AHKAF [KUM TEPELERİ] SURESİ

 

Dikkat, dikkat!

Bu kitabın indirilişi, en üstün, en güçlü, en şerefli, mağlûp edilmesi mümkün olmayan/mutlak galip olan, en iyi yasa koyan, bozulmayı iyi engelleyen/sağlam yapan Allah’tandır.
Biz gökleri, yeryüzünü ve ikisi arasındakileri ancak “hak” ile ve “adı konmuş bir süre sonu” ile yarattık. Şu Allah’ın ilâhlığını ve rabliğini örten kimseler ise uyarıldıkları şeylerden/ uyarılmaktan yüz çevirenlerdir.

Ey Kur’an ile uyarı görevinde bulunan kullar!

Deyin ki: “Allah’ın astlarından yakardığınız şeyleri gördünüz mü/ hiç düşündünüz mü? Onlar, yeryüzünden neyi yaratmışlar, bana gösterin. Yoksa onların göklerde bir ortaklıkları mı var? Eğer siz doğru kimseler iseniz bana Kur’ân’dan önce bir kitap veya bilgiden bir kalıntı getirin.” 
Ve Allah’ın astlarından kıyâmet gününe kadar kendisine hiçbir cevap veremeyecek olan kimselere dua eden kimseden daha sapık kim olabilir? Üstelik tapılan kimseler, o kimselerin yalvarışlarından habersizler de.
İnsanlar bir araya toplandığı zaman da taptıkları kimseler kendilerine düşmanlar oldular. Ve onların kendilerine tapmalarını kabul etmeyenler idiler.
Ve Bizim âyetlerimiz kendilerine apaçık okunduğu zaman Allah’ın ilâhlığını ve rabliğini örten şu kimseler, kendilerine gelen “hak” için: “Bu apaçık bir büyüdür” dediler.
Ya da onlar, “Kur’ân’ı, Muhammed uydurdu” diyorlar. Deyin ki: “Eğer onu Muhammed uydurmuşsa ona Allah’tan olacak şeye güç yetiremezsiniz; onu Allah gibi cezalandıramazsınız. O, sizin neyin içine atıldığınızı daha iyi bilir. Sizinle benim aramda tanık olarak O yeter. Ve O, çok bağışlayıcıdır, çok merhamet edicidir.”
Deyin ki: “Muhammed elçilerden ilk ortaya çıkan biri değildir. Ve o, kendisine ve size ne yapılacağını bilmiyor. O sadece kendisine vahyedilene tâbi oluyor. Ve o sadece apaçık bir uyarıcıdır.”
Deyin ki: “Hiç düşündünüz mü? Eğer Kur’ân, Allah tarafından ise ve siz de onu örtmüşseniz, bununla birlikte İsrâîloğulları’ndan bir şâhit de onun bir benzeri üzerine tanık olup da inanmışsa, siz de büyüklük tasladıysanız … Şüphesiz ki, Allah şirk koşarak yanlış yapanlar topluluğuna kılavuzluk etmez.”
Ve Allah’ın ilâhlığını ve rabliğini örtmüş olan kişiler, iman etmiş kişiler için: “Eğer bir hayır, çıkar olsaydı, onlar, ona bizim önümüze geçemezlerdi; önce biz mü’min olur çıkarı biz alırdık” dediler. Bununla kılavuzlandıkları doğru yola girmeyince de: “Bu eski bir uydurmadır” diyeceklerdir.
Kur’ân’dan önce de bir önder ve rahmet olarak Mûsâ’nın kitabı vardı. İşte bu Kur’ân da, şirk koşarak yanlış iş yapan kimseleri uyarmak, iyilik-güzellik üretenleri müjdelemek için Arap lisanı üzerine/ en mükemmel ifade diliyle doğrulayan bir kitaptır.
(66/46, Ahkâf/1-12) 
-276-

Ey insanlar!

