun için uyanık olup da cehennemde birbirini suçlayanlardan olmayın.
(38/38, Sâd/27-29, 49-64)
-65-

Ey kur’an ile uyarı yapan kullar! İnkarcılara,
“Bin ancak bir uyarıcıyız. Ve O, bir tek ve kahredici, göklerin, yerin ve ikisi arasında olan şeylerin Rabbi, çok güçlü, çok bağışlayıcı olan Allah’tan başka tanrı yoktur” deyin.
Yine deyin ki:  “Sizi kendisiyle uyardığımız elimizdeki bu Kur’an çok büyük, önemli bir haberdir. Siz ondan yüz çeviriyorsunuz. Siz birbirinizle tartışırken, Elçi Muhammed’in “en üstün şeylerin doldurulduğu; Kur’ân’a dair bir bilgisi yok idi. Ancak o, evet o apaçık bir uyarıcı olduğuiçin ona vahyedildi. Biz de mü’min olarak o vahyedilmiş olan kitabı size tanıtıyoruz.”
(38/38, Sâd/65-70)
-66-

Ey insanlar! Sizin yapınızı bir temsille anlatıyoruz. İyi anlayın ve kendi varlığınızı iyi tanıyın1
Bir zamanlar Rabbiniz bir zaman evrendeki güçlere, “Şüphesiz Ben çamurdan bir beşer yaratıcıyım. Onu düzgünleştirip bilgili hâle getirdiğim zaman derhal ona boyun eğip teslim olun” demişti.
Bunun üzerine İblis/düşünce yetisi hariç evrendeki güçlerin tümü hep birlikte boyun eğip teslimiyet gösterdiler, İblis büyüklük tasladı ve görmezden gelenlerden oldu.
Allah, “Ey İblis! O benim iki elimle/kudretimle yarattığıma boyun eğip teslim olmana ne engel oldu? Büyüklendin mi? Yoksa yüksek derecelerde bulunanlardan mı oldun?” dedi.
İblis dedi ki: “Ben ondan hayırlıyım. Beni enerjiden yarattın, onu ise maddeden yarattın.”
Allah, “Hemen çık oradan, artık sen kesinlikle kovulmuşsun, / katilin, asılsız söz ve düşünce üretenin, karanlığa taş atanın tekisin,
“Ve elbette hayırdan uzak tutmam, karşılık gününe kadar senin üzerindedir” dedi.
İblis, “Rabbim! O hâlde tekrar diriltilecekleri güne kadar bana süre ver” dedi.
Allah, “Haydi sen belirli bir vakte kadar süre verilenlerdensin” dedi.
İblis, “Öyle ise en üstün, en güçlü, en şerefli, mağlûp edilmesi mümkün olmayan; mutlak galip oluşuna yemin ederim ki ben onların hepsini; –içlerinden arıtılmış kulların hariç– kesinlikle azdıracağım” dedi.
Allah dedi ki: “Gerçek budur. Ben de şu gerçeği söylüyorum: “Andolsun ki cehennemi kesinlikle senden ve onların sana uyanlarından; hepinizden dolduracağım.”
Evet, tüm evrendeki güçleri size boyun eğecek yapıda yarattım. Yalnız düşünce yetisini farklı yarattım. O size teslimiyet, göstermez, boyun eğmez. Bu kıyamete kadar böyle olacaktır. Onun ürettiği ham fikirleri ölçmeden, biçmeden uygulamayın. Sonra sizi cehenneme sürükler. Şimdiden uyarıyorum. Cehennemi onun ürettiği ham fikirlere uyanlarla dolduracağım.
(38/38, Sâd/71-85)
-67-

Ey uyarı görevi yapan kullar! Uyardığınız kimselere, “Biz Kur’ân’a karşı sizden bir ücret istemiyoruz. Biz yükümlülük getirenlerden/kendiliğinden bir şeyler uyduranlardan, külfet getirenlerden, başa iş çıkaranlardan da değiliz. Kur’ân, bütün âlemler için bir öğüttür ancak. Ve onun müthiş haberini bir zaman sonra kesinlikle bileceksiniz” diye bildirin.
(38/38, Sâd/86-88)