Şüphesiz işte şu: “Rabbimiz Allah’tır” deyip, sonra da dosdoğru olan kişiler üzerine hiçbir korku yoktur ve onlar üzülmeyeceklerdir.
İşte onlar cennet ashâbıdırlar. İşlemekte olduklarına karşılık orada sonsuz olarak kalacaklardır.
Ve Biz insana, ana ve babasına iyileştirmeyi-güzelleştirmeyi yükümlülük olarak ulaştırdık. Anası onu zahmetle taşıdı ve zahmetle bıraktı/ doğurdu. Ve onun taşınması ve ayrılması otuz aydır. Sonunda insan, olgunluk çağına ulaştığı ve kırk seneye geldiğinde: “Rabbim! Bana ve anama-babama ihsan ettiğin nimetlerine karşılık ödememi ve Senin hoşnut olacağın sâlihi işlememi sağla. Benim için soyumun içinde düzeltmeler yap/sâlih kimseler ver. Şüphesiz ben Sana yöneldim. Ve ben şüphesiz müslümanlardanım” dedi.
İşte bilgeleşmiş, bilinçlenmiş bu kimseler, vaat olunup durdukları doğru bir vaat olarak ve kendileri haksızlığa uğratılmadan, Allah’ın onlara amellerini tam olarak ödemesi için kendilerinden, yaptıklarının en güzelini kabul edeceğimiz ve cennet ashâbı içinde kötülüklerden koruyacağımız kimselerdir.
Ve anasına-babasına: “Öf size! Siz beni, benden önce nice nesiller gelip geçmiş iken çıkarılmakla/ öldükten sonra dirilmekle mi tehdit ediyorsunuz?” diyen kimse… Ve anası-babası, Allah’a yalvararak: “Yazık sana! Gel iman et, şüphesiz ki, Allah’ın vaadi gerçektir” der. Sonra da o: “Bu Kur’ân, öncekilerin masallarından başka bir şey değildir” der.
İşte anası-babası ile inanç çatışması olan, âhirete inanmayan çocuklar, kendilerinden önce gelip geçmiş olan bilinen-bilinmeyen tüm kesimden önderli toplumlar içerisinde aleyhlerinde Söz hak olmuş kimselerdir. Şüphesiz onlar, gerçekten kayba/ zarara uğrayıp acı çeken kimseler idiler.
Ve herkes için işledikleri şeylerden, birtakım dereceler vardır. –Ve onlar haksızlığa uğratılmadan, Allah’ın onlara amellerini tam olarak ödemesi içindir.– 
Ve Allah’ın ilâhlığını ve rabliğini örtmüş kişiler ateş üzerinde yayılacakları gün: “Siz iğreti dünya hayatınızda bütün güzel şeylerinizi giderdiniz, onlar ile yararlandınız, artık yeryüzünde haksız yere büyüklük taslamanız ve hak yoldan çıkıcılık edip durduğunuzdan dolayı bu gün alçaltıcı bir azap ile karşılık göreceksiniz!”
(66/46, Ahkâf/13-20) 
-277-

Ey Kur’an ile uyarı görevinde bulunan kullar!

Uyarı görevinizi yaparken

Âd’ın kardeşi Hûd’u da anın! Hani o, Ahkâf’ta toplumunu uyarmıştı. –Kesinlikle o’nun önünde ve ardında [her yanında], “Allah’tan başkasına kulluk etmeyin. Şüphesiz ben sizin için büyük bir günün azabından korkuyorum” diyen uyarıcılar geçmişti.–
Onlar: “Sen bizi ilâhlarımızdan çevirmek için mi geldin? Eğer doğrulardan isen, hadi o bizi tehdit edip durduğun azabı hemen getir” dediler.
Âd’ın kardeşi; Hûd: “ Şüphesiz o azabın ne zaman geleceğine dair bilgi Allah katındadır. Ben ise size benimle gönderileni tebliğ ediyorum. Velâkin ben sizi cahillik edip duran bir toplum olarak görüyorum” dedi.
Sonunda onu, vadilerine doğru gelen geniş bir bulut hâlinde gördüklerinde: “Ha işte! Bu, bize yağmur getirecek bir bulut!” dediler, Hayır, aksine o, çabuklaştırmaya çalıştığınız şeyin ta kendisi; Rabbinin emriyle her şeyi yerle bir eden, içinde acıklı bir azap olan rüzgâr… Sonunda o hâle geldiler ki, konutlarından başka hiçbir şey görünmüyordu. Biz, günahkârlar topluluğunu işte böyle cezalandırırız.
Ve andolsun ki Biz, sizi güçlü kılmadığımız şeylerde onları güçlü kılmıştık; size vermediğimiz imkânları onlara vermiştik. Onlara da kulaklar, gözler ve duygular vermiştik. Buna rağmen kulakları, gözleri ve duyguları onlara hiçbir yarar sağlamadı/ kendilerinden hiçbir şeyi uzaklaştıramadı. Çünkü onlar Allah’ın âyetlerini bile bile inkâr ediyorlardı. Alay etmekte oldukları şey de onları sarıp kuşatıverdi.
Kesinlikle, Biz kendi komşularınız olan memleketleri değişime/ yıkıma uğrattık. Âyetleri, onlar dönsünler diye tekrar tekrar açıkladık. Öyleyse Allah’ın astlarından güya O’na yakınlığa vesile edindikleri düzme tanrılar, onların azabını savmaya yardım etmeli değil miydi? Tersine o düzme tanrılar kendilerinden ayrılıp kayboldular. Bu, onların yalanlarıdır/ uydurmakta oldukları şeydir.
(66/46, Ahkâf/21-28) 
-278-

Ey Kur’an ile uyarı görevinde bulunan kullar!
Kur’anın etkisini anlamanız için bu olayı iyi öğrenin.
Hani Biz gizli ajanlardan Kur’ân’ı dinlemek isteyen bir grubu Muhammed’e yöneltmiştik. Onlar, Kur’ân’a hazır oldukları zaman, “Susun!” dediler. Sonra Kur’ân’ı dinleyince de birer uyarıcı olarak toplumlarına döndüler. 
Onlar: “Ey toplumumuz! Şüphesiz biz Mûsâ’dan sonra indirilen ve sadece içinde konu edilenleri tasdik eden, hakka ve dosdoğru yola kılavuz olan bir kitap dinledik. Ey toplumumuz! Allah’ın davetçisine karşılık verin ve O’na iman edin ki, Allah günahlarınızı bağışlasın ve sizi acı bir azaptan kurtarsın. Her kim Allah’ın davetçisine karşılık vermezse, bilsin ki, yeryüzünde Allah’ı âciz bırakacak değildir. Onun için Allah’ın astlarından yardımcı, yol gösterici, koruyucu yakın kimseler de yoktur. İşte onlar, apaçık bir sapıklık içerisindedirler” dediler.
(66/46, Ahkâf/29-32) 
-279-

Ey insanlar! İyi gözlem yapın ve iyi düşünün.
Onlar, şüphesiz gökleri ve yeryüzünü yaratan ve onları yaratmakla yorulmamış olan Allah’ın ölüleri diriltmeye de güç yetiren olduğunu görmediler mi/ düşünemediler mi? Evet şüphesiz ki, O, her şeye gücü yetendir.
Allah’ın ilâhlığını ve rabliğini örten şu kimselerin ateş üzerine yayılacakları gün: “Bu, gerçek değil miymiş?” Onlar da: “Evet; gerçekmiş. Rabbimize andolsun!” dediler. Allah: “O hâlde örtüp durduğunuzdan/ inanmadığınızdan dolayı şimdi tadın azabı!” dedi.
(66/46, Ahkâf/33-34) 
-280-

Ey Kur’an ile uyarı görevinde bulunan kullar!

Artık elçilerden azim sahiplerinin sabrettikleri gibi siz de sabredin! Onlar için aceleci olmayın. Sanki onlar kendilerine vaat edilen şeyi gördükleri gün dünyada sadece gündüzün bir saati kadar kalmış gibidirler. 
Bu, bir tebliğdir. Artık hak yoldan çıkanlar topluluğundan başkası değişime/yıkıma uğratılır mı?
(66/46, Ahkâf/35